‘Türk Ocağı’ndan mektup

24 Ocak 2018 Çarşamba

Geçtiğimiz çarşamba bu köşede kaleme aldığım “Türkçülüğün son esası ‘asimilasyon’ mu?” başlıklı yazıma yönelik Türk Ocakları Genel Başkanı ve üniversiteden kadim dostum Prof. Dr. Mehmet Öz’den mektup geldi. Haklı olarak, 1931’de işlevini tamamladığı gerekçesiyle “Resmiyet”çe kapatılan Türk Ocakları’nın 1949’dan itibaren milliyetçilik bahsinde bir kültürel-düşünsel odak olarak yeniden “canlandırılmasını” o yazıda (öncelikli konu gereğince de olsa) ihmal etmiş olmamı ince bir serzenişle hatırlatıyor. Doğrudur, araya bir cümle ile de olsa bu hususu eklemeliydim; üstelik Ocak’ın bu “ihya”sına değinen bir başka yazı da yazmıştım daha önce... Ah şu köşe yazısının “tasarruf” derdi!..
İhmalin bedeli, aşağıda ilginize açılan mektup. Ödemeye değer, mutlu bir bedel benim için!..

***

“Sayın Atay,
İngiltere ve Hacettepe yıllarından otuz yıllık dostunuz olarak yazılarınızı yakından takip ediyorum. Genel Başkanı olduğum Türk Ocağı’na da yer veren yazınız münasebetiyle bu satırları yazma ihtiyacını hissettim.
17 Ocak’taki yazınızda, sivil Türk milliyetçiğinin günümüzde artık ‘AKP ve Erdoğan’ın inhisarında’ göründüğünü ileri sürüyorsunuz. Yazınızda, özellikle günümüz siyasetine dair ilginç tespitler ve tahliller var. Ancak ben bunlardan ziyade Türk Ocakları’na dair ifadelerinizle ilgili noktalar hakkındaki kanaatlerimi ifade edeceğim.
İlk olarak, 1949’daki yeni döneminden itibaren Türk Ocakları’nın sivil milliyetçilik alanındaki etkisini ve rolünü görmezden gelmeniz, yok saymanız gerçeklerle bağdaşmaz. Türk Ocakları’nın başlangıçtaki Türkçülüğünü, resmî Türk milliyetçiliği olarak nitelemek de kanaatimce tartışmalıdır. İttihatçıların içinde Türkçüsünden İslamcısına, Batıcısından liberaline pek çok kişi vardı. İttihat ve Terakkî’nin Merkez Komitesi üyesi ve Türkçülüğün fikir babası Ziya Gökalp, Türk Ocağı’nda genel başkan adayı olmuş ama kazanamamıştır. Cumhuriyet döneminde, özellikle tek-parti rejimiyle birlikte Türk Ocakları’nın resmî milliyetçiliğin sözcülüğünü yaptığı kısmen doğru olmakla birlikte Türk Ocakları içinde resmî istikametten farklı düşünenler de vardı. Nitekim 1931’de Türk Ocakları’nın kendisini feshetmesi talimatının verilmesinde de Türk Ocakları’nın çizgisi ile Cumhuriyet Halk Fırkası veya daha doğru ifade ile devlet arasındaki farkların rol oynadığı açıktır.
Türk Ocakları demokrasiye geçildikten sonra sivil toplum örgütü olarak milliyetçiliğin entelektüel sahada ve gençler arasında savunulması ve yaygınlaşması için çalışmıştır. 1950’lerden günümüze kadar Türkiye konjonktürünün değişmesine bağlı olarak bunu şu veya bu ölçüde yapabildiği söylenebilir. Ama bugün 84 şubesi, takriben 20.000 üyesi, Türk Yurdu dergisi ile Türk Ocakları, ülke sathında milliyetçilik düşüncesinin entelektüel ve kültürel alanda en önde gelen temsilcilerinden biridir. Yoğun fikir ve eğitim faaliyetlerimizden birinde İstanbul şubemizdeki gençlerimizin sizi ağırladığını okuyucularınızla da paylaştığınızı biliyorum. Fikir, sanat ve kültür planında, siyasî çekişmelerin dışında kalmaya özen gösteren Türk Ocağı’nın öncü rolü devam etmekte olup tarihî işlevini tamamladığı iddiası 1931 için geçerli olsa da bugün için afakî bir yorumdur.
Türk Ocakları sürekli olarak Türkiye’nin, Türk dünyasının meseleleri üzerinde toplantılar, çalıştaylar, konferanslar düzenliyor. Ancak bunun yeterli olmadığının, sadece savunmacı ve içe dönük bir milliyetçilikle varılacak büyük bir hedef olamayacağının bilinciyle 2009 ve 2010 ve 2011 yıllarında, benim Hars Heyeti Başkanı olduğum dönemde düzenlenen üç çalıştayda Türk Ocağı’nın 21. yüzyıldaki ufku ve görevinin, tarihimizden ibret ve ilham alarak yeni bir medeniyet tasavvurunu ortaya koymak olduğu fikrinde mutabık kalınmıştır. Bizim milliyetçilik anlayışımızın kapsayıcı ve içerici niteliği vurgulanmış, millî ama aynı ölçüde bütün insanlığa söyleyecek sözü olan bir medeniyet hamlesine ihtiyaç duyulduğunun altı çizilmiştir.
2010’lu yıllar maalesef ülkemizde böyle derinlikli projelerin, tefekkür çabalarının değil ‘kumpaslar’ etrafında dönen sığ polemiklerin yaşandığı, terör örgütleri ve küresel güçler karşısında devletin ve milletin varlığının tartışıldığı bir dönem olmuştur. Biz yine de yaşadığımız bu kaos veya fetret içinden büyük bir sıçrama yapabilecek tarih ve medeniyet birikimine sahip olduğumuza inanıyoruz. Son dönemde yaşananların, Cumhuriyet’in ve Atatürk’ün Türk tarihindeki yeri ve önemini daha iyi anlamamıza, milletin değişik kesimleriyle Cumhuriyet değerlerinin buluşmasına da vesile olduğuna inanıyoruz. Siyasetin kutuplaştırıcı dili, etnik ve mezhebi ayrılıkların kışkırtılması gibi olumsuzluklara rağmen Türk milletinin bu süreçten çok daha güçlenerek çıkacağına ve yeni bir medeniyet sentezini inşa edeceğine inanıyoruz.
Bilvesile, selam ve saygılarımı sunarım.
Prof. Dr. Mehmet Öz
Türk Ocakları Genel Başkanı”


Yazarın Son Yazıları

Doların da Allah’ı var! 13 Ağustos 2018
Üniversite pazarı 6 Ağustos 2018
Meşihat makamı 18 Temmuz 2018
Ters köşe 10 Temmuz 2018