Savaş ve Barış

30 Aralık 2013 Pazartesi

Yaşanmakta olan AKP-cemaat savaşının ana nedeni iktidar paylaşımındaki anlaşmazlıktır. İktidara birlikte gelenler elde ettikleri gücü bölüşemiyor.
Hükümetin bir bölümüyle büyük yolsuzluklara batmış olması, yargıda, poliste, eğitimde korkutucu ve yıkıcı boyutlara varan boğazlaşmanın doğru görülmesini engellememelidir. Çok önemli olsalar da yolsuzluklar, yalnızca sonuçtur.
İki tarafın başkomutanları, çocukların duyması sakıncalı olabilecek sözlerle karşı tarafa saldırıyor; beddualar, lanetler havada uçuşuyor; karanlık odaklardan, dış güçlerin oyunlarından, olmadık hayvan adları sıralanarak inlerin temizlenmesinden söz ediliyor.
Başkomutanlarının ya da onları kayıtsız-koşulsuz destekleyenlerin söyleminde toplumun geleceğiyle ilgili yeni bir düşüncenin, bir açılım umudunun, yarınlara dönük sağlıklı bir yaklaşımın kırıntısı bile yoktur. İstifa eden bakan ve milletvekilleri de getirdiler-götürdüler sözlerinin ötesine geçemiyor.
Gerçekte, çekirdeği siyasal İslam olan bu iki hareketin, devleti kilitleyen ve toplumu şaşkına çeviren savaşından, kazanan hangisi olursa olsun, öyle kimilerinin beklediği gibi demokrasi doğmaz; demokrasiyi geçtik, sağlıklı bir toplumsal yapı oluşmaz.
Çünkü, ikisi de bağnaz; taraflardan hiçbiri gerçek demokrasiyi savunmuyor. Bunların ikisi de özünde özgürlükçü ve eşitlikçi değildir; hele düşünce özgürlüğü nedir bilmezler; kadınerkek eşitliği sözlüklerinde bile yer bulmaz; öz çıkarlarına uygun düşmediğinde hak ve hukuk tanımazlar; bilimin yol göstericiliği düşüncesine tümüyle yabancıdırlar.
Yaşanan savaş, üstüne üstlük, Kürt sorununa barışçı çözüm bulunması sürecine de zarar veriyor.
Kaldı ki, bu ikilinin savaşı sonunda barış geleceği umudu da Başbakanı karşılayan kefene bürünmüş gençlerle açıkça kanıtlandığı gibi, Trabzon ve İstanbul havalimanlarında tamamıyla sulara gömülüyor!
Siyasal İslamın tarihi ve şimdiki durumu kanıtlıyor ki, AKP-cemaat savaşının yıkıntılarının üzerinde demokrasi de, barış da kurulamaz.
Savaşı hangi taraf kazanırsa kazansın, kaybeden, ekonomisiyle olduğu kadar demokrasisiyle; kamu yönetimiyle; adaletiyle, hukukuyla, eğitimi ve bilimiyle bu toplumun kendisi oluyor.
Bu nedenle yaşanmakta olan AKP-cemaat savaşının bir an önce sona erdirilmesi gerekir.

***

Çok güçlü bir biçimde Türkiye’nin geleceği bu ikiliye mahkûm değildir demek ve bunun adımlarını atmak zorunludur. Tel tel dökülen şimdiki TBMM, yolsuzlukları araştırabilecek durumda değildir; hele hele savaştan barışa geçişi sağlayacak yapıdan çok uzaktır.
Bu savaşın bir an önce sona erdirilmesi için hükümeti istifaya çağırmak gereklidir; ancak yeterli değildir. Hükümetten ayrılan bir bakan bile Başbakan’a bu çağrıyı yapabildi.
İlk iş olarak, savaş sonrasına ilişkin yapıcı önerilerin geliştirilmesi, demokrasi ve barış için bu yıkımdan kurtuluş anlayışıyla seçenek üretilmesi yoluna gidilmelidir.
Kısa dönemli bir bakım ve onarım önerileriyle birlikte, evrensel hak ve özgürlükleri; hukukun üstünlüğünü; siyasetin demokratikleşmesini sağlayan; bağımsız kurumları; ekonomik ve sosyal hakları güvence altına alan; yolsuzluğun yollarını tıkayan ve siyasetin finansmanını kurallara bağlayan; çağdaş eğitimi ve bilimi öngören yeni bir anayasa katılımcı bir anlayışla ve hızla hazırlanmalıdır.
CHP böyle bir demokratik açılıma öncülük edemez mi? Neden olmasın?
Hem yeni yıl biraz da düşlerden umut üretme değil mi?
Yeni yılınızı kutlarım.  


Yazarın Son Yazıları

Yerelde yeşermeli 25 Mart 2019
Yıkımı durdurmak! 18 Mart 2019
‘Komünist’! 4 Mart 2019
Başkan- sermaye-emek 18 Şubat 2019
ODTÜ ile ‘uçurmak’! 11 Şubat 2019
İzmir zamanıdır! 4 Şubat 2019
‘Normalleşiyor’! 28 Ocak 2019
‘Parlamento’ 21 Ocak 2019
Bilgisizliğin gülmecesi 31 Aralık 2018