Selçuk Erez

Kimi asacaksın?

28 Temmuz 2016 Perşembe

Darbe girişiminden sonra Cumhurbaşkanı’nın çağrısıyla sokağa dökülenlerin bir bölümü tempo tutarak bağırıyor: “İdam isteriz!”
Cumhurbaşkanı, bu isteği “Demokrasilerde halkın talebi bir kenara konulamaz. Bu sizlerin hakkıdır” diyerek yanıtladı. Başbakan da “Halkın idam talebi bizim için emirdir ancak aceleci karar vermek yanlış olur. İdamı ele alacağız” dedi.
Bu ülkeye bu çağda idamı geri mi getireceğiz?
Birleşmiş Milletler 2007’den bu yana defalarca idamın kaldırılması, kalkmasa bile uygulanmaması konusunda karar önerileri kabul etmişken, AB, ölüm cezasının geçerli olmamasını Birliğe üye olmanın koşulu sayarken biz idamı geri mi getireceğiz?
Uluslararası Af Örgütü idamı, hata yapıldığında düzeltilmesi olanaksız bir insanlık suçu kabul ederken biz insan mı asacağız?
“ABD’de de var” deniyor. Doğru değil; bazı eyaletlerde var, bazısında yok. Kaldı ki tümünde olsa bile, idama karşı var olan gerekçeler öylesine güçlü ki idamcıların bu savlarını geçersiz kılar.
ABD kaynaklı başka verilere de bakılmalı: Bunlar idam istemenin yanlışlığını yansıtır: ABD’de 19922004 tarihleri arasında 39 kişinin aslında suçsuz oldukları halde idam edilmiş oldukları anlaşılmıştır.
Türkiye’de yargının şaşmazlığı oradakinden daha iyi, daha üstün müdür?
Ergenekon davalarında başta eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, birçok yüksek rütbelimiz ve sivil yurttaşımız müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet cezasına çarptırılmamış mıydı? Ölüm cezası kalkmamış olsaydı kuşkusuz birkaçının yaşamları ipte son bulacaktı.
O zaman Ergenekon mahkûmiyetlerinin düzmece belgelere, asılsız suçlamalara dayandığı ortaya çıktığında ne yapacaktık? Haksız asılanları geriye getirebilecek miydik?
Erdal Eren, 1980 sonlarında yaşının aslında 18’den küçük olduğunu yansıtacak testler yapılmadan asıldı. Öldürülmese, hapse mahkûm edilse ve işin doğrusu bugün saptansaydı bile 50 küsur yaşındayken özgürlüğüne kavuşabilirdi.
Bir ülkede “İdam isterim!” diye bağırıp çağırmadan önce infaz kurumlarımızın durumlarını da bilmek, o düzeyde olabilecekleri de düşünmek gerekir. Bir hekimin anlattıkları bu aşamada olmuşları ve olabilecekleri güzel yansıtır:
“Askerliğimi Sinop Cezaevi’nde yaptım. Görevim asılanların ölüp ölmediklerini saptamaktı. Bu iğrenç görev sırasında asılanların bazılarının hemen can verdiğini, bazısının ise uzun süre can çekişip öldüğünü gördüm. Zamanla, cellatların asılacakları kafalarında kendilerine göre bir kez daha yargılayıp cidden kötü bir şey yaptığına inandıklarına, eziyet ettiklerini, o kadar kötü bir şey yapmamış olduğunu düşündüklerini ise ipi daha uzun bırakıp boyunlarının hemen kırılmasını sağladıklarını fark ettim.
Bu ülkede pek çok ilkelliğe şahit olduk. Bunlara bir de idamı eklemeyelim.”


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Böcek yeriz o zaman! 30 Ağustos 2018
Saraydan kız kaçırma... 23 Ağustos 2018
Mahmut Makal’ın önemi.. 16 Ağustos 2018