Barış Doster

Yanlışta ısrar etmenin maliyeti

18 Eylül 2021 Cumartesi

İktidarın Mısır, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne ilişkin dış politikasında yumuşama var. İkili ilişkileri normalleştirmeye çalışıyor. Lakin Suriye siyasetinde değişim yok. Bu da sorunun çözümünü zorlaştırıyor. Türkiye’nin katlandığı maliyeti artırıyor. Rusya ve İran’la da gerilime sebep oluyor.  

Dahası, Türkiye’nin ABD’yi ısrarla daha çok inisiyatif almaya davet etmesi, çözümü fazlasıyla zorlaştırıyor. Türkiye’nin bu çağrısı, Soğuk Savaş kalıntısı ezberleri aşamadığını, emperyalizm bağımlılığından kurtulamadığını, dünyanın gidişatını, Batı’dan Doğu’ya kayan güç dengesini saptayamadığını da gösteriyor.  

Peki, Suriye’deki çatışmaların başlamasının üzerinden 10 yıl geçmesine, Türkiye bu sorundan hayli etkilenmesine, şehitler vermesine, ciddi bir sığınmacı sorunu yaşamasına, bunların ağır ekonomik yüküne katlanmasına rağmen, iktidarın Suriye konusundaki yanlış politikasında ısrar etmesi nasıl açıklanabilir?  

Bu durumu, dış politikada sıklıkla kullanılan realizm, liberalizm, idealizm, Marksizm gibi klasik kuramlarla açıklayamayız elbette.  

Son yıllarda özellikle genç kuşak uluslararası ilişkiler uzmanlarının rağbet ettiği, davranışsalcılık, yapısalcılık, inşacılık gibi kuramlarla da izah edemeyiz.    

Daha açık soralım.  

Bu dış politikanın Türkiye’ye ekonomik getirisi var mı? Hayır. Türkiye’nin bölgede, komşu ülkeler nezdinde, İslam âleminde, Arap dünyasında, Batı’da etkisini artırdı mı? Hayır. Güvenlik sorunlarımızı çözdü mü? Hayır. Her türden terör örgütünün sınırımız ötesindeki etkisini sıfırladı mı? Hayır.  

BUNCA YANLIŞTAN BİR DOĞRU ÇIKAR MI? 

“Komşularla sıfır sorun” sloganıyla başlayan süreç, “değerli yalnızlık” tanımıyla bitti. İkisi de baştan yanlıştı. Tutarsızdı. Karşılık bulması olanaksızdı. Şimdi Türkiye, ilişkileri yumuşatmaya, onarmaya çalışıyor, gecikmeli de olsa.   

İhvan (Müslüman Kardeşler) destekçiliği yanlıştı. Ülkelerin içişlerine karışmak, açıkça taraf olmak yanlıştı. Tutulması olanaksız sözler vermek yanlıştı. Suriye’de mezhepçilik (Sünnicilik); Irak’ta etnikçilik (Kürtçülük) yapmak yanlıştı. Devlet kapasitesini aşan vaat ve girişimlerde bulunmak yanlıştı. Bu yanlışlar, mevcut gücümüzü, etkinliğimizi, caydırıcılığımızı, inandırıcılığımızı da aşındırdı.  

Yanlışlardan, ağır bedel ödeyerek ve gecikerek de olsa ders çıkarmak, kişisel hayatta izah edilebilir. Mazeretler sıralandıktan, özeleştiri verildikten sonra, belki ikna edici de olur bu tutum.  

Ama dış politikada bunun izahı olmaz, telafisi de çok güçtür. Hele de küçük ve orta ölçekli devletler için, genelde telafisi imkânsız sonuçlar doğurur. Diplomaside ölçü, denge, sağduyu bir kez unutuldu mu, hatırlandığında iş işten geçmiş olur.  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları