Ağırlaşan Aydın Bunalımının Yarattığı Sorumluluk

14 Kasım 2011 Pazartesi
\n

\n

Adına ister Türkçesini kullanarak aydın, istenirse aynı anlama gelen Arapçasıyla münevver denilsin, toplumun bu kesimi çok sıkıntılı günler yaşıyor.

\n

Yıllardır süren ve ne zaman sona ereceği bilinmeyen uzun tutukluluk uygulamaları, dışarıda kalanların baskı altına alınmasıyla tamamlanıyor. Bilim insanları, sanatçılar, basın-yayın yazar ve yorumcuları, büyük bölümüyle yıllarını vererek kazandıkları uzmanlıklarının gereğini ya da asıl işlerini yapamaz duruma gelmiştir.

\n

Uzun yıllar otoriter yönetimlerin baskısı altında yaşayan, daha doğrusu çağdaş bir demokraside olması gerektiği gibi yaşayamayan Türkiye aydını, yeni bir bunalım ya da kriz ortamına girmiş bulunuyor.

\n

Bu aşamada aydınların bir bölümünün geçmişte açıkça AKPyi desteklemiş ya da AKPnin kimi uygulamaları karşısında suskun kalmış olmaları ayrı bir değerlendirme konusudur. AKPnin, siyasal kültürünün niteliği gereği demokratik olamayacağı gerçeğinin görülmesinde geç kalınmış olmasının da gelinen aşamada fazla bir önemi kalmıyor.

\n

Siyasal İslamı destekleyen sermayenin dişlileri arasında öğütülen, üniversiteleri ve araştırma kurumları AKP kadrolarınca ele geçirilen; gazete köşelerinden ya da TV ekranlarından kovulan ya da kovulma korkusu yaşayan, kısaca susturulmaya çalışılan ve sayıları her gün artan bir aydın topluluğu oluşuyor.

\n

***

\n

Aydınların yaşadığı yıkım, aslında, yıllar öncesinden başlayan AKP uygulamalarının ulaştığı bir yeni aşamadır. Önce öğretmenlerin ve eğitim yöneticilerinin, sonra da üniversitelerin, yükseköğretimin üst kurullarının, devletin elindeki diğer araştırma ve bilim kurumlarının AKP tarafından nasıl adım adım ele geçirildiği; bu kurullarda görevli kimi bilim insanlarının görevlerinden ayrıldıktan sonra da dayanaksız soruşturmalarla baskı altına alındığı dikkate alınırsa, gelinen noktanın gerçek niteliği çok daha doğru olarak görülür. Süreç, bağımsız olması gereken yargı sisteminin tamamıyla siyasallaşması; bağımsız olması gereken düzenleme ve denetleme kurumlarının tamamıyla hükümete bağımlı kılınması; son olarak da TÜBA ve İMKBnin yönetim yapısının AKPnin eline geçecek biçimde değiştirilmesiyle tamamlanıyor.

\n

Sürecin bütününe bakıldığında kolayca görülüyor ki, AKP ülkeyi, yasama ve yargıyı da yürütmenin emrine vererek, son günlerin deyimiyle otoriter demokrasi olarak adlandırılan bir yapıya sürüklüyor.

\n

Ne ülke demokrasisinin iç dengeleri, özellikle de muhalefet bu gidişe dur diyebiliyor, ne de meslek oda ve birlikleri, bu olumsuz gelişmeleri toplumsallaştırabiliyor. Aydınlar, sıkıntılarını, 12 Eylül sonrasının 1402likleri gibi, kişiye özel yaşıyorlar.

\n

Oysa gidişin çok büyük ve önemli bir toplumsal yıkım boyutu vardır. Bilinmelidir ki, aydın bunalımının sonuçları, eğer çıkış yolu bulunamazsa, toplumun geleceği açısından en ağır ekonomik krizden çok daha yıkıcıdır. Aydını susturulan ve susan bir toplum geleceği göremez; kör olur.

\n

***

\n

Doğrudan ya da dolaylı olarak AKPden özel çıkar sağlayan ve bu nedenle o partiye destek olanlar bir tarafa -ki bunlara kanımca aydın denilemez- nesnel olarak bakıldığında, bu aydınların çok büyük bir bölümünün, bu ülkede hak ve özgürlüklerin genişlemesini, evrensel ilkeleriyle hukukun egemen olmasını; siyasal yapının demokratikleşmesini; bağımsız kurumların güçlenmesini; toplumun çağdaşlaşmasını ve ülke içi barışı içtenlikle istedikleri; bu değerler için uğraş verdikleri yadsınamaz.

\n

Gelinen noktada aydınlara çok büyük ve tarihsel bir görev ve sorumluluk düşüyor; bireysellikten kurtularak ortak çözüm üretmek.

\n

Aydınlar, ömürlerini verdikleri bu değerlerin eriyip gitmekte olduğunun bilinciyle bir araya gelmeyi; iç ve dış gelişmeleri birlikte değerlendirmeyi ve yapacakları bir ortak çağrı ile iç ve dış kamuoyunu uyarmayı başaramaz mı?

\n

Türkiye aydını, ülkenin gelişme sürecinin içinden geçmekte olduğu; iç barışın bir türlü sağlanamadığı; yeni bir anayasa ile otoriterliğin iyice güçlendirilmek istendiği ve dönüşü olmayan bir yola girilmekte olduğu bu çok kırılgan dönemde, ortaklaşa; tümüyle siyaset üstü bir tutumla; daha doğrusu siyasete de yön verecek, giderek ona yol gösterecek, olabildiğince kapsamlı ve katılımcı bir yaklaşımı sergilemeyi başarmalıdır.

\n

Nesnel koşulların, tarihsel ve toplumsal gidişin aydınlara yüklediği büyük ve ortak sorumluluk kanımca budur.

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yerelde yeşermeli 25 Mart 2019
Yıkımı durdurmak! 18 Mart 2019