Rusya klasik bir propaganda taktiğini uyguluyor. Bir iddia ısrarla tekrarlanırsa, doğru olmasa bile akıllarda yer etmeye başlar.
Moskova uçak krizinden bu yana Türkiye’nin IŞİD’in petrol sevkıyatlarına yardımcı olduğunu üstüne basa basa söylüyor. Hatta meseleyi iyice tırmandırarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ailesinin de bu işte parmağı olduğunu savunuyor.
Erdoğan ise “kanıtlasınlar istifa ederim” diye konuşuyor. Bizde farklı durumlarda çok dillendirilen bu meydan okuma şeklinin aslında boş olduğunu biliyoruz. Buna rağmen Erdoğan’ın duyduğu kızgınlığı yansıtıyor. Belli ki bu iddialara inanılmaya başlanacağından endişeli.
Burada ilginç olan husus, Rus uçağının düşürülmesi konusunda Ankara’ya tam destek veren NATO müttefiklerinin Moskova’nın bu iddialarına bir ölçüde katılıyor olmalarıdır.
Bu hususu konuştuğum Batılı bir diplomat sözüne, “Erdoğan ailesi işin içinde mi, bilemem. Açıkçası sanmıyorum çünkü buna inanmak çok zor, ama…” diye söze girdi. Bu sözlerin Erdoğan ile ilgili kısmı önemli değil, zira bu iddiaya inanmak gerçekten zor, fakat diplomatın sözlerindeki “ama…” kısmı önemli.
“IŞİD petrolünün geçmişte Türkiye üzerinden gittiğine dair ciddi şüpheler var. Bunun devam ediyor olabileceğine inananlar var” diye konuşan diplomat, “Bunun yetkili ellerle yapıldığını söylemiyorum. Fakat sınırın denetlenmesinde ‘göz yumma’ olarak yorumlanabilecek ihmaller ihtimal dışı değil” diye ekledi.
Bu sözler “diplomatça” telaffuz edilmiş olsa da Batı’nın şu sıralarda Türkiye’den ısrarla istediği bir hususla doğrudan bağlantılı. Üstelik Rusya da aynı şeyi istiyor. Özetle Türkiye’ye ister ABD Başkanı Obama, ister AB yetkilileri, ister Rusya olsun, “Suriye sınırını kapat” diyorlar.
Bunu sadece IŞİD ve benzeri gruplara mensup militanların geçişlerini engellemek için değil, bu grupların gerçekleştirdikleri petrol kaçakçılığı ile Türkiye üzerinden sağladıkları lojistik desteğin de engellenmesi için söylüyorlar.
Konuştuğum Batılı diplomat, “Türkiye’nin AB’den vize muafiyeti alması da bu koşula bağlı. Yoksa bizim vizesiz gelecek Türklerden artık endişemiz yok. Türkiye’nin doğu sınırlarını kullanarak gelecek olanlardan endişeliyiz” diye konuştu.
Başkentin nabzını en iyi tutan gazetecilerden olan Hürriyet’in Ankara temsilcisi Deniz Zeyrek’in dünkü haberine göre, Suriye’de IŞİD’e bitişik 98 kilometrelik sınırını kapatması için Ankara’ya yapılan baskılar karşısında hükümet abartılı bir şekilde “yapamayız, bunun için 30 bin asker yığıp 3 metreye bir asker dizmemiz gerekir” demiş.
Konuya AKP’nin pek sevemediği “ters açıdan” bakacak olursak, ortaya iki sonuç çıkıyor. Burada ya bir “acizlik” itirafı var, yani dolaylı olarak “sınırımı koruma gücüm yok” deniyor ya da hangi nedenle olursa olsun bu sınırın kapatılması istenmiyor.
TSK’nin, sınırın 98 kilometrelik bir bölümünü kontrol altına almayacağına inanmak gerçekten zor, onun için mesele her türlü olumsuz yoruma açık.
Kaldı ki, bu mantığa göre, bu sınırın korunması bu kadar zor ise, Türkiye yüz binlerce mülteciyi barındırmak için istediği -ve hükümet yanlısı medyanın, ortada kesin bir kanıt yokken, “ha kuruldu, ha kurulacak” diye gaz verip durduğu- “güvenli bölgenin” nasıl ve kimler tarafından korunabileceği de meçhul.
“Derin hesapları” ne olursa olsun, AKP iktidarının dış politikada gerçeklerle hayalleri ayırt edemediğini burada da görüyoruz. Emekli Büyükelçi Süha Umar’ın Boyut Yayınları’ndan yeni çıkan “Belgrad 500 Yıl Sonra” adlı Sırbistan anılarını anlattığı kitabındaki sözü hâlâ geçerli.
“Davutoğlu’nun belirlediği dış politikaya çoğu kez gerçeklerle hiç ilgisi olmayan fikirler, değerlendirmeler ve beklentiler hâkim olmuştur.”
Türkiye’nin çıkarlarına büyük zararlar vermeye devam eden Suriye krizi bunu açıkça gösteriyor.
Türkiye sınırlarını korumaktan aciz mi?
Yazarın Son Yazıları
Kahraman’ın sözleri yararlı oldu
Gül’ün adı niçin yok?
Dış politikada demagojiye devam...
Çağdaşlık treni kaçıyor
Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görünüyor
Batı'nın tonu giderek sertleşiyor
Türkler Preet Bharara’yı niçin bu kadar çok seviyor?
Akılcı perspektiflerin kaçınılmaz zorunluluğu
Erdoğan’ın ABD ziyareti
Erdoğan’a diplomatik ‘mukabele-i bilmisil’
Erdoğan sevmese de diplomasi kuralları değişmez
Belçika’yı topa tutarken kendi zafiyetlerimizi unutmayalım
Ülkenin gidişatı hiç de parlak değil
Anlaşmayı ciddi zorluklar bekliyor
Liderler ‘yıkım senaryolarından’ medet ummamalı
Gün elbirliği ile çözüm arama günüdür
Mülteci anlaşmasının ‘getirisi’ ve ‘götürüsü’
Davutoğlu’nun İran ziyareti...
PYD’nin durumu sanıldığı kadar sağlam görünmüyor
Gerçek gazetecilere karşı yürütülen algı operasyonu
Yoksa AKP Sünni Araplara güvenmiyor mu?
Etrafımızdaki çember daralıyor
Ortadoğu bataklığına sürüklenmemeliyiz
Umarız ‘büyüklerimiz’ ne yaptıklarını biliyorlar
AKP’nin Türkiye için yarattığı Suriye hezimeti
Suriye gerçeğini ‘Eyli meyli’ çıkışlarla anlamak mümkün değil
Erdoğan'a sitemden başka seçenek kalmadı
Rusya ile çatışma olasılığı yabana atılamaz
Türkiye’nin PYD baş ağrısı bitmiş değil
Türkiye’nin PYD sınavı
Biden ziyareti anlaşmazlıkların altını çizdi
Davutoğlu’nu dinleyen var mı?
Davutoğlu’nun çıktığı Avrupa turunun arka planı
‘Akıllı dış politikanın’ kaçınılmaz önemi
AKP ‘coğrafyanın intikamı’ ile tanışıyor
Türkiye adına kim konuşuyor?
Türkiye Cumhuriyeti’nin içine düşürüldüğü vahim durum
Dış politikada zor bir yıl bekliyor bizi
Bölge yeniden şekillenirken Türkiye’nin rolü ne olacak?
Amerika’daki Donald Trump vakıası