Veysel Ulusoy

Devletin ekonomi aklı

01 Mart 2020 Pazar

Tanımı ve yorumu hakkında farklılıklar olan “devlet aklı” doktrini son zamana kadar hep hukuk ile siyaset bilimi içinde kullanıldı... Bir bütün olarak yönetilmesi kapsamında, kriz veya olağanüstü süreçlerde devlet aklı, devletin varlığının, sağlığının ve gücünün korunması için gerekli olan her yolun kullanılmasını öngören bir yaklaşım olarak tanımlandı. 

Yazımız bu doktrinin anlamı ve bunun üzerindeki tartışmaları ele alma değil, aksine belki de devlet aklı kavramının toplumun ekonomik faydasına, özellikle de ekonomik krizden çıkışın her geçen gün zorlaştığı bir süreçte ortak akıl veya birleşik akıl yaklaşımları ile nasıl entegre edilmesi gerektiğine vurgu yapma amacındadır.

Ortak akıl veya birleşik akıl halkın, bilim adamlarının ve tüm ekonomik aktörlerin içinde bulunduğu bir kümeyi temsil ederek, olağanüstü zamanlarda yaşanan sıkıntının en aza indirilmesini sağlayacak önemli bir birlikteliktir. Belki de bu sosyal refahın göstergesi olan ekonomik büyümede yaşanan düşüş ya da durgunluğun uzun süreli hale gelmesinde kullanılması gereken bir aklı ifade eder.

Binde dokuz büyüdük... ama

Ekonomik büyüme verileri açıklandı. 2019 yılının tamamına ait olan verilere göre yıllık büyüme oranı binde 9. Yılın ilk üç çeyreğinde sırasıyla yüzde -2.3, -1.6 ve 1 olan verilerin üstüne son çeyrekte gelen sevindirici, sevindirici olduğu kadarıyla şaşırtıcı yüzde 6 büyüme oranı ile yılı sıfırın üstünde bir değer ile kapatmış olduk.

Kapattık ama ekonominin sağlığını gözlemlemek ve ekonomi politikalarını sahaya en iyi şekilde ortak akılla yansıtmak için verilere öteki geçitten bakmak gerekiyor.

Şimdi bunu yapalım!

Büyüme verileri harcama, gelir ve üretim değeri olarak üç ayrı yöntemle hesaplanıyor. Verilerin ayrıntısına girmeden 2019 yılı ekonomik büyümesine katkı yapan faktörleri kısaca ele alalım. 

Yılın dört çeyreğine toplu şekilde baktığımızda, tüketicinin son çeyrekteki harcamasının yanında hükümet harcamaları ile ihracatın tüm çeyreklerdeki performansı bu sıfırın üstündeki büyümeye katkı yapmış gözüküyor. Ama resimde rasyonel olmayan birkaç nokta var. Bunlardan ilki, hükümet harcamalarının yılı yüzde 4.5 büyüme ile kapatması ve yüzde 6.4 ile ihracatın yıllık artışı geliyor. İkincisi ise denetimli faiz ve kur uygulamaları yoluyla tüketicinin harcamasında binde 8’lik büyüme karşımıza çıkıyor.

Ama en büyük olumsuz etki ise yatırımlarda yüzde 12.8’lik küçülmede görülmektedir.

Ekonomik krizin ön göstergeleri ve başlangıcından bu yana iki yılı aşkın bir zaman geçtiği gerçeği ile üretim ve tüketimde yaşanan olumsuzlukların kalıcı hale gelmesi olasılığının arttığını söyleyebiliriz. Zaten veriler de bunu kanıtlar nitelikte... Nasıl mı? 

Özetleyelim:

- Tüketici hâlâ ölçülü bir davranış içinde, düşük faize bile duyarlılığı az,

- Geleceğin göstergesi olan yatırımlardaki düşüş umutsuzluğu artırıyor,

- Hükümet harcamaları tüketim ve yatırımları etkilemiyor,

- İhracatta fazla miktar ile az kazanç formülü fakirleştiren büyüme yaratıyor,

- İthalata bağımlılığın derecesi artıyor ama üretim ithalata duyarsız bir yapıda,

- Kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yapay bir büyüme etkisine sahip,

- Sıfırın hemen üstündeki ekonomik büyüme istihdamdaki azalış ve işsizlikteki artışla karşımıza çıkıyor.

Uzun süreli sorunların yapışkanlığını artırdığı bir yerde devletin ekonomik aklının ortak yani birleşik ekonomik akla evirilmesi zorunludur.

(*) Not: Ayrıntılı analiz için, bakınız

http://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ozdemir-ince/vergi-tabaginda-devlet-akli-1089265.


Yazarın Son Yazıları

Covid-19’un faydaları 26 Nisan 2020
Büyüdük mü yoksa? 16 Şubat 2020
Mikrop ekonomisi 2 Şubat 2020
2020’de umut var mı? 22 Aralık 2019
Beş soru, beş yanıt... 10 Kasım 2019