16 Nisan referandumu Türkiye’de fiilen yürürlükte olan seçimli otokrasi rejiminin çok az farkla resmileşmesine yol açmakla kalmadı, on yıllar boyunca verilen mücadelelerle kazanılmış olan seçim güvenliğini de ortadan kaldırdı. Bu ikinci sonuç, birincisi kadar, hatta belki ondan daha fazla Türkiye’de barış ve istikrar açısından tehdit oluşturuyor. Seçimli otokrasinin, seçimin formalite haline dönüştüğü bir diktatörlüğe dönüşmesi yolunu açıyor.
İktidarın yayımladığı resmi sonuçlara göre bile seçmen topluluğunun yarısına çok yakın bir oranının reddettiği nevi şahsına münhasır rejim değişikliği, iktidarın kendi getirdiği açık yasa kuralına kendisinin uymamasının neden olduğu sayım hilesi şüphesiyle, telafisi mümkün olmayacak biçimde damgalandı. Yasanın açık ve yoruma yer bırakmayan hükmüne göre geçersiz sayılması gereken oy pusulalarının takribi sayısı, referandum sonucunu değiştirmeyecek boyutta olsaydı, şaibeli bir referandum yaşamış olurduk. Önceki yerel ve genel seçimlerde bu tür oy verme ve sayım hilesi itirazları birçok yerde dile getirilmişti. Belediye başkanı veya milletvekili seçimi sonucunu değiştirecek nitelikte olan bazı itirazları YSK kabul etmiş ve o bölgede seçimleri iptal etmişti. Bunların arasında bugün için en anlamlı olanı, 2014’te Bitlis Güroymak’ta belediye başkanlığı seçimlerini, seçim kurulu mühürünü taşımayan seçim pusulası kullanıldığı gerekçesiyle ve AKP’nin şikâyeti üzerine YSK’nin iptal etmesiydi. 2017 referendumunda da yurtdışı oylarının sayımı sırasında mühürsüz pusula ve zarflar geçersiz sayıldı. Buna karşılık YSK’nin 16 Nisan günü öğleden sonra aldığı karar seçim yasasını açıkça çiğnedi ve seçim güvenliğini ortadan kaldırdı. Aynı seçimde iki farklı seçim usulünün aynı anda uygulandığı bir durum ortaya çıktı.YSK’nin kararı hukuken geçersiz olduğu gibi, 2007’de cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında seçim koşulunu yasanın açık hükmüne karşı değiştiren Anayasa Mahkemesi kararı ayarındadır.
16 Nisan referandumu sonrası yapılan itirazların dayandığı somut belgelerin niteliği, geçersiz sayılması gereken oy pusulalarının ve özellikle Güneydoğu bölgesinde birçok sandıkta işlenen şüpheli veya açıkça yasadışı oy verme işlemlerinin hacmi, genel sonucu değiştirebilecek boyutta. Bir değil, çifte ihlal söz konusu. “Tercih” yerine “evet” mühürü kullanılmış bütün pusulaların da yasa gereği geçersiz sayılması ve buna izin veren kişiler hakkında adli ve idari soruşturma açılması gereken ikinci ve bir o kadar vahim ihlal daha var. Birçok konuda olduğu gibi, bir seçimin yasal olarak geçerli olması için esas kadar usul de bir o kadar önemlidir. “Bu iş bitti” diyerek varlığı reddedilen vahim, yaygın ve bariz usulsüzlükler 16 Nisan referandumu sonucunu, sadece seçmen topluluğunun yarısını oluşturan “hayır” oyu sahiplerinde değil, “evet” oyu vermiş olanların bir kısmında da şaibeli kılıyor ve huzursuzluk yaratıyor.
Bu olgular referandumun iptal edilmesi, aksi takdirde sonuçlarının yok hükmünde addedilmesi için yeterli nedenlerdir. YSK’nin yapılan bütün itirazları reddetmesi ve gösterdiği hukuki gerekçelerin içlerinin bütünüyle boş olması, ortaya çıkan meşruiyet krizini kalıcılaştıracaktır. Toplumun yarısının yok hükmünde addettiği bir anayasa değişikliği, ne kadar resmileşmiş gibi görünse de, gayrimeşru kalmaya devam edecektir. Bu ise dayatılan düzeni çok daha büyük hukuksuzluklarla ayakta kalmaya sevk edecek ve başarısız bir plebisit niteliğinde olan 16 Nisan oylaması giderek artan bir kaos ve istikrarsızlık kaynağı olacaktır. Bunun açık işaretleri, seçim sonucuna itirazın da suç olarak nitelenmeye başlamasıyla geldi. Seçim güvenliğinin yitirilmesi, bu çalkantılı süreçten çıkışı da belirsizleştirir. Bunun “evet” ya da “hayır” oyu vermiş herkes için iktisadi ve sosyal bedeli ağır olur.
16 Nisan 2017, bütün yetki ve güçleri tekeline almak isteyen iradenin yasak, tehdit, tekme, tokat, küfürle ve en sonunda Seçim Yasası’nı çiğneyerek zar zor amacına resmen ulaştığı yeni bir dönemin, Erdoğanizmin miladı olarak tarihe geçebilir. Bunun aynı zamanda Erdoğanizmin çöküşünün hızlandığı bir dönüm noktası olması bir o kadar güçlü bir ihtimaldir.
16 Nisan çöküşün miladı mı?
Yazarın Son Yazıları
Hınç politikaları ve nihilizm
Bir otokrat prototipi
Kayırma ekonomisinin bedeli
Üzerine suç atmanın dayanılmaz hafifliği
Trump ve yeni otoriterizm
Büyük kriz gözüktü
İş Allah’a kalınca....
Anti-konformist gericilik ve yavaşlayan küreselleşme
Yeni-patrimonyalizm üzerine
Liberalizmden doğan otoriter kapitalizm
Erdoğanizm Türkiyesi
Post-komünist otoriter kapitalizm
Otoriter kapitalizmin geleceği
Kindar nesil böyle yetiştirilir
Durum budur…
Yarın ve ötesi
Paçalardan akan ne?
Kibrin otokrat hali
Siyasette yalan ve yanlış
Tayyip Erdoğan pişman mıdır?
Gazeteci istihbaratçıyla işbirliği yapınca...
Dindaş/ırktaş demokrasisi
Cumhurbaşkanı koruması PÖH’e teslim
Üfürükçü hoca analizleriyle ekonomiyi yönetmek
HDP’nin alacağı oyun önemi
AB Sayıştayı’ndan YİP uyarısı
Enkaza işaret etmek yeterli değil
Diktatörler seçimle gider mi?
HDP kilit parti olabilir
Seçim öncesi 1 Mayıs
Uzatmalı iktidar Ermenistan’da beş gün sürdü
Ahlak düşkünlüğü siyaseti ve huzur ihtiyacı
Başkanlığı bir türlü bırakamayanlar
Trump’ın kuyruğundaki Macron
Fransa’da yeniden laiklik tartışması
Satranççıya karşı tavlacı
Seçimli tek adam olmanın bazı zorlukları
Sessiz devrimden kültürel karşıdevrime
Macron SDG’ye hangi vaatte bulundu?
Irkçılığı besleyen yalan haberler