Teslimiyet, maceracılık

07 Ocak 2020 Salı

İran Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani ile Haşdi Şabi Genel Komutan Vekili Ebu Mehdi el Mühendis’in ABD’nin insansız hava saldırısı sonucunda Irak’ta öldürülmeleri, genişlemiş Ortadoğu’da durumun daha da gerginleşmesine yol açtığı için Türkiye’yi de yakınan ilgilendiriyor. Uzmanlar olayların, doğrudan bir Amerikan - İran silahlı çatışmasına yol açmasına fazla ihtimal vermeseler de kimin elinin kimin cebinde olduğunun bilinmediği bir bölgede, yine de en beklenmedik gelişmelere karşı bile hazırlıklı olunması gerektiğini söylüyorlar.

İran’ın dini lideri Ali Hamaney’e doğrudan bağlı olan ve ülkesinde bir halk kahramanı konumuna gelmiş bulunan Süleymani’nin ölümünden sonra, bölgede hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağını her olasılığa karşı hazırlıklı bulunmanın gerekliliğini Amerikan basını da dile getiriyor. Yine Amerikan basını, öldürme emrini şahsen verdiğini söyleyen Trump’ın Demokratlar’a danışmadan böyle bir emri vermesinin yanlış olduğunu ileri sürmekte ve “Ortadoğuda ne işimiz var? Çekileceğiz!” diyen Trump döneminde ABD’nin bölgedeki varlığının daha da arttığını vurgulamaktadır.

* * *

Trump’ın, kendine özgü üslubuyla müzakere masasına çağırdığı İran’dan gelen tepkiler ise intikamın sert olacağı yönündedir.

İş sıcak çatışmaya kadar varsa da varmasa da, gerginliğin büyük boyutta tırmanacağı bölgedeki güçlerin daha da dikkatli olmaları gerekiyor.

Bunlar arasında Suriye ve Libya batağına askeriyle de saplanmış olan Türkiye de var.

Bakalım Türkiye ne yapacak.

Eskiden olsaydı her şey daha kolaydı.Soğuk savaşın, iki kutuplu siyah beyaz dünyasında, bir doğru olan bizim taraf vardı,bir de, yanlış olan karşı taraf. Ama artık saflar öylesine net değil, kim nerede ne zaman kimden yana kestirmek kolay olmuyor.

Acaba böyle bir ortamda Türkiye’deki ikidar, bölgede tırmanan gerilim karşısında, soğukkanlılığını koruyarak, ulusun yararları açısından en yararlı politikayı izleyebilecek mi?

Doğrusu bu soruya olumlu yanıt vermek pek kolay görünmüyor. AKP ulusal bir dış politika izleyebilmekten uzaktır.İçeride iktidarını ulus birimine dayandırmaya karşı olan, ulus biriminin yerine, ümmet kavramını ikame eden AKP,buna koşut olarak dış politikasını İhvan tutkusuyla oluşturmakta ve Suriye’dan Libya’ya bütün genişletilmiş Ortadoğu bölgesinde, Müslüman Kardeşler görüşüne ipotekli bu politikayı yürütmektedir.

Müslüman Kardeşler endeksli politika da, AKP’yi her türlü mezhep ve tarikat çatışmasının içine çekerek, yalnızlaştırmaktadır.

* * *

Bu politika, Suriye’de yanlışlar yaptırmış, Mısır ile ilişkleri tehlikeli biçimde aksatmış,Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de yalnızlık çemberiyle kuşatmış, en sonunda da, Libya’ya asker gönderme macerasına itmiştir.

Türkiye’nin BM’nin de resmen kabul ettiği Trablus’taki Resmi Libya Yönetimi ile karşılıklı münhasır ekonomik bölgelerle ilgili olarak anlaşma imzalaması ne kadar doğru ise, bu anlaşmayı bahane ederek, bu ülkenin iç çatışmalarına taraf olacak şekilde davranması da o kadar yanlıştır.

Deniz Hukuku uzmanları, münhasır ekonojmik bölgelerle ilgili anlaşmaların Mısır, Suriye ve hatta İsrail ile de imzalanması ve Türkiye’nin diplomatik açılımlarının çoğaltılıp, çeşitlendirilmesini salık vermekteler.

Türkiye son zamanlarda, Rusya’dan S-400 füzeleri alıp, Suriye konusunda İran ve Rusya ile birlikte Astana sürecinin sacayağını oluşturarak, tek kutuplu bir dış politika yürütme görüntüsünden uzaklaşır gibi olurken, bu kez de boyunu da aşan, militarist girişimleriyle, maceracı bir çizgiye doğru sürüklenmektedir.

İhvancı tutku maceracı tutuma yöneltiyor. Unutmamak gerekir ki, dış politikada maceracı savrulmalar da, teslimiyetçi bağlantılar kadar zararlıdır.


Yazarın Son Yazıları

Amaç ne? 7 Şubat 2020
Olgu ve algı 31 Ocak 2020
Eyvah, yine çaktık! 28 Ocak 2020
Doğrusu oydu 24 Ocak 2020
Belki de iyi oldu 21 Ocak 2020
Yargının hali 31 Aralık 2019
En büyük sorun 27 Aralık 2019