Veysel Ulusoy

Hesabı kim ödeyecek?

22 Kasım 2020 Pazar

Bu yalancı bahar bir gün bitecekti... Bitti!

Yedik içtik, kimimiz doyduk, kimimiz küçücük de olsa karşılıksız edindiğimiz hediyelerden dolayı yapılan yanlışları sorgulamadık!

Sıra geldi hesabı kim ödeyecek sorusuna. Aslında kim yediyse hesabı o ödeyecek, kuraldır bu...

Öyle de bu kural, tüketilenin kamu malı özelliği söz konusu olduğu bir yerde maalesef geçerli olmayabiliyor. Bu tür mallar halkın ortak malı niteliğinde, çoğu zaman kullananın üzerine bir maliyet yüklemeyen bir yapıdadır. Oy teorisinin de kapsamını oldukça meşgul eden bir konudur bu, tüketim ve kullanım özelliği ile... 

Teoride geniş halk kesimi kendini temsil eden karar vericileri seçer ve basit anlamıyla kendi adına karar vermesini bekler ve verilen kararlara da ya razı olur ya da belirli aşamaya kadar itiraz eder. Bu itiraz temel olarak sivil toplum kuruluşları ya da denge-denetimde önemli role sahip olan medya kaynaklıdır.

Bu yapıda uzun zamandan beri bir kırılma yaşanıyor ülkemizde...

Esas sorunun kaynağı da tam da bunun değişiminden kaynaklanıyor” sentezini yapmak yanlış değil.

Lafı hiç dolandırmadan yanıtlayalım: Kamu malı çoktan beri özel yani piyasa malı özelliğine bürünmeye başladı.

Kamu malı içeriği ile geniş halk kesiminin vergilerinin harcanması ile yapılan yatırımların, yanlışlığını, verimsizliğini, zamanlamasını, maliyetini bir kenara bırakarak ifade edilmesi gerekirse özel mal niteliğine bürünmesi ve vergilere ek olarak zamana yayılmış kamusal yükün biriktiği sorun yumağı oluşturması sorunu açıkçası...

İstatistiklere boğmadan, özel mal niteliğine dönüşen süreçte geleceğin nasıl şimdiden harcandığını irdeleyelim isterseniz...

Geleneksel yaklaşımdır ekonomide... Kişi hayatının belirli kesiminde çalışır, gelir elde eder, vergi verir, bir kısmını tasarruf eder ve emeklilik döneminde ise bu birikimler ve emekli maaşı ile huzurunu inşa eder. Bu, ortalama bir çalışan davranışıdır. Tüm bu zaman diliminde de ödediği verginin kamu malı ve hizmeti olarak kendisine ne kadar ve nasıl döndüğünü sorgular, sorgulamaya çalışır. İşte bu sorgulama kamu malının özelliğini tamamlayan bir öğedir. 

Bu öğe günümüzde kayboldu ya da kaybettirildi. Özel mal niteliğine bürünene kamu malı belirli kesimlerin zenginliğini amaçlayan bir özelliğe sahip oldu. Karar vericiler ise halkın sorgulama gücünü baskılayarak onu bireysel niteliğe dönüştürdü. Diğer bir ifade ile kamu malının tamamlayıcı özelliğini ya pasifize etti ya da ortadan kaldırdı.

Dahası “bir kuruş bile vermeden” yapıldığı iddia edilen, güya el parası ile sanki bedava yapılmış hissinin dayatıldığı sözde yatırımların, emekliliğinde sakin bir yaşam tarzı hayal eden tüm bireylerin üzerine inanılmaz mali yük, bunun sonucunda da yüksek vergiler, yüksek derecede hayat pahalılığı ve bastırılmış ücretler bıraktı geriye. 

Sorun çok büyük: Sorun aslında bunun yüksek döviz maliyeti ve borçla yapılarak yükün yıllara yayılması ve yapılan işin maliyetinin bu yükü katlananlar tarafından bilinmemesi.

Özetle, kamu malının özel mala dönüşmesi acı reçetenin nedenini oluşturuyor. 

Her zaman olduğu gibi açı reçeteyi de kamuya yani halkın üzerine yükleyen bir özelliği ile...


Yazarın Son Yazıları

Hesabı kim ödeyecek? 22 Kasım 2020
Yoksunluk ve enflasyon 25 Ekim 2020
Veri 30 Ağustos 2020
Kimin parası? 2 Ağustos 2020