Geçen hafta sonu Tele1 TV’de Tele Kültür adlı programa konuk oldum. Gıdanın kapitalistleşmesi, veganlık, hayvan özgürlüğü gibi birçok konuya değindiğimiz geniş kapsamlı bir söyleşiydi.
Programı hazırlayıp sunan Ali Şimşek posthuman kavramı hakkında da fikrimi sordu. Evrimin insanı getirdiği noktada bugün karşılaştığım manzaradan, pek çok insan gibi, memnun değilim.
21. yüzyılda insan, türdeşlerini, doğayı ve insan dışı hayvanları katletmeyi sürdüren bir canlı olarak varlığını sürdürüyor. Bu katliam öyle büyük boyutlara vardı ki gezegendeki 6. büyük yokoluşun içindeyiz.
Bu durumda teknoloji ve bilimin katkısıyla insanın evrimsel gelişiminde değişim yaratılabileceği konuşuluyor. Yapay zekânın gelişme hızına bakılırsa, bu olasılıklar uzak değil.
Bunları düşünürken birkaç ay önce The New York Times’da yayımlanan bir makaleyi anımsadım. Clemson Üniversitesi Felsefe Profesörü Todd May, çok ilginç bulduğum yazısında, “İnsanın yeryüzünden silinmesi bir trajedi olur mu” diye sordu.
İnsan türü, doğasında taşıdığı değere karşın, yeryüzünde yıkıcı bir etki yaratıyor ve akıl almayacak kadar korkunç bir hayvan zulmüne neden oluyor. Bunu üç yolla yapıyor:
1. İklim değişikliğine insan kaynaklı etki, ekosistemi bozuyor.
2. İnsan nüfusu sürekli artarak, ekosisteme tecavüz ediyor.
3. Hayvancılık sektöründe her yıl milyarlarca hayvan, insan tüketimi için eziyet çekerek yetiştiriliyor ve sonunda öldürülüyor.
Bu üç faktörün yakın gelecekte değişeceğine dair bir işaret yok. Todd’un sorusuna yalnızca bunlar göz önünde bulundurularak yanıt verilirse, insansız bir dünya trajedi olmazdı.
Fakat şu da var: Hayvanlara yapılan sistematik işkenceler yüzünden insanlardan uzaklaşsam da, yalnızca insanın yaratabileceği sanat eserlerine ilgim tamamen yok olmadı.
Tam bu noktada May, benim de üzerinde çok düşündüğüm bir noktaya parmak basıyor ve soruyor: Shakespeare’in eserlerini korumak ya da bilim için kaç (masum) insan hayatı feda edilirse çok fazla olur? Yanıtı 1.
Peki Shakespeare’in eserleri ya da bilim için kaç hayvanın acı çekip ölmesi uygun olurdu? Bence 0. Çünkü bu soruda “hayvan” yerine “insan” olsaydı da elbette aynı yanıtı verirdim.
Ya insanlığın ve gezegenin korunması için hayvanların öldürülmemesi gerekiyorsa ne dersiniz? Hayvancılığın iklim değişikliğine ve insan sağlığına olumsuz etkilerini düşününce, bugün içinde bulunduğumuz durum tam da budur.
Yazının başına dönersek, şu söylenebilir:
İnsanlık bugünkü yaşantısıyla gezegeni yok edip hayvanlara büyük acılar yaşatıyorsa, kuşkusuz insanlı dünya bir trajedidir. Fakat sonuçta insan da bir hayvan olduğu için, tamamen yok olması da bir başka trajedi... Çünkü masum insanlar da var bu dünyada.
O zaman var olan masumları feda etmemek için posthuman araştırmalarına hız vermek ve dünya nüfusunu çoğaltmamak mantıklı görünüyor. Bunlar olurken bireysel olarak yapabileceğiniz en akıllıca şey de hayvansal tüketime son vermek.
Hem insanlar hem de hayvanlar hem de doğa için...
Aksi halde kızı Cordelia’ya zorbalık yapan Kral Lear gibi insanlık da kendi hazin sonunu hazırlayacak.
İnsansız bir dünya trajedi olur mu?
Yazarın Son Yazıları
Ulusal bir TV kanalında yayımlanan bir diziden bir sahne:
CHP’ye kurulan mutlak bulan kumpasının amacını geçen hafta yazmıştım.
Son haftalarda yurtiçinde çeşitli toplantılara katılmak için farklı kentlerimizi ziyaret ettim.
19 Mart’ta İBB operasyonlarıyla başlayan sürecin asıl amacının ne olduğu ortaya çıktı!
Münfesih ne demek?
Günlerden 14 Mayıs 1919...
Geçen hafta emeğin başkenti Zonguldak’a ilk kez yolum düştü.
Bu başlık altında yazdığım seri yazılarım için Türkiye’de sınırsız kaynak var.
İktidarın sahipsiz hayvanların toplanması konusunda belediyeler üzerinde kurduğu baskı yüzünden mesele giderek büyüyor.
Geçen pazar günkü yazımda “Önce terör örgütü PKK silah mı bırakacak, yoksa Öcalan’ın istediği yasalar mı çıkarılacak?” diye sormuştum.
En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim..
23 Nisan’da TBMM’deki resepsiyonda bir muhabir ve Erdoğan arasında geçen konuşma: “Sayın Cumhurbaşkanım bugün size ‘Süleyman’ın mührü’ çağrısı yapıldı.
Doruk Madencilik’te çalışan işçilerin haklarını almak için yılmadan direnişi, örgütlü mücadelenin ne kadar etkili olabileceğini gösterdi ama bununla da kalmadı; gerçek sendikalar ile sarı sendikaları bir kez daha ifşa etti.
Bu köşe, hakkı yenenin sesini duyurmak için var.
Türkiye’de yaşayan herkesin 1 Mayıs ile ilgili iyi ve kötü anıları var.
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının vize sorunu yine gündemde.
Bir distopya değil gerçeğin ta kendisi...
Bir tür “müstemleke valisi” gibi ortalıkta dolaşan Amerika’nın Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, zırvalamaya bu kez Antalya’da devam etti ve Ortadoğu’yu kastederek “Bunu söyleyerek yine eleştirileceğim çünkü antidemokratik ama bölgeyi incelerseniz, işe yarayan tek şeyin, güçlü liderlik rejimleri olduğunu fark edebilirsiniz. Ya merhametli monarşiler ya da meşruti monarşi türü yapılar... Bunun dışındaki her şey, demokrasi kisvesini giyen ülkeler başarısız olmuştur” dedi.
Kahramanmaraş’taki bir ortaokulda 14 yaşındaki bir öğrencinin silahlı saldırısında, bir öğretmen ve on öğrenci hayatını kaybetti, yirmi öğrenci yaralandı.
“Benim bildiğim tek şey var, silahlı mücadele devri kapandı, PKK bitti.”
Elimde değerli bir kitap var.
Yazımın son kısmında yer verdiğim araştırma ve günümüzde yaşananlar trajik bir karşıtlık içeriyor.
Kavramlar o kadar altüst edildi ki bir terörist başından “barış elçisi” gibi söz ediliyor, gerçekte bir karşıdevrim tarikatı olan AKP’nin demokratik seçim yoluyla iktidarı bırakacağı umuluyor.
CHP’nin ara seçim çağrısından sonra arka arkaya iki yanıt...
Akbelen Ormanları’nın hızla kamulaştırılıp siyanürlü maden faaliyetleriyle yok edilmesine karşı çıkan köylüler, yalnızca anayasal haklarını kullandıkları için hedef alındı, tartaklandı, şiddet gördü ve sonunda İkizköy’de muhtar Nejla Işık’ın kızı Esra Işık tutuklandı!
Amerika ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıları birinci ayını doldururken NATO’nun sosyal medya hesabından Anıtkabir fotoğrafıyla bir paylaşım yapıldı.
İktidara yakın HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, hayalini açıklamış...
Geçen hafta Berlin’in ünlü meydanlarından Alexanderplatz’da bir grubun eylem yaptığını görünce ne olduğunu anlamak için yanlarına gittim.
Gerçekleri yazdıkları için tutuklanan gazeteciler arasına son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın da katılması, Türkiye’de düşünceyi ifade etme özgürlüğü ile halkın haber alma hakkının rafa kaldırıldığının yeni bir kanıtı oldu.
Bugün hakkında yazmak istediğim olay günlerdir medyada yer alıyor.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 12 Mart Perşembe günü TBMM’deki odasına giderek Bülent Arınç’ı ziyaret etti ve baş başa yetmiş beş dakika görüştü.
“Bugün Türk devleti denilince akla ilk neyin geldiği belli değil midir?
Trump, ikinci kez ABD Başkanı seçildikten üç gün sonra bu köşede “Amerikan Mantıksızlık Çağı’nın zafer çanları çalıyor” uyarısında bulunmuştum.
Aynı ismi taşıyan iki kadın, aynı gün, aynı kentte can verdi.
ABD ve İsrail öncülüğünde uluslararası hukuk hiçe sayılarak İran’a düzenlenen saldırıyla birlikte, emperyalizmin tüm bölge için çok büyük bir yıkım ve tehdit oluşturduğu bir kez daha görüldü.
Terörist başı Öcalan, 27 Şubat’taki ilk çağrısının yıldönümünde yeni bir açıklama yaparak 1923’te kurulan Cumhuriyetin temeline indirilecek en büyük darbeyi duyurdu.
“Ney?”
Burası bir devlet okulunun ana sınıfı...
AKP Artvin Milletvekili Faruk Çelik, bunca sorun arasında yememiş içmemiş, atmaca avındaki bir zulmü önleyen yasal düzenlemeyi değiştirmek için bir yasa teklifinin peşine düşmüş!
Milli Eğitim Bakanlığı, Yusuf Tekin imzasıyla tüm illere gönderilen “Ramazan Ayı Etkinlikleri” yazısıyla bir ramazan programı başlattı.