‘Kongo’yu Geçmek’

14 Şubat 2015 Cumartesi

Dünkü Cumhuriyet’in baş sayfasının sol alt köşesine sıkıştırılmış bir haberin başlığıydı “Kongo’yu Geçmek”.Haberi ilgiyle okudum. Sınır Tanımayan Gazeteciler (Reporters Without Borders) adlı örgütün2015 yılı Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre Türkiye 180 ülke arasında beş basamak atlayarak 149. sıraya yükselmişti. Demek ki bir yıl öncesine göre basın özgürlüğü konusunda önemli bir başarı kazanmıştık.
Haberin verilmesindeki “alaysı” anlatım ise rahatsız ediciydi. Cumhuriyet bunu hep yapıyordu. “Yeni Türkiye” yolunda dev adımlarla ilerleyen ülkemize ilişkin ufak tefek olumsuzluklar kocaman puntolarla manşete çıkarılıyor, örneğin, basın özgürlüğü konusunda yalnızca Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ni değil, Gambia’yı, Rusya Federasyonu’nu, Singapur’u, Irak’ı, Mısır’ı ve daha 25 ülkeyi geride bırakmış olmamız alaya alınarak küçümseniyordu.

***

Cumhuriyet’in 19 yıllık bir yazarı olarak gazete yönetimini, özellikle de yeni genel yayın yönetmenimiz Can Dündar’ı, bu tür davranışların terki konusunda tüm gazete çalışanlarını uyarmaya çağırıyorum.
Evet, hep bardağın boş tarafını görüp göstermekten vazgeçip, gerçeğin bulunduğu dolu tarafını görüp göstermenin zamanı geldiğine inanıyorum.
Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da iki gün önce Meksika’da düzenlenen basın toplantısında ABD Başkanı Obama’nın Kuzey Carolina’da öldürülen üç Müslüman hakkında bir açıklama yapmamasını “manidar” bulup “Neredesin Başkan?” diye seslendiği önemli konuşmasında kıyısından da olsa bu konuya değinmişti. Cumhurbaşkanı, “Kırk satın alınmış insan bir şeyler kaleme alıp gönderiyor, sizler de bunu dilinize doluyorsunuz” diyerek ülkemiz hakkındaki olumsuz düşüncelerin nasıl oluştuğuna ilişkin önemli ipuçları veriyordu.
Sayın Cumhurbaşkanımızın bu minvaldeki saptamalarına gazetemizin bundan böyle gerekli önemi vermesi gerektiğini düşünüyorum.

***

Evvelki akşam CNN Türk’te Şirin Payzın’ın yönettiği “Ne Oluyor” adlı tartışma programına katılan Yeni Şafak yazarı Sevda Türküsev’i izleyip dinlerken benliğime egemen olan tek duygu kıskançlıktı. Sloganı, “Ben başarmak için doğdum!” olan bu frapan-Müslüman yazar, yaptığı açıklamalar ve elmas keskinliğindeki saptamalarıyla ekran başındaki yüz binlerin derin hayranlığını kazanmış olmalıydı.
Ağzından çıkan her sözcükten bir Erdoğan hayranı olduğu anlaşılan yazara göre Gezi olayları da 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk olayları da zamanın başbakanına karşı düzenlenmiş birer darbe girişimiydi. Biz, tüm Cumhuriyet yazarları ise başka telden çalıyorduk. Bu kafayla hiçbirimizin “yeni Türkiye”ye layık bir yazar olmasına olanak yoktu. Madem biz bu işi kıvıramayacaktık, o halde arayıp tarayıp bir yerlerden böyle bir kalem sahibi bularak aramıza katmamız gerekiyordu.
Değerli okurlarım, umarım gazetemizin yönetimi bu önerilerimi dikkate alır, sizler de katkılarınızla zenginleştirirsiniz.
Güzel bir hafta sonu dileklerimle…