Abdullah Yası

27 Ocak 2015 Salı

24 Ocak günü Edremit’te idim. Şükrü Tunar Kültür Merkezi’nde yapılan Uğur Mumcu’yu anma toplantısındaki konuşmamdan sonra izleyicilerden biri sordu:
-Acaba, Uğur Mumcu sağ olsaydı, bugün bayrakların yarıya indirilmesine ne derdi?
Değerli dinleyici, 91 yaşında ölen Suudi Kralı Abdullah için yas ilan edilmiş olmasını kastediyordu.
Bayrakların yarıya indirilmesine neden olan yası, ülkemizde birçok kişi yadırgadı. Oysa, olayın yadırganacak bir yönü yoktu.
Kral Abdullah şeriat düzeninin simgesiydi. Rejiminin kadın hakları konusunda varabileceği en ileri aşama kadınların tek başlarına araba kullanabilip kullanamayacakları tartışmasıydı.
Kral Abdullah için demokrasi şeytan icadıydı.
Konuşanı gereğinde hapse tıkar, gereğinde kellesini uçururdu.
Helalarının klozetleri altından olacak kadar şatafat düşkünüydü.
Milyarlarca dolarlık şahsi servetin üstüne taht kurmuştu.
Bağnazlığın canlı timsali olmasına karşın, bunu ılımlılık olarak sunabilecek kadar kurnazdı.
Türkiye’ye geldiğinde Anıtkabir’i ziyaretten inatla, kibirle kaçınan Abdullah’ın laiklik kâbusuydu, değil uygulanması telaffuzu bile günahtı, suçtu.
Kanaat değil, israf, debdebe, esastı yaşamında...
Kral Abdullah tüm tarihi ve kültürel zenginliklere karşıydı.
Devri iktidarında, Mekke’yi bir kutsal-rantsal dönüşüm alanı haline sokmuştu.
Yani Kral Abdullah’ın rejimi, onun ölümü üzerine Türkiye’de yas ilan edenlerin varmak istedikleri hedefti.
Şimdi bu simge için ulusal yas ilan edilmesinden daha doğal ne olabilir ki?

***

Abdullah için yas tutup bayraklarını yarıya indiren yalnızca, Erdoğan Türkiye’si değildi.
Cameron’un ve Majestelerinin İngiltere’si de, ulusal yas ilan etmiş ve bayrakları yarıya indirmişti.
Bu davranış da yadırgandı. Hatta o kadar ki, köşe yazarı ve Muhafazakâr Parti eski Milletvekili Louise Mench, başsağlığı mesajı yayımlayan Başbakan David Cameron ve Kraliçe Elizabeth’e yakası açılmamış sunturlu birer de küfür savurdu.
Bu da doğaldı. Çünkü hem 10 Downing Street hem de Buckingham, demokrasiyi, fikir özgürlüğünü kadın haklarını kırbaçlatan, hatta gereğinde bunların boyunlarını vurdurtan bir zihniyete karşı olduklarını beyan etmiş odaklardı. İngiliz ve dünya kamuoyu bu beyanın doğru olduğunu varsayıyorlardı.
Doğrusu, bizzat Suudi Arabistan devleti bile yas kurumunu tanımazken İngiltere’nin böylesine gayretkeşlik göstermesi anlaşılması güç, hatta daha açıklıkla söylemek gerekirse iğrenç bir davranıştı.
Ama olayları bilenler için, İngiliz emperyalizminin ayrılmaz parçası olan İngiliz ikiyüzlülüğünün bu alışılmış tezahürü de çok şaşırtıcı değildi.
Bir zamanların “Demir Lady”si Margareth Thatcher de, Suudi Arabistan’ı ziyaret ettiğinde, tesettüre girmemiş miydi?

***

Tutarsızlıkta, İngiltere’yi yalnız bırakmak istemeyen Fransa Cumhurbaşkanı Hollande da taziye zincirine katılıyor, Obama da kendi yerine Biden’i gönderiyordu.
Tabii Batı’nın bu tutarsızlığı, Paris’te Charlie Hebdo ile yani, ifade özgürlüğüyle dayanışma toplantısına katılan Ahmet Davutoğlu için, sorulmuş olan, “Hangi yüzle böyle bir törene katılıyor?” sorusunu da anlamsız bırakmaktadır. Çünkü Davutoğlu’nu ikiyüzlülükle suçlayanlar kendileri de ikiyüzlülük örneği vermişlerdir.
Batı’nın özgürlükçü yüzünün yanı sıra ikiyüzlü bu yanını da görmezden gelemeyiz, gelmemeliyiz.
Ancak Batı’nın bu ikiyüzlülüğü mazur görülmez olduğu gibi, başka ikiyüzlülüklere de mazeret oluşturamaz.
Küçükken rahmetli annemin sık sık tekrarladığı şu tümce hâlâ aklımdadır:
-İyi şeylere özen evladım, iyi şeylere özen! Zaten, tutarlılığı Batı’ya özendiğimiz için benimseyeceksek, çekiver ipini gitsin!
Tutarlılığı ve insancıl değerleri, kendimize yakıştırdığımız için savunuyorsak bir değeri var. Yoksa Batı’ya benzemek için bunları yapıyor, ya da yapıyor görünüyorsak hiçbir kıymeti harbiyesi yok demektir.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Düzen namus istemiyor 23 Temmuz 2021
Bir 20 Temmuz sabahı 20 Temmuz 2021
İstese de gidememek 13 Temmuz 2021