Namık Kemal’in Dramı - I

15 Aralık 2013 Pazar

Sevgili,
Hıfzı Topuz’un son kitabı Namık Kemal’in romanı olan “Vatanı Sattık Bir Pula”nın “Vatan Yahut Silistre” bölümünü okurken, aklıma Edmond Rostand ve başyapıtı Cyrano de Bergerac geldi; gülsem mi, ağlasam mı karar veremedim.
“Vatan Yahut Silistre” bölümünü okurken, Cyrano de Bergerac’ı anımsamam boşuna değil.
Bir kere her iki yazar da aslen şair.
Edmond Rostand bütün tiyatro yapıtlarını manzum olarak yazmış. En sonuncusu Chanteclair de, tiyatro olarak olduğu kadar belki de daha çok şiir olarak kalmış.
Burada bir parantez açarak Edmond Rostand’ın eserlerini dilimize kazandıran, Sabri Esat Siyavuşgil’in manzum çevirisinin üstün niteliğine değinmek isterim. Cyrano’yu başucu kitabım haline getiren de Sabri Esat Siyavuşgil’in bu eşsiz çevirisidir.
Hemen belirteyim Cyrano de Bergerac yine Siyavuşgil’in enfes çevirisiyle ve ciltli lüks baskı olarak Türkiye İş Bankası Yayınları arasında bu yıl bir kez daha basıldı. Alıp okuyabilirsin.
Hararetle tavsiye ederim.

***

Vatan Yahut Silistre’de de Cyrano’da da kahramanlık teması ön planda yer tutar.
Her iki yapıt da, oynandıklarında kıyametin kopmasına neden olmuşlar, perde indiğinde ikisinde de seyirciler çılgınca bir coşku içinde kendilerinden geçmişlerdi.
Tepkilerdeki bu benzerlik nedensiz değildi.
İlk defa 20 Nisan 1873’te Güllü Agop Efendi’nin tiyatrosunda sahnelenen Vatan Yahut Silistre’nin oynandığı ortamda Osmanlı artık çöküş dönemine girmiş, toplumsal bir depresyon açıkça telaffuz edilmese bile hissedilmeye başlanmıştı.
Cyrano de Bergerac’ın, ilk kez sahnelendiği 1897 yılında da, Fransa 1871 bozgununu yaşamış, Alsace-Lorraine’nin kaybıyla sarsılmış, Almanya’ya ağır bir savaş tazminatı yükü altında ezilmiş, Sadi Carnot suikastıyla travma yaşayan, Dreyfus olayıyla ikiye bölünmüş, sosyal depresyon geçiren bir ülkeydi.
25 yıl arayla iki ülkede de, toplumsal psikolojik ortamda böyle bir benzerlik vardı.
Namık Kemal’in düşman kuşatması altında olan Silistre Kalesi’nde geçen, arka planında bir de aşk örgüsü olan kahramanlıklarla dolu öyküsü, şairin hamaset dolu şiirleriyle de bezenmişti.
Ve bu piyes bu ortamda, seyredenlerin kendilerinden geçmesine neden oldu. 17. yüzyılda yaşamış olan şair, filozof, fizikçi, musikişinas ve de silahşor olan Savinien Cyrano de Bergerac’tan esinlenerek Edmond Rostand’ın yarattığı Cyrano de Bergerac da, aynı toplumsal travmaları 25 yıl sonra yaşayan Fransa’da ilk oynandığında kıyametlerin kopmasına neden oldu.

***

Evet her iki oyun da ilk oynandıklarında, toplumsal birer olay oldular.
Ama her iki eserin de, yazarlarının bundan dolayı başlarına gelenler çok değişiktir.
Başrolünü dönemin ünlü aktörü Constant Coquelin’in oynadığı Cyrano de Bergrac, Theatre de la Porte Saint Martin’de ilk kez sahnelendiği 28 Aralık 1897’de perde indikten sonra, halk yarım saat ara vermeden alkışlamıştır.
O gece oyunu izleyen Fransız Maliye Bakanı Georges Cochery, Edmond Rostand’ı locasına davet ediyor ve göğsündeki Legion d’Honneur nişanını çıkarıp, yazarın göğsüne takarken şöyle diyordu:
- Bu şerefi ilk ben yaşamak istedim. Nitekim aradan dört gün geçince, 1 Ocak 1898’de Edmond Rostand’a resmen Legion d’Honneur nişanı veriliyordu.
Peki ya 25 yıl önce 20 Nisan 1873’te, Vatan Yahut Silistre’nin ilk kez Güllü Agop’un tiyatrosundaki temsilinde aynı toplumsal tepkiyi yaratmış olan Namık Kemal’in başına neler geliyordu?
Gazetesi kapanıyor, kendisi tutuklanıyor ve Magosa’ya sürgüne gönderiliyordu.
Nedeni 20 Nisan gecesi 50-60 kişilik bir grup, Güllü Agop’un Şehzadebaşı’ndaki tiyatrosundan İbret gazetesine kadar yürürken “Allah muradımızı versin! Muradımızı isteriz” diye bağırmalarıydı. Yoksa murat Şehzade Murat mıydı?
İki olayın sonuçları arasındaki fark sadece Namık Kemal’in mi, yoksa hepimizin mi dramı?  


Yazarın Son Yazıları

Devlet koruması 16 Ekim 2020
Düzenin özü 9 Ekim 2020
Tarikat - Diyanet 18 Eylül 2020
Yine idam 8 Eylül 2020
Dikiş tutmuyor 4 Eylül 2020