Aslı Aydıntaşbaş

Brunson’la takas fikri kimden çıktı

29 Temmuz 2018 Pazar

Tutuklu bulunan ABD’li rahip Andrew Brunson’un durumuyla ilgili Washington ve Ankara arasında birkaç aydır devam eden pazarlıklara geçen yazımda değinmiştim. Nedendir bilmiyoruz, iki başkent prensipte anlaşmışken son dakikada iş yattı. Anlaşma, Andrew Brunson’un serbest kalarak ülkesine dönmesi karşılığında New York’taki davada ceza alan Halkbank yetkilisi Hakan Atilla’nın Türkiye’ye iadesiydi. Ama olmadı. Ankara, ABD’nin adım atmadığını, Washington ise son dakikada Türkiye’nin ek taleplerle geldiğini iddia ediyor.
Her durumda ciddi bir kriz.
Ben Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Brunson meselesinde “topa girmemesini” yani ABD Başkanı ya da Başkan Yardımcısı’na cevap vermekten imtina etmesini, hâlâ iki ülke arasında bir pazarlık marjı olduğu şeklinde yorumluyorum. Bu yönde bir başka sinyal de Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın dünkü Daily Sabah gazetesinde “ABD yönetiminin Türkiye’nin güvenlik endişelerini anlaması durumunda bu ilişkiyi kurtarmak ve ileri götürmek hâlâ mümkün olabilir” ifadesi. (Kalın, perde arkasında Almanya ile krizin aşılması ve Deniz Yücel’in iadesi konusunda da önemli rol oynamıştı.)
Demek ki hâlâ devam eden pazarlıklar var.
Tabii bu, 23 yıldır Türkiye’de yaşayan Andrew Brunson’un tutuklanmasına neden olan iddiaların uyduruk olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Burada dava detaylarına uzun uzadıya girecek yer yok. Ancak hepimiz artık yargının nasıl işlediğini iyi-kötü biliyoruz. Cumhuriyet gazetesi yazarları da öğlen lahmacun ısmarlamak için aradıkları telefonda ByLock olduğu iddiasıyla ‘FETÖ’ye destekten’ bir yıla yakın cezaevinde kalmıştı. Şaşırmamak lazım.
Ancak otoriter bir rejimin bile kendi içinde mantıklı olması lazım. Örneğin Deniz Yücel’in Almanya’ya iadesi, Türkiye’ye yönelik savunma ambargosunun kalkması ve Almanya ile ilişkilerin normalleşmesine vesile olmuştu. Asla kirli pazarlıkları onayladığım için söylemiyorum; ancak bu tarz ‘al-ver’in devlet için bir mantığı olmalı.
Brunson işinin ise bu noktadan sonra Ankara açısından getirisi değil götürüsü var.
Tabii burada haksızlık yapmamak adına önemli bir bilgi paylaşmak isterim. Brunson üzerinden takas pazarlığı fikri, ilk olarak Ankara’dan değil, Reza Zarrab ABD’de tutuklandıktan sonra avukat olarak tuttuğu eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani’den çıkmıştı. Diyebiliriz ki, ortalığı bulandıran Giuliani oldu. Tevatür o ki, ‘Trump’un dostu’ kartvizitiyle Ankara’ya gelip Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan randevu talep eden Giuliani, ‘Brunson karşılığı Zarrab’ fikrini ortaya atan isimdi. O zamana kadar kimsenin aklında takas yoktu. Tahminim, Erdoğan’ın ‘Al papazı ver papazı’ cümlesini kullanması da, bu gezinin hemen ardından oldu. Aradan geçen zamanda Zarrab çoktan FBI ile anlaştı, güme giden Hakan Atilla oldu. Daha sonra Brunson Amerikan kamuoyunda önemli bir sembole dönüşünce, Amerikalılar takas işini Hakan Atilla ile yapmayı teklif etti.
Ancak sürecin çok uzaması ve havada uçuşan tehditler, bugün itibarıyla tehlikeli bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Ankara tarafından Türk-Amerikan ilişkilerinde bir al-ver vesilesi olarak görünen olay, artık pimi çekilmiş bir bomba. Türkiye açısından sorun net. Zaten Beyaz Saray, silah şirketleri ve ABD Dışişleri Bakanlığı dışında Washington’da Türkiye’deki hükümetin pek seveni yok. Kongre ve kamuoyu, çoktandır karşısında. Şimdi Ankara, Beyaz Saray ve Trump’la da arayı bozuyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Twitter’dan yazdıklarına bakılırsa, bunun bir adım ötesi ‘yaptırım’. Belli ki Trump ve Pence’in söz ettiği, Kongre’deki F-35 ya da S-400 yaptırım tasarıları değil, bambaşka bir durum.
Ezcümle; iki taraf da ateşle oynuyor.



Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Yaklaşan facia 6 Eylül 2018
Bu mu devlet aklı? 26 Ağustos 2018

Günün Köşe Yazıları