İKSV’nin kurucusu Nejat Eczacıbaşı’na yakışır bir anmaydı New York Filarmoni Orkestrası’nın konserleri. Şölen tadındaydı. Yaşadığımız korku, baskı, hoyratlık günlerinden bir süreliğine olsa da insanı “kurtaran”, bulutların üzerine taşıyan, insan dehasını, yaratıcılığını, emeğini yücelten, daha güzel bir dünya umudunu yeşerten yaşamın kavgadan, yok etmekten, şiddetten, birbirini ezmekten ibaret olmadığını anımsatan birkaç saat yaşattı kimilerimize...
Konserin yorumunu dün Evin İlyasoğlu’ndan okudunuz. Ben, bu iki günlük şölen boyunca yine gelip karşımıza dikilen o sorunun altını çizmek istiyorum:
Haliç Kongre Salonu’nun akustiği korkunç! Hele hele balkonun altına rastlayan sıralarda oturdunuz mu, yandınız. Vazgeçtim neyi duyup, neyi duymamanızdan, kulağınıza ulaşabilen tınıları bile tanıyabilmeniz olanaksız... Bu düşüncemi İKSV yöneticileriyle paylaştığımda aldığım yanıt şu oldu: Haklısın, ama New York Filarmoni’nin teknik adamları geldi, tüm olanakları gördü ve yine de bu salonu tercih ettiler... Anlayacağınız, kötüler içinde en iyisi buymuş!
Zavallı İstanbul! Zavallı şehir! Üstelik bu kentti değil mi, kısa bir süre önce Avrupa Kültür Başkenti ilan edilen...
Dünya metropollerine taş çıkaracak bir dinamizmi içinde, özünde barındıran İstanbul... Çokkültürlülüğüyle baş döndürücü bir cazibe merkezi oluşturan İstanbul... Üç imparatorluğa başkentlik ettiği günleri, politikacıların rant hırsına rağmen bir türlü unutmayan, unutturmayan İstanbul... Geçmişini anımsamaktan hiç ama hiç vazgeçmeyen İstanbul... Yeşili yok edilen, suları pislenen, zehirlenen, bağrına saplanan gökdelenlerle ırzına geçilen İstanbul... Her gün sayıları artan AVM’lerle üretimin değil tüketimin taçlandırıldığı İstanbul... Genç nüfusunun ateşiyle dünyayı tutuşturmaya aday İstanbul...
Gelin görün ki bu kentin doğru dürüst konser salonu yok. Operası yok. Tiyatroları tek tek elinden alınıp yok edildi. Sinemaları da öyle... Kente bir bakın hele: Artık sinemaya ve tiyatro gitmek için, konser dinlemek için AVM’lere girmek zorundayız. Farkındasınız değil mi?!
Birkaç gün önce Utku Çakırözer “New York’tan Dev Orkestra geldi, Ankara Bir Bakan bile Gönderemedi” başlıklı yazısında konserlere siyaset dünyasının ilgisizliğinden söz ediyordu.
El insaf Sevgili Utku! Sen de amma safmışsın! İstanbul’u bu hale getirenleri mi görmeyi bekliyordun konserlerde?.. Kentin anılarına hiçbir saygısı olmayanları mı? Kentteki yaşanmışlığı yok sayanları mı? Örneğin Emek Sineması için yapılan onca protestoya gözünü, kulağını kapayanları mı? On bin yıllık bulgulara, kalıntılara “çanak çömlek” diyenleri mi? Çokseslilikten nefret edenleri, sanatın içine tükürenleri, tiyatroları kapattıranları, sanatçıları cezalandırma yolları arayanları mı? Güldürme beni!
İstanbul’a iyi bakın. Yakında hiç ama hiç tanımayacaksınız zavallı kentinizi!
Zavallı İstanbul!
Yazarın Son Yazıları
Hem Zülfü Livaneli’nin kendisi hem sayısız araştırmacı, o baskı altında zoraki kabullenilmiş adaylığın, SHP’nin yerlerde sürünen oylarını yükseltmek için kabul ettiğini açıkladı. Yükseltti de. Uğradığı saldırılar, manipülasyonlar, kimi medya ve aydınların ihaneti hepsi yazıldı. Oyların nasıl çalındığı da... Daha sonra Baykal’ın dokunulmazlığı nasıl savunup Erdoğan’a başbakanlığı sunduğu, tüm partilerin tavırları... Ama okuyan kim!
Samsun Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nden bir çağrı alınca “Nâzım Hikmet 124 Yaşında” programımı sunmak üzere kendimizi o muhteşem kentte bulduk.
Ama gerçekten olacak şey mi?
Minicik bir kız çocuğu.
Peş peşe birbirini izleyen olaylara bakınca, insan çıldırmadan nasıl bu ülkede yaşayabilir diye şaşmadan edemiyorum.
Bayram bitti