ABD-AB-NATO ilişkilerinde yeni düşler, Ankara’da ‘boş fişek’ olmasın

02 Temmuz 2022 Cumartesi

Gülen cemaati ile 2000 yılında yapılan iktidar ittifakının sonrası gelişmeleri anımsıyor musunuz? Hani AB üyeliğimize dönük atılan olumlu görüntülü kararların ardından, Ankara’ya dönüşte sevindirik olmuş, havai fişekleri ile kutlamalar yapmıştık? Çok yıllar geçemeden sevincimiz kursağımızda kalmıştı.. Bir yıl, üç yıl, beş, on yıl.. derken.. Cumhuriyetin kuruluşu ile gönlümüze giren Batı uygarlığını, gerçek üyelik ilişkileri ile kanıtlama düşümüz, günümüze kadar boş bir düş olarak gerçekleşemeden, bizden çok uzaklara ittiriliverdi..

Sıcak gündemimizde, tıpkısının aynısı gelişmelerle bize pazarlama yapılmasına tanıklık edilmemizin yaşatılması var. Nasreddin Hoca’nın ünlü göle yoğurtla maya çalınması öyküsünü çok sevmemiz boşuna değilmiş. Öyküler, toplumların yüzyıllarla yaşadıklarının yansımaları değiller mi? Kazık yiye yiye aynı yollardan geçmeyi seçmek bizim, düş kurmayla mutlu olmayı seçerek, sonuç alıcı duruşlardan kaçınmak, kolayı seçmek, hâlâ tek gerçeğimiz. Akılları başlara devşirmeye yönelik onca bilgi, bilim birikimli Aydınlanmacıların, uyarılarını görmezlikten gelerek yoka saymak, çoğunluğumuzun seçimi.

Saray erki, bugüne kadarki iktidarlıkları süreçlerini borçlu oldukları kadrolarını çok kolay, gerekçeli harcayabilme adımları zorunluluklar olarak açıklanıyor. Borçlu olunulan, bilinen yollardan yürünerek, yüksek deneyimleriyle rekor uzun süreli gerçekleştirmesi başarılan Cumhuriyet tarihimizin en uzun soluklu tek parti odaklı iktidarlarını, kafa, değerler karmaşası içinde, sivil darbe hukuku içinde sürdürebilmenin yeni yolları aranıyor. Çok yalın yaşamsal kimi gerçeklerin, kirli çıkarların kirli yüzleri ile, yeri ve zamanı geldiğinde öncelikle iktidara getirilip baştacı edilenlerin işe yaramaları yollarının kapanıverdiği tarihlerde hiç acınmadan kendilerini getirenler tarafından uzaklaştırılacakları tek gerçeği unutuluveriyor..

***

Kendi iktidar güçlerinin kullanıldığı zaman dilimleri içinde, gereksinim duyuldukça öncelikli kendi kadrolarının hiç acımasızca harcanması sorumlulukları, zorunlu adımlar olarak savunulabiliyor.. Elbette sayısız çoklukta iktidar erkinin sürdürülmesinde yürünen yollarda değişen hiçbir şey olamayacağına göre, “Beraber yürüdük biz bu yollarda..” çok sevilen nakarat ile iktidarda kalabilmenin ezberlenmiş yol ile yöntemleri bir daha bir daha sahneleniveriyor. Siyasetin de fiilen canlı sayılamasa da gerçeğinde tüm canlılar için geçerli olan kuralları bir gün gelip uymak, varlığı ile yaşamak zorunda olunacağı gerçeğinin yoka sayılması yeğleniyor.

Hiç şaşmayan, siyasetin içinde ayakta kalabilmenin en yaşamsal kuralının, sonuçta insandan başlayarak tüm canlıları yaşatabilme ile doğrudan olan bağlantısı yoka sayılmak isteniyor. Bilincimde en güçlü kazılı “Ecevit gerçeği” görmemezlikten geliniyor. Kıbrıs fatihi olabilmesi ayrıntı bile sayılabilir. Ülkemize dönük gerçek en büyük katkısını “toprak işleyenin, su kullananın” ile başlayan, insancıl yaklaşımların en önde çıkışları arasında sayabileceğimiz, dünyanın en ünlü lideri Gandi’nin felsefesinin arkasından yürümesi bile ikincil sırada kalabilir.

Amerika’nın Ortadoğu’yu sil baştan parçalama haritaları kapsamında yola çıktığı, Afganistan, Irak işgallerinde koca koca birbirinden kirli yalanları, acımasız insan hakları suçları işlemesi süreçlerinde, Pakistan’ı da haşat etmiş olarak milyonların canları yaşamları ile, elbette en ağırı ile Türkiye’yi hedef almış olarak, en acımasız oyunlarında yaşananları şöyle bir gözümüzün önünden geçirelim. En başından Mustafa Kemal Atatürk’ün sil baştan neden bu kadar ağır hedef tahtasına oturtulduğu tam anlayamamıştım.

Ulusal bağımsızlık savaşları ile emperyalizmin karşısında en büyük güç, lider olduğunu atlayıvermişim. Geç ama gözlerim faltaşı uyanıvermişim.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları