Ölümün Penceresinden Hayata Bakış...

27 Mayıs 2011 Cuma
\n

\n

Günlerden perşembe ve sabahın epey erken bir saati. Pazartesi önemli bir ameliyat geçireceğim. Dün ameliyat öncesi son muayene ve tahliller yapıldı. Kardiyolojideki doktor raporunu imzalarken sıcak bir gülümsemeyle yüzüme bakıp: Biraz yorgun bir kalbiniz var!diyor.

\n

Yorgun bir kalp. Seçtiği kelimeler hoşuma gidiyor. Daha teknik konuşabilirdi, ben daha az şey anlayabilirdim ve sonuçta gerek hastane, gerekse ameliyat gerçeği gözlerimin önünde daha üşütücü bir çıplaklıkla belirebilirdi. Ama şu yorgun kalpnedense durumumu çok iyi özetledi gibi geliyor. Belki de kafamda yarattığı ameliyat ve tıp ötesi çağrışımlar yüzünden. Ama sanırım daha çok, birkaç gündür kafamın içinde dolanıp duran ve Leylâ Erbilin Mektup Aşklarına ait bir imge yüzünden. Orada, Rehanın Jaleye yazdığı mektuptan: “ … - şunu iyice kafana koy yalnızsın bir garip yolcusun yine bavulunda birkaç kitap birkaç da çamaşır birkaç da yazı kalemi benim bir son vapurum var her şey biter ona yetişmeliyim benim bir son vapurum var - …” Bu alıntı, belleğimde birkaç gün önce, hastaneye giderken yanıma ne alayım diye düşünürken kıpırdanmıştı. Sanki pazartesi günü evden çıkıp hastaneye değil de bir iskeleye gidecektim; oradan bir vapura binecektim ve bindiğim, bir son vapurolabilecekti. Değil ise, bildik iskeleler arasında yapacağım yolculuk benim için yine bildik bir iskelede, yani günlük hayatımda noktalanacaktı. Ama son vapurabinmiş isem eğer, o zaman daha önce hiç bilmediğim bir iskeleye yanaşılacak ve vapurdan sadece ben ineceğim. Çünkü orası, sadece gidiş biletinin verildiği, yalnız gidilen ve yalnız inilen bir iskele yolculuk hakkında tek bilinen, bunlar. Gerisini binlerce yıldır kimse öğrenemedi. Hem de onca kitaba ve onca inanca rağmen. Bu yolculuğa biraz serüven havası veren de sanırım bu yanı.

\n

Hemen belirtmek zorundayım: Bu, yolculuğun sadece serüven olan yanı, yoksa pek çok söylendiğinin aksine – ‘riskliyanı değil. Risk kelimesi bir şeyin olması kadar olmaması ihtimalini de içerir. Ama sonunda mutlaka olacak bir şeyin riski yoktur. Ölüm riski yoktur. Yani bana göre. Ölüm riski diye bir şey olsaydı, hiç ölmeme diye bir şıkkın da bulunması gerekirdi. Oysa yok böyle bir şey. Onun yerine, herhangi bir zamanda kesinlikle karşılaşılacak bir olgu var, ve onun adı da ölüm. Ne var ki bu kesinlik ve bu olgu olma niteliği, herkes için çok açık değil. İnsanların çoğu ölümü inkâr edercesine, dolayısıyla da hayatı aşağılarcasına yaşamakta, hem de yaşayabilmek uğruna! Ölümle hesaplaşılmamış, yani onun bir gün geleceği gerçeğinin hep göz ardı edildiği bir hayattan geriye, o hayatı hayat kılabilecek ne kalır? Ölümü olumsuzlamakta direnmek, hayatı insanca yaşayabilme bağlamında sergilenmiş beceriksizlikleri beceriksizlik olmaktan çıkartabiliyor mu? Böylesi, Hıristiyanlıktaki şu günah çıkartmakurumu kadar trajikomik değil mi? Günah sayılanları cüppeli birine anlatacaksınız ve onun yardımıyla o sayılanlar, bundan böyle o hayatta bir anlamda artık yaşanmamış olacak din yoluyla insanların kendilerine yalan söylemelerine yardımcı olmak!

\n

Her neyse. Konuyu burada keselim. Haftaya cuma günü bu köşede yazımı bulamazsanız, anlayın ki pazartesi günü bavulumda birkaç kitap birkaç da çamaşır birkaç da yazı kalemi ile bindiğim vapur son vapurmuş. Yok buradaysam, o zaman bu demektir ki, sadece bir boğaz turu yapıp geri dönmüşüm

\n

\n\n


Yazarın Son Yazıları

Bir tiyatro açmak… 3 Nisan 2017