Erol Taş’a taş atmak
Üstün Dökmen
Son Köşe Yazıları

Erol Taş’a taş atmak

30.01.2022 13:00
Güncellenme:
Takip Et:

Bu yazıda psikoloji literatürü için yeni sayılabilecek bir görüşümü ilk kez paylaşmak istiyorum. Çıkış noktam, yıllardır insanımızın bir bölümümün tiyatroda, sinemada izlediği karakterleri gerçek sanmasıdır.

Kurguyu Gerçek Sanmak

On yıllardır ülkemizde tiyatro, sinema, izleyicisinin bir kısmı, izlediği eserdeki iyi adamların gerçek yaşamda da iyi, kötü adamların ise her ortamda kötü olduklarını düşünmüştür. Bu konuda pek çok örnek var.

Yaklaşık yüz yıl öncesinde Kamelyalı Kadın’ın tiyatrosu İstanbul’da, Pera’da sahnelenmişti. Oğlu ile onun sevgilisini ayıran, evlenmelerine izin vermeyen baba, izleyiciye göre kötü adamdı. Bazı izleyiciler tiyatro çıkışında bu rolü oynayan aktörü dövmek için beklemişlerdi. Rivayete göre, bir süre sonra bu aktör arka kapıdan çıkarılmıştı.

Anlatılanlara göre sinemada kötü adam rolüne de çıkan Erol Taş’a ve Tecavüzcü Coşkun’a sokakta çok taş atan olmuştur. Bu iki sanatçıyı yakından tanıyıp da iyi insanlar olduklarını anlayanlar çok hayret ediyorlarmış.

Zengin ve Yoksul dizisinde Falconetti rolünü oynayan aktörü Türk Gazeteciler ülkemize davet etmişlerdi. Daha önce Türkiye’de bulunmuş olan aktör, “Ülkenizi biliyorum, gelirsem sokakta döverler” demişti.

Kurtlar Vadisi’nde Çakır adlı kahraman öldü. Pek çok yerde Çakır için gıyabi cenaze namazı kılındı, ruhuna helva pişirildi.

Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanunî oğlunu çadırında boğdurttu. Bir kişi Kanunî hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu, katilin adresi diye de Topkapı Sarayı’nı gösterdi.

2021’de İstanbul’da özel bir tiyatronun sahnesinde Türk, Rus ve Ermeni rolünü oynayan sanatçılar vardı. Ermeni rolünü oynayan aktör sahneye çıktığında yuhalandı, hatta kendisine pabuç fırlatıldı.

Bu konuda daha pek çok örnek var. Niçin böyle, ne yapmalıyız?

Hayal ile Gerçek Niçin Karışıyor?

Sahnedeki kurguyu, yazarın kafasında doğmuş hayali, bazı izleyicilerin, gereğinden fazla ciddiye almalarının olası nedenleri şunlar olabilir:

1. İzleyici eğitimsizdir, ekranda kötü adam rolü sergileyen aktörün, yarın iyi adam rolüne de girebileceğini bilmemektedir. Bu durumda ona rolün ne olduğunu anlatmalıyız, daha çok tiyatro, film izletmeliyiz. Olabilir, ancak orta yaşa gelmiş bir izleyici bu güne kadar çok sayıda dizi, film izlediği halde olayın özünü kavrayamamışsa ona daha ne kadar film izletebiliriz?

2. İzleyici kendisini esere fazlaca kaptırmakta, iyi kahramanla veya mağdur kahramanla yoğun empati kurmakta ancak bunun sınırını çizememekte, empatiyi özdeşime ve sempatiye dönüştürmektedir. Bunu engellemek için ona empati eğitimi vermeliyiz. Olabilir.

3. Ezberci eğitim sistemimizden ötürü bazı izleyicilerin düşünme (muhakeme) becerileri yeterince gelişmemiştir. Çocuğa küçük yaşlarda anlamadığı şeyleri ezberletir, daha sonraki yıllarda anlayabileceklerini de ezberletirsek, yetişkinlikte komik durumlara düşen insanlar otaya çıkar. Ya Taş’a taş atar ya da ilkokul diploması yerine kendisine sunulan üniversite diplomasını yetersiz sayan bir memur olur. Bu garabeti yok etmek için ilk yıllardan itibaren çocuklara düşünme becerisi kazandırılmalıdır. Aksi halde aşı karşıtlığında olduğu gibi çoğulcu cehalet (pluralistic ignorance) artacaktır.

4. Söz konusu tuhaf izleyici davranışı, bir ihtimal insan zihninin doğal işleyişinden kaynaklanır. Kaçınılmaz olarak sınırlı bilgiye sahip kişiler bazen akılcı düşünemezler. Ayrıca yazarın kafasında kişisel kurgusu vardır, ancak izleyicilerin de kişisel kurguları vardır. Bu kurgular kişi için işlevseldir, değişime dirençlidir. Kuramsal eğitimle bu kurguları kolay değiştiremeyiz, ancak izleyici gerçek Erol Taş’la tanışma benzeri yaşantı geçirdiğinde değişim başlar.

5. Şimdi benim yeni olduğuna inandığım hipotezime gelelim: Gerçek dışı olan, gözlenemeyen şeylerin gerçekliğine inanmak kültürümüzün bir parçasıdır. Bu durumun zekâyla, eğitimle bire bir ilişkisi yoktur. Bazı eğitimli kişiler bu yüzden Cennet’ten arsa almışlardır. Benzeri düşünce yapısı Avrupa’da da vardı, Papalık Cennet’in anahtarını satardı.

Görünmeyen şeyleri fazlaca ciddiye alan insanlar, efsanelere, Zeus’lara, mucizelere, perilere, öcülere, canavarlara, karakoncoloslara, aynı anda iki yerde zuhur edebilen aksakallı dedelere inanırlar. İnternette, kadının içine giren sözde ifriti çıkaran sözde hoca videosu dolaşıyor. 2021’de psikolojik sorunları olan bir kadına iyileşsin diye annesi, babası, kocası ve üç akrabası oklavayla yüz defa vurdular. (Kadıncağız öldü.) Engizisyon da insanların içine kaçan şeytanları kovmak için onlara işkence ederdi. Şimdi sorum şu: Bunları yapan kişiler, kazara tiyatroya gitseler ve sahneye ifrit ya da şeytan kılığında bir aktör çıksa ona pabuç fırlatırlar mı fırlatmazlar mı? Büyük olasılıkla fırlatırlar.

Gerçek yaşamda gerçek olmayan şeylere inananlar, filmdeki gerçek olanla olmayanı da karıştırırlar, kurguyu gerçek sanırlar. Akıllı kişiler de kafası karışık bu kişileri istedikleri gibi yönlendirirler.

Sanırım aktörlere taş ve pabuç atma sorununu gidermek için çok büyük bir eğitim reformu gereklidir. Aksi halde toplum için pabuç pahalıdır.

Yazarın Son Yazıları

Zorbalık

Zorbalık

Devamını Oku
29.03.2026
Binek taş kadar pırlanta

Kadın cinayetlerini durdurma çabası, kısıtlı çevrelerdeki kınama seanslarından sıyrılıp İstanbul Sözleşmesi gibi hukuki güvencelere ve toplumsal bağlantısallık ilkesine dayanmak zorunda. Siyasal üsluptaki öfke dilinden televizyon dizilerindeki silah güzellemesine kadar her ayrıntı, şiddeti bir yaşam biçimi olarak meşrulaştırıyor. Gerçek çözüm ise ekonomik iyileşme ve eğitim reformuyla desteklenen topyekûn bir kültürel değişimde yatmaktadır.

Devamını Oku
15.03.2026
Çocuk çeteleri

Çocuk çeteleri

Devamını Oku
22.02.2026
Balım kız, dalım oğul

Çocukluğun o hışırtılı radyo günlerinde, radyo başından ayrılmayan bir neslin belleğinde iz bırakan bir ses: Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun Anadolu coğrafyasını, bitkilerini ve kültürünü destansı bir üslupla anlattığı o unutulmaz radyo konuşmaları, Cumhuriyet’i ve Anadolu’yu selamlıyordu.

Devamını Oku
15.02.2026
Tükenmişlik sendromu

Tükenmişlik sendromu

Devamını Oku
08.02.2026
Reklamlar

Birçok reklam, ürünü tanıtmakla yetinmeyip manipülatif bir dil kullanır yani tüketiciyi alttan alta o malı almaya yönlendirir. Reklam öyle olmalıdır ki tüketici o reklama bakarken kendi yaşamında bir eksiklik hissetmelidir. Pek çok reklam manipülatif davranarak tüketiciyi huzursuz etmek ve şöyle hissetmesini sağlamak ister: Eğer bu benzeri ürünler sende yoksa sen fakirsin, hatta bir hiçsin.

Devamını Oku
01.02.2026