Boğaziçi üzerinden bitmeyen siyasal rant kavgası..

12 Ocak 2021 Salı

Boğaziçi Üniversitesi’nin bugünkü kütüphanesinin içinde, tarihi arşivlerin hangi ölçeklerde korunduğu, korunabildiğine ilişkin yeterince bilgi sahibi değilim. Ancak Osmanlı İmparatorluğu sürecinde de Amerika’nın emperyal çıkarları, siyasi hesapları üzerinden özdeşleştirilmiş çok önemli belgelerin pek çok örneğinin dönemlerin tarihine ilişkin kitaplara, yayınlara da yansıdığı bilinmektedir. Amerika’nın dünyanın pek çok kritik bölgesinde açılmış kolejleri eliyle, dönem siyasetinin yönetilmesi, etkinlikleri arasındaki bağ, kuşkuya yer bırakmayacak kadar açık, belgelerle kanıtlıdır.

Balkanlar’da Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasında isyanlarda belirleyici rolü bugünün ölçülerinde tarihe yazılmış olarak kalsa da Abdülhamit döneminde yapılmış Ortadoğu haritası içindeki toprak dağılımının, Amerika’nın 12 Eylül’ü, uçak travması sonrası, Ortadoğu paylaşımı için öngördüğü stratejik ortaklık projesi ile uyumu çok çarpıcıdır. Irak işgali ile başlayan 2002 sonrası süreçte, tezkere ile verilmiş sözlerin oylamada çıkmamasına, Güneydoğu topraklarımız üzerinde verilmesi öngörülmüş Amerikan üslerinden Irak işgalinin gerçekleştirilememesine şükretmemiz, Kuzey Irak’ta askerlerimizin başına geçirilen çuvalı bir daha değerlendirmemizde sayısız yararlar olmalı değil mi?

Yakın tarihimizden unutturulmak istenenlerin anımsatılmasına duyulan derin öfkenin yorumlanmasını vicdanlarınıza bırakalım. 1070’li yılların çok sınırlı olumlu adımlarından biri sayılabilecek, Boğaziçi Üniversitesi’nin kuruluşu sonrası yaşananlara geçmeyi seçelim.

Boğaziçi benzeri kolej kökenli ya da Osmanlı dönemlerinden de üniversite olan, eğitimde gerçekten gelenekleri, bilim içerik ve değerleriyle kaliteli eğitim, gelenek, bilim insanı kadroları, kütüphaneleri, laboratuvarlarıyla, arkadan gelecek bilimsel kadro elemanlarını, öğrencilerini, tüm profesyonel çalışan kadrolarını yetiştirebilen, kimlik, kültür, gelenek yaratabilmiş yükseköğretim kurumlarımızın tümü için geçerli bir durum..

***

Ülkemizin en yaşamsal sorunlarının başını çeken bilimsel gelişmede, üniversel eğitimde, 1970’ler sonrası dikkat çekici boyutlara varan kalitede dibe çekilme süreçlerinde, 2002 sonrası çoğalma adına, yükseköğrenimin çoğunluğu için kaliteyi, başarılı teknik uzmanlıkların da altına indirebilme anlamına gelen uçurum, geriye çektirme sonrası yaşadıklarımız üzerinden biraz düşünelim.

1968, hele de “Bizim 68’lilerin” içtenlikli “üniversite reformu” arayışlarında direnmeleri karşısında, sağ projelerin çetin ceviz dönemin lideri Demirel bile insafa gelmiş, üniversite senatoları ile reform için destek veren inançlı bilim kadrolarının da katkılarıyla öğrenci direngenliğinde oluşturulan üniversitelerde reform uzlaşmaları, “beyaz kitapların” içeriklerine saygı duyulması uzlaşmalarında buluşmuşlardı. Boğaziçi’nde, tıpkı İstanbul Üniversitesi, İTÜ, Ortadoğu, Ankara üniversiteleri, sonradan hızla ön saflara çıkan Eskişehir Anadolu Üniversitesi, Bursa Uludağ, Malatya, Adana.. olduğu gibi birçok anlamlı gelenek oluşturan devlet üniversitelerimiz çoğalmıştı.

Evet, demokratik üniversite yaratma konusunda 12 Eylül tırpan, YÖK’ten gelen yüze göze bulaştırılmış pek çok uygulama, rektör atamalarından, siyasal rant, ele geçirme kavgalarından yansıyan doz farkıyla da olsa siyasal rant kavgaları hiç sona ermedi. Ama düzeltme adına, cumhurbaşkanına verilen yeni yetkilerle, işleri düzeltmek hak götüre, suyunun suyunun çıkarılmasına da olanak tanındı.. Önce Gülen cemaati ortaklığı ile sürdürülen ortaklık içinde, üniversitelere girişte değil sadece, pek çok kamu kurumuna eleman alınışında da sınav hırsızlıkları meşrulaştırıldı. Akıl almaz yanına kalan sonuçlarla yüzleşilirken, kalitede dibe vurulmasını getiren yeni üniversiteler oluşumları patlaması da yaşandı.

Sonrasında 15 Temmuz ile FETÖ operasyonunun yaşanmasının dersinin alınması beklenirken, gelen düzenlemenin cumhurbaşkanına tanıdığı, bilimle çelişkili daha da ucu açık yetkiler akıl izan alıcı gibi değil. Üstüne üstlük partili olmayı tanımış dünyada bir eşi benzeri olmayan başkanlık yetkileri söz konusu iken.. Zavallı adı üniversite bilim kadroları dudak uçuklatacak ölçeklerde açık, uzmanlık alanları için utandırıcı bilgi yetersizliğinde, istenemeyecek, iş bulamayacak ölçeklerde yarı cahil diploma veren kurumlarımız. Hiç değilse hâlâ bilim yuvası, kurumu olma geleneğini koruyabilmiş üniversitelerimizi kurtarabilseydik. Gelecekte, hem de içtenlikli, iyi niyetli olunursa üniversitelerin toparlanmasında işe yarayabilecek olanlarını koruyabilsek.. Gözü kara siyasal rant kavgasına son verecek aklı devşirebilsek?..


Yazarın Son Yazıları

Onlar Ay’a biz yaya.. 13 Şubat 2021