Kalitesiz Yaşamda Birinci Olmak Üzerine

09 Haziran 2012 Cumartesi
\n

Araştırmanın gösterdiği: Türkiye 36 OECD üyesi arasında yaşam kalitesinde en kötü ülke çıktı. Meksika bizden az iyi, Şili, Brezilya ve Rusya da ilk 5te.

\n

Yaşam kalitesinin somut ölçütleri olan eğitimden barınmaya, kadın haklarından iş-yaşam dengesine kadar 11 ayrı ölçütte 36 ülkenin sonuncusuyuz.

\n

Bu araştırmada yok ama devletten beklenenlere günlük yaşamdaki ayrıntıları da ekleyebiliriz. Örneğin o çok övünülen Bağdat Caddesindeki şık bir kafede yan masadaki mafya kılıklı adamın bağıra çağıra yaptığı tehditkâr telefon görüşmesini dinlemek zorunda kalmak da yaşam kalitemizi etkiler. Ya da bir sabah uyandığınızda gerçekte herkesin hangi iğrenç küfrü çağrıştırdığını pekâlâ anladığıAMKkısa adıyla bir spor gazetesinin çıktığına tanıklık etmek de kadın olarak sizepesdedirtir. Her saniye şiddete maruz kalan bir toplumda yaşamanın çaresizlik duygusu kaplar içinizi o zaman.

\n

Siyasetin yapılış şekli de yaşam kalitesini belirler. CHPnin Kürt sorunundaki girişimine Başbakan Tayyip Erdoğanın Gelin görüşelimyanıtı vermesine sevinecek olursunuz, hevesiniz kursağınızda kalır. Başbakanın MHP peki derse biz de varızdemesi karşısında yine karanlık bir odaya hapsolursunuz. MHP vetosunun arkasına saklanmanın düş kırıklığını yaşar, Avrupanın müzakereci kültürüne gıpta edersiniz.

\n

***

\n

Bu satırların yazarı Türkiyenin AB üyeliğini destekleyen bir üçüncü yolcudur. Ne müstemleke zabitlerini andıran bazı liberallerinki gibi teslimiyet ne de kapalı Türkiyeyi savunan, ABnin bizi böleceğini söyleyen karşı duruşa itibar etmek. İkisi de yanlış! Bir Fransız kadar ulusal çıkarlarını savunmak ama Avrupanın ortak egemenlik potasından yararlanmak.

\n

Bu duruşun pek çok nedenini sıralayabilirim. Konumuz olan yaşam kalitesi üzerinden bakarsak, demokrasi kültürü zayıf bir ülkeyiz. Kuşkusuz AB, uzun sürece baktığımızda Türkiyede katılımcı ve müzakereci demokrasinin gelişmesinde etkili oldu. Bireysel özgürlüklerin sağlanmasında, sivil toplumun gelişmesinde, cinsiyet eşitliğinden tüketicinin korunmasına kadar uzanan farklı alanlarda yaşam kalitemizi düzelten etkiler AB ile ilişkimizden kaynaklandı.

\n

Doğrudur, ABnin son dönemdeki yaklaşımı heyecanımızı yok etti. AB süreci umulan biçimde ilerlemiyor. Resimde ağır basan karamsar renkler.

\n

Yine de olumlu gelişmelere göz atalım. Birincisi; AB ile Türkiye arasında 17 Mayısta başlatılan Pozitif Gündem Girişimisüreçteki durağanlığı kırabilir. Bu çerçevede oluşturulan çalışma grupları donmuş bulunan müzakereler yeniden başlatılana dek uyum çalışmalarını yürüterek süreci devam ettirecek. Bunu iki tarafın ilişkileri ileri taşıma iradesinin göstergesi olarak yorumlamak mümkün.

\n

İkinci gelişme, Fransada Türkiyeyi ABde istemeyen Sarkozynin yerini Hollandeın alması. Bu ayki milletvekili seçimlerinden sonra Fransanın bloke ettiği müzakere başlıklarıyla ilgili tutumu değişebilir. Üçüncüsü ise Almanyada gelecek seneki seçimlerde Merkelin partisi CDUnun yenilgiyle çıkması olabilir. Bunlar Avrupanın Türkiye konusundaki tutumunu etkileyecektir.

\n

Ortadoğudaki son gelişmeler oradaki işbirliklerinin ABye alternatif olamayacağını gösterdi. Akıl ve mantık, kaliteli bir yaşam için yüzümüzün Batıya çevrili olmasını söylüyor.

\n\n

Yazarın Son Yazıları

Atatürk Kıymete Binecek 18 Mayıs 2013
Gazetecinin Evi 11 Mayıs 2013
Fransa'dan Ders Almalı! 4 Mayıs 2013
Blucin ve Kişilik 27 Nisan 2013
Obama, İmdat! 30 Mart 2013
Sürekli Darbe Hali! 16 Mart 2013
Batı Batıyor mu? 23 Şubat 2013