D'Alema - Swoboda, Avrupa - Türkiye

18 Mayıs 2013 Cumartesi

Hürriyet’in deneyimli İtalya muhabiri Reha Erus’un, çarşamba günü yayımlanan, İtalya’nın eski başbakanlarından Massimo D’Alema ile röportajı kanımca yeterli ilgiyi görmedi.
Oysa 15 yıl önce, öfkeden
“Dallama” sıfatını yakıştırdığımız D’Alema ile yatıp D’Alema ile kalkıyorduk.
Reha Erus’un söyleşisi birçok bakımdan ilginç. Örneğin
Apo’yu kollamakla suçladığımız Clinton’un D’Alema’ya telefon ederek “Öcalan teröristtir, Türkiye’ye iade edin” dediğinin açıklanması, dikkat çekici bir husus.
İşin ilginç yönlerinden biri de 1998 Kasımı’nda Türkiye’de kolektif nefretin hedefi haline gelmiş olan D’Alema’nın sonraki yıllarda AB üyeliğimiz için lobi yapmış olması. Ankara’nın, AB üyeliğinin her iki tarafın da yararına olduğuna inanan deneyimli politikacı, ilişkilerin bugün vardığı kötü nokta konusunda diyor ki:
- Durumun sorumluları
Merkel ve Sarkozy’dir. Bu ülkelerin başında bizim gibi solcular olsaydı, iş çabuklaşırdı inanın.
Doğrusu çok fazla basite indirgenmiş, aşırı iyimser bir yorum.
Avrupa’daki Türkiye ve Türk karşıtlığının çok daha derin ve değişik nedenleri var. Ayrıca AB’ye üyeliğimiz konusundaki tek ve hatta en büyük engel de Avrupa’dan değil, üyelik için zorunlu koşulları yerine getiremeyen bizden kaynaklanıyor.

\n

***

\n

Bu durumdan da en çok iki ülkenin sağcıları, otoritarizm yanlıları hoşnut.
Hafta içinde özel bir dostlar masasında bir araya geldiğimiz, Türkiye’yi gerçekten iyi tanıyan ve önyargısız yaklaşan bir Avrupalı diplomat da bu noktayı vurguluyordu.
Türkiye’de inkâr götürmez demokrasi ve insan hakları ihlallerinin Avrupa’nın sağına,
“Görmüyor musunuz, karşı çıkarken ne kadar haklıydık?” demek ve Ankara’yı dışlama yolundaki girişimlerini artırmak olanağını verdiğini söyleyip, ekliyordu:
- Garip olan da Avrupa sağının bu tutumunun en çok Türkiye’deki iktidara yaraması.
Ona göre
Erdoğan iktidarı da demokrasi konusunda Avrupa’dan gelebilecek olan telkinleri, nasıl olsa bize kapıları kapalı diyerek gözardı etmektedir kolayca.
Diplomat dost bu çok doğru gözlemden hareketle, Ankara’nın hiçbir şekilde dışlanmaması, üyelik kapısının her zaman açık bırakılması gerektiğini söylüyor.
Bu görüş Türkiye’nin koşulları yerine getirdiği takdirde Avrupa’ya katılabileceğine ülkemizde gerçekten inanılması varsayımına dayanıyor.
Acaba Türkiye’de öyle bir hava hâlâ var mı?
Ayrıca acaba Türkiye’deki iktidar dikta eğilimlerini dizginleyecek kadar Avrupa isteklisi mi?
Tayyip Bey’in iktidarının ilk dönemindeki
“Avrupa tutkusu”na kananlardansanız eğer, bu sorunun doğru yanıtını bulmanız güçtür.

\n

***

\n

Kaldı ki, geçmişte olduğu gibi bugün de Avrupa’nın ve politik Avrupalının ne kadar umurundadır, Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları?
İster Avrupalı olsun, ister Amerikalı, Batılı kendi dışındaki insandan, değerlerine mi uygun davranmasını ister, çıkarlarına mı?
Yaşadıklarımız ve yaşamakta olduklarımız ikinci şıkka
“evet” dedirtiyor.
Örneklersek THY’nin verebileceği külliyetli bir uçak siparişi, birçok olaya insan hakları açısından yaklaşımı önleyici bir rol oynamayacak mıdır?..
Geçmişte böyle olmuştur, gelecekte de böyle olacaktır.
Türkler için geçerli olan bu olgu Kürtler için de geçerlidir.
O yüzdendir ki, Batılıya yakınmak, onun ortak değerler dolayısıyla sizin demokrasinizi ve özgürlüğünüzü savunacağını sanmak hatadır.
Bu konuda Avrupa’nın soluyla sağı arasında çok büyük bir fark olduğunu sananlar da hüsrana uğramaya mahkûmlardır.
Kılıçdaroğlu ile Swoboda arasında meydana gelen tatsız olaylara bu açıdan bakınca, her şey biraz daha anlaşılabilir hale gelmiyor mu, ne dersiniz?

\n

Yazarın Son Yazıları

Hamamda... 24 Kasım 2020
Yasak 17 Kasım 2020
ABD ile ilişkiler 13 Kasım 2020
Atatürk’ü konuşmak 10 Kasım 2020
İmar kültürü 3 Kasım 2020
Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020