Bütün evlilikler, boşanmayla başlar!
Tayfun Atay
Son Köşe Yazıları

Bütün evlilikler, boşanmayla başlar!

13.10.2015 06:00
Güncellenme:
Takip Et:

Yıllardır dilime dolanmış söz malûm: Artık evlilik, boşanmayla muteber… Bu, şu demek: İnsanlar bugünün dünyasında evlilik yaptıklarında eskiden olduğu gibi “bir yastıkta kocama”yı değil birkaç yıl içinde boşanmayı öngörmekte. Buna en bariz kanıt, pek çok evliliğin başlangıcında hazırlanan ve eğer ileride boşanma durumu olursa eşlerin karşılıklı olarak birbirlerinden mal-mülk talebinde bulunmayacaklarına dair sözleşme… Evlilik başında yapılan “boşanma sözleşmesi…”
ATV’nin yeni dizisi Evli ve Öfkeli, evliliğin artık boşanmayla muteberliğini en radikal biçimde ve “eril iktidar-dişil çaresizlik” diye özetlenebilecek yaşamsal haksızlık formülünün üzerine giderek, bu arada “görsel kültür”ün hayatımızdaki hâkimiyeti doğrultusunda “imaj”, “tazelik”, “meşhurluk” gibi “tüketici takıntılar”la da hesaplaşma içinde dışa vuruyor.
Bu uzun cümleyi açma ve anlaşılır kılma yolunda dizinin karşımıza çıkardığı, çocukluktan ve mahalleden arkadaş dört kadın kahramanımızı tanıyalım!..
Ergenlikten yetişkinliğe bir türlü baş edemediği kiloları nedeniyle hayatı, bir ruhsal mikrop gibi benliğine yapışık “Çiko” lâkabıyla savaşmakla geçmiş ve şimdi bu mikrobun evliliğini de bozmaması için çırpınan Dilek (Ayça Erturan), an itibarıyla hikâye akışının merkezinde. Onun başarılı bir kadın doğum uzmanı olarak kariyerinin zirvesindeki ablası Mine (Yıldız Çağrı Atiksoy) kısırlık derdinde ve yurtdışında tedavi görüp hormon seviyelerini arttırarak kocasına bir çocuk verme hayalleri kurmakta. Mine’nin çocukluktan beri hem “kanka”sı, hem de aynı zamanda belli ki rekabet sarmalında “kanlı”sı olmuş Seray (Ebru Cündübeyoğlu), magazin basınının peşinden koşturduğu ama bir taraftan da artık yaşını-başını almış, dolayısıyla gözden düşme ve genç rakibeler tarafından “yutulma” tehlikesiyle karşı karşıya, ünlü bir dizi oyuncusu.
Nihayet Dörtlü’müzün “Erkek Fatma”sı, erkeklik kültürünün ezici baskısını bu kültürün temel taşlarından biri olan polislik mesleğine rağbetle aşmaya çalışan “Esra Komiser”imiz (Birce Akalay) var. Polislik aynı zamanda onun hem baba mesleği, hem de kendisini bir “patriyark” olmaktan öte, anne yokluğunun acısını iyice katmerlendiren ikinci-üçüncü evliliklerle de ezmiş babasından intikam mesleği.
Hikâye, kadınlarımızın mahalleden ve çocukluktan erkek arkadaşlarının da katılımıyla Esra’nın düğününe doğru yol tutmalarıyla açılır. Sonra mı?.. Dilek, bir kız çocuğu verdiği kocasının en ummadığı anda Esra’nın düğünü arifesinde artık kendisini sevmediğini ve boşanmak istediğini söylemesi sonucu 20 yıldır hiç kapanmamış “Çiko” yarasının yeniden kanamasıyla karşı karşıya kalır. Mine, çocuk verme hayalleri kurduğu kocasının ihanetine en korkunç şekilde, adamın başka bir kadından olan çocuğunu doğurtarak tanık olur. Seray, oyunculuğuna yönelik güzel ve “taze” bir kadından gelen ölümcül meydan okumayı önce savuşturur gibi olsa da sonra onun, üstelik kendi evinde kocasını baştan çıkarışının feci şaşkınlığına uğrar.
Ve Esra, düğün sonrası evine ve yatak odasına kucağında girdiği taze kocasının aslında kart bir zampara olduğunu, adamın sevgilisi tarafından yatağa “Mutlu evlilikler” notu eklenerek bırakılmış seksi kombinezon hediyesiyle öğrenir. Böylece üç arkadaşının evliliklerinde yıllar içerisinde olan, Esra’nın başına evliliğinin daha ilk birkaç saati içinde gelmiştir.
Demek ki evliliklerin kapısı artık ayrılıkla ve boşanmayla açılmaktadır!..
Tematik altyapısını kadın sorunu ile “kitle kültürü-meşhuriyet çağı” sorunsalına dayandıran komedi-dram formatındaki dizi, ilk iki bölümünden anlaşıldığı kadarıyla dört kadının yeni aşklara yelken açarak yaralarını sarma çabası ile peşlerini bırakmayan ilk eşlerinin ha bire onların yaralarını kanırtması arasında sarkaçsal bir salınımla şekillenecek. Kurgusal, teknik ve oyunculuk olarak gayet sağlam kotarılmış yapım, insanlık haline dair evrensel bir sorunu oldukça başarılı şekilde yerlileştirip özgünleştirmiş. Özellikle dört kadın oyuncunun uyum ve tamamlayıcılıkları takdiri hak ediyor. Ayrıca Yıldız Çağrı Atiksoy’un bu kadar pırıltılı bir performans noktasına gelmiş olmasını heyecanla karşıladığımı belirtmek isterim.
Son bir not: Dizinin Seray karakteri ile çerçevelenen kesiti, pembe dizilerin parodisine dayanan, Sally Field ve Kevin Kline’lı “Soapdish” (1991) filmini çok çağrıştırdı bana. Seray ve asistanı Deniz (Elif Atakan) arasındaki ilişkide de sözünü ettiğim filmdekine benzer bir açılım kokusu sezinler gibi oldum, ama bakalım!..


 

Yazarın Son Yazıları

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Kalacak bir türkü söyler gideriz

Devamını Oku
10.09.2018
Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın!

Kovboylar yetmez, kotu da yasaklayın!

Devamını Oku
05.09.2018
Betona tapanların mabedi yapıldı

Betona tapanların mabedi yapıldı

Devamını Oku
03.09.2018
Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri

Bir insanlık ibadeti: Cumartesi Anneleri

Devamını Oku
20.08.2018
‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu!

‘Eşkıya’nın namusu Deniz’den soruldu!

Devamını Oku
15.08.2018
Doların da Allah’ı var!

Doların da Allah’ı var!

Devamını Oku
13.08.2018
‘Üniversite pazarı’nın düşündürdükleri

‘Üniversite pazarı’nın düşündürdükleri

Devamını Oku
08.08.2018
Üniversite pazarı

Üniversite pazarı

Devamını Oku
06.08.2018
Diyanet, sayende gidiyor din elden, dikkat et!

Diyanet, sayende gidiyor din elden, dikkat et!

Devamını Oku
01.08.2018
‘Topluma karşı devlet’ ve polisi

‘Topluma karşı devlet’ ve polisi

Devamını Oku
30.07.2018
‘En doğru, en hakiki tarikat’ hangisi?

‘En doğru, en hakiki tarikat’ hangisi?

Devamını Oku
25.07.2018
Bikinili Müslümanlık, tesettürlü münafıklık

Bikinili Müslümanlık, tesettürlü münafıklık

Devamını Oku
23.07.2018
Meşihat makamı

Meşihat makamı

Devamını Oku
18.07.2018
‘Adnan Hoca’ya da ne istediyse verdiler!

‘Adnan Hoca’ya da ne istediyse verdiler!

Devamını Oku
16.07.2018
Ters köşe (10.07.2018)

‘Cülus töreni’

Devamını Oku
10.07.2018
Düzyatan Gazi’nin ABD seferi

Düzyatan Gazi’nin ABD seferi

Devamını Oku
08.07.2018
Matbaa kapitalizmi ya da ‘Gutenberg Galaksisi’nin sonu

Matbaa kapitalizmi ya da ‘Gutenberg Galaksisi’nin sonu

Devamını Oku
04.07.2018
Şehit cenazesinde ‘protokol’ olur mu?

Şehit cenazesinde ‘protokol’ olur mu?

Devamını Oku
02.07.2018
‘Yüzde yedi’yi kim yedi?

‘Yüzde yedi’yi kim yedi?

Devamını Oku
26.06.2018
Bitmiş iktidarın uzun ölümü sürüyor

Bitmiş iktidarın uzun ölümü sürüyor

Devamını Oku
25.06.2018
‘Yüzde yedi'yi kim yedi?

‘Yüzde yedi'yi kim yedi?

Devamını Oku
25.06.2018
‘Antroposen’, ama umudu kesme Doğa’dan!

‘Antroposen’, ama umudu kesme Doğa’dan!

Devamını Oku
11.06.2018
Uçtuğunu zanneden şeyh: Aziz Yıldırım

Uçtuğunu zanneden şeyh: Aziz Yıldırım

Devamını Oku
06.06.2018
Kıyametin jeolojik adı: ‘Antroposen’

Kıyametin jeolojik adı: ‘Antroposen’

Devamını Oku
04.06.2018
Başkanın değil babanın Ali’sisin Ali Koç!

Başkanın değil babanın Ali’sisin Ali Koç!

Devamını Oku
30.05.2018
Markalaşıp ‘makara’laşan tarikatlar

Markalaşıp ‘makara’laşan tarikatlar

Devamını Oku
28.05.2018
İmam-hatipten kaçanlar Galatasaray kuyruğunda

İmam-hatipten kaçanlar Galatasaray kuyruğunda

Devamını Oku
23.05.2018
‘Allah ruhumu diğer bedene koymuş Hocam!’

‘Allah ruhumu diğer bedene koymuş Hocam!’

Devamını Oku
21.05.2018
Eğlenceli ciddiyet: İnce

Muharrem İnce’nin mevcut iktidar ağzı karşısında en büyük avantajı, yerli ve milli “mizah duyusu”na sahip olması. Sanki Erdoğan, hiç beklemediği bir “lügat”le karşı karşıya kalmış gibi geliyor bana. Öyle hissediyorum.

Devamını Oku
17.05.2018
İnanç borsası nefslere açılırken…

İnanç borsası nefslere açılırken…

Devamını Oku
16.05.2018
‘Rabia gösterdikçe adalet görünmez oldu’

‘Rabia gösterdikçe adalet görünmez oldu’

Devamını Oku
13.05.2018
‘Afrin Türküsü’nde kim başrolde?

‘Afrin Türküsü’nde kim başrolde?

Devamını Oku
09.05.2018
Eşeğe kurban olun!

Eşeğe kurban olun!

Devamını Oku
07.05.2018
Fenerbahçe ‘Türk takımı’ mı?

Fenerbahçe ‘Türk takımı’ mı?

Devamını Oku
02.05.2018
Hitler’i anıyoruz (!)

Hitler’i anıyoruz (!)

Devamını Oku
30.04.2018
Biz tarihin yüzüne bu fotoğrafla bakacağız

Eve dönüş yolunda...

Devamını Oku
25.04.2018
‘Çocukluğun ilanı’dır 23 Nisan!

‘Çocukluğun ilanı’dır 23 Nisan!

Devamını Oku
23.04.2018
Geçmişimizdeki yarın: Köy Enstitüleri

Geçmişimizdeki yarın: Köy Enstitüleri

Devamını Oku
18.04.2018
ABD ‘simülasyon’a dönüşürken…

ABD ‘simülasyon’a dönüşürken…

Devamını Oku
16.04.2018
Dört duvar arasında havadır sudur kâğıt kokusu!

Dört duvar arasında havadır sudur kâğıt kokusu!

Devamını Oku
11.04.2018