Cehennem bekçileri de ateşte yanıyor
Barış Terkoğlu
Son Köşe Yazıları

Cehennem bekçileri de ateşte yanıyor

02.07.2020 07:30
Güncellenme:
Takip Et:

Eyfel Kulesi’ni gördünüz mü? En azından bir gün Paris’e giderseniz göreceğinizi bilirsiniz. Ya Özgürlük Heykeli’ni? Belki hiç düşünmediniz ama yolunuz New York’a düşerse orada durduğunun farkındasınız. Bir gezdiren olursa Tivoli Bahçeleri’nin altını üstüne getirirsiniz. Yeter ki Kopenhag’a bir varın.

Gidersiniz, görürsünüz, bilirsiniz...

Sanırım şu dünyada en zor karşılaşacağınız şey aslında en yakınınızdadır. Bir finans kralının çocuğu olan asker, boğazdaki yalıda doğmuş polis, sanayicilerin arasında büyümüş bir gardiyan bugüne kadar hiç görmedim. Davalarını izledim, gözaltına alındım, hapis yattım. Hepsi yeniden yaşansa yine de halkın arasından çıkmamış bir tanesiyle karşılaşabileceğimi sanmıyorum. Merak edip sordum. Kimi bir öğretmen çocuğu, kimi işçi aileden, kimi öksüz-yetim. 

Ülkeyi yönetenler onları pek çok kez halkla karşı karşıya getirmeye çalışır. Bunun için de en başından, halkla aralarına duvar örmek için ayrıcalıklı olduklarını telkin eder. Bütün ayrıcalık hayallerinin yıkıldığı kriz dönemleri tüm yanılsamaları ortadan kaldırır.

Mühendis ya da iktisatçı gardiyan 

Salgın döneminde cezaevindeydim. Mahpusları da yakınlarını da onlar için kanun yapanları da günlerce konuştuk. Bir eksik kalmıştı: Gardiyanlar. Onların bu süreçte yaşadıklarını kimse anlatmadı. Daha da önemlisi onlar adına onların sesi olacak neredeyse kimse yoktu. Gözleri “keşke biri anlatsa” der gibi bakıyordu. Bu görev de bize kaldı.

Biliyorum, Fransızcadan aldığımız “gardiyan” kelimesinden hoşlanmıyorlar. Arap dilinden uyarladığımız “infaz memuru” ise bana pek soğuk geliyor. Neredeyse tüm edebiyatımıza mal olmuş, söylemesi kolay, halkın kabul ettiği şekliyle “gardiyan” ifadesini daha bizden görüyorum. “Gardien”in karşısında yazan “cehennem bekçisi”, hapishaneyi de yapılan işi de daha iyi anlatıyor.

Okudukları okullar bana bir şey anlatıyor. Yıllar geçtikçe üniversite-yüksekokul mezunu gardiyan sayısı artıyor. Hayır, bunun nedeni maaşların yüksek olması filan değil. Yakından bakınca fark ediyorsunuz ki Türkiye’deki işsizlik, hele okumuşların işsizliğindeki artış, bambaşka fakültelerden mezun olmuş halk çocuklarının gardiyanlığa zorunlu olarak yönelmesini sağlamış.

“Memur” lafını kullanmaktan kaçmamın bir nedeni daha var. “İş güvenceleri” olan eski memuriyet düzeni her yerde olduğu gibi yerini “sözleşmeli” lafına terk etmiş. İncelediğinizde birçok gardiyanın artık “sözleşmeli” denilerek istikbalini bilmeden, daha düşük maaşla, şartlarına itiraz edemeden çalıştırıldığını görebilirsiniz.

Salgın sürecinde hapsedildiler

“Kriz” dedim ya, peki salgın sürecinde gardiyanlar nasıl yaşadı?

Bir gardiyanın cezaevine tıpkı mahpus gibi, x-ray’den geçerek, cebindeki telefonu dışarıda bırakarak girdiğini hatırlatayım. 

Salgının ardından alınan ilk kararla önce cezaevindeki gardiyanlar üçe bölündü. Bir grup evde karantinaya, ikinci grup bir otelde karantinaya alındı. Üçüncü grubun ise cezaevinden çıkmasına izin verilmeden, tıpkı bir mahpus gibi cezaevi içinde açılmış odalarda yaşaması sağlandı. En az ikişer haftalık periyotlar halindeki bu üç duraklı dolaşım, gardiyan için yeni bir hayat demekti. 45 günün 15’inde hapishanede kilitli, 15’inde bir otel odasında kilitli, 15’inde ise evde kapalı bir tür hapishane. 

Salgın ilerleyince bu periyotlar üçten ikiye düştü. Yani en az 15 gün hapishanede, 15 gün ise evde kapalı bir hayat. Evden dışarı çıkıp çıkmadıklarının görevliler vasıtasıyla kontrol edildiği, gardiyanın gardiyanlığını yapan bir düzen.

Söylemek istediğim şu: Süreç bir gardiyanı da fiilen cezaevinde mahkûm olduğu çalışana dönüştürdü. Üstelik görevli sayısının azalması nedeniyle çalışma saatleri arttı. Bir kişi birkaç kişilik iş yaptı. En az 15 gün hapiste kapalı kalan, ailesi ile sınırlı bir görüşme imkânı olan gardiyanın koşulları ağırlaştı. Zaman zaman 24 saat kesintisiz çalışmanın olduğu vardiyalar, insan bedeni için kaldırılması zor bir mesai ortamı oluşturdu.

Kimi günlerce görmediği ailesine, çocuğuna ağladı. Kimi bu şartlar altında “mahpustan ne farkımız var” diye kendi kendine söylendi. Kimi de “tutuklu insanları artık daha iyi anlıyorum” diye iç geçirdi.

Diyeceksiniz ki herhalde dişe dokunur bir fazladan mesai ücreti almışlardır. Bu sorunun yanıtı da elbette hayır. 

Yönetenler için önemsizler

İnsanlar için hapis kararı veren adalet saraylarındaki odalar salgın nedeniyle kapalıydı. Ama koşulları ağırlaşmış tutuklu-hükümlüler, devletin gördükleri tek yüzüne, yani gardiyana tepki gösterdiler. Bunu da gardiyan göğüslemek zorunda kaldı. 

Öte yandan kendileri de her biri yüzlerce-binlerce insanı barındıran cezaevinde hastalık tehlikesiyle yaşadı. Türkiye’deki sistem sorununun son düğmesi olarak, yönetenler için ne kadar önemsiz olduğu gerçeğiyle tanıştı. Mahalle bekçileri günlerce konuşulurken, “cehennem bekçileri” bir gün bile tartışılmadı.

Söylemesem, anlatmasam eksik kalırdı. Gazeteci, kendisinin üzerine kapıyı kilitleyen insanların uğradığı haksızlıkların da tanığıdır. Çoğumuz farkında olmasak da cehenneme atılan lanetlenmişlerin de cehenneme bekçilikle görevlendirilmişlerin de mutluluğu kapıları içeriden açılan bir dünyadadır. İşte bu nedenle, unutursak hepimiz birbirimize aynı halkın çocuğu olduğumuzu hatırlatalım.    

Yazarın Son Yazıları

Alo adalet var mı bakan bey?

Yaşamın özünü görmeyen kabuğuyla oyalanır.

Devamını Oku
19.02.2026
Camiye gitmeyen imam olur mu?

Yalnız başkasına karşı hatırlanan kutsal, çıkara yenilmiş demektir.

Devamını Oku
16.02.2026
Bu dünyadan bir ‘biz’ geçti

İnsan “ben” doğar, yaşarken “biz” yaratır.

Devamını Oku
12.02.2026
Bizi işte bunlar yıkıyor

Doğayı kendi haline bıraksalar daldaki elma bile layığını bulacaktı.

Devamını Oku
09.02.2026
Depremzedeye bunu yapan size ne yapmaz

Seçilen yer yanlış.

Devamını Oku
05.02.2026
‘İmamoğlu’nu kutlama davası’ böyle bitti

Hayat geç de olsa mahkeme kararlarından daha gerçek bir hüküm verir.

Devamını Oku
02.02.2026
Görüş gününe yetişen yazı

Hepimiz aynı zamanın içinde yaşarız ama zaman hepimize yüzünü aynı biçimde göstermez.

Devamını Oku
29.01.2026
Toz dumandan görünmeyen değişim

Bir şey değişmese de her şey değişiyor.

Devamını Oku
26.01.2026
Bayrağın üstünü örten ‘süreç’

Niyetler hassasiyetlerin üstünü bahaneyle örter.

Devamını Oku
22.01.2026
Kafamı karıştıran fotoğraf

Kapının kapalı olmasını bekliyoruz da nasıl açıldığını hiç konuşmuyoruz.

Devamını Oku
19.01.2026
Masonik FETÖ’cü Marksist cephe!

Buzu sobanın üstüne bırakıyor, erimesini izliyorsun.

Devamını Oku
15.01.2026
Hedef uyuşturucu mu eğlence mi?

Endişe içimize gökten düşmez, açıklanabilir bir nedeni vardır.

Devamını Oku
12.01.2026
Hakimi öldüresiye dövenler 'hatırlı' kişiler çıktı!

Dünyanın nasıl göründüğü baktığınız yere göre değişir.

Devamını Oku
08.01.2026
Venezüella meselesi anlattıkları gibi değil

Gerçek, ona ulaşmak istemeyen için inanılmaz görünür.

Devamını Oku
05.01.2026
Adliyenin ön kapısı

Yeni yıl, henüz yazılmamış bir tarihtir.

Devamını Oku
01.01.2026
Çıksalar ne olur çıkmasalar ne olur

Konuşmak neden aramaz, sessizliğinse anlaşılır bir nedeni vardır.

Devamını Oku
29.12.2025
Yarının kavgasına bugünden bakalım

Hareket bilinirse doğa öngörülebilir hale gelir.

Devamını Oku
25.12.2025
175 milyonluk cevap

Cevap verilemeyen her soru yeni sorulara gebedir.

Devamını Oku
22.12.2025
İddianame aşamasında bir anda dosyadan çıkan fezleke!

İnsan ne anlatırsa anlatsın ancak eylemiyle anlaşılır.

Devamını Oku
18.12.2025
Askerlerin 175 milyonu nereye gitti

“Senin” dediklerinin akıbetini sorunca senin sandığının senden ne kadar uzakta olduğunu görürsün.

Devamını Oku
15.12.2025
Ne olduğunu görmüyor musunuz?

Her “Bak” dediğimizde gözler kapanıyorsa işaret ettiğimizi gösterebilir miyiz?

Devamını Oku
11.12.2025
Ya su kirliyse?

Değişmez görünen gerçekten kaçmak yerine dokunmaya karar verdiğimizde, ona şekil verebildiğimizi de görürüz.

Devamını Oku
04.12.2025
200 günlük burun sürtme davası

Burnumuzla sadece nefes alsaydık en çok kötü kokuların sahipleri mutlu olurdu.

Devamını Oku
01.12.2025
Bir garip ölüm hikâyesi

Yaşamda birikmiş servet, bazen ölümün üzerinde perde olur.

Devamını Oku
27.11.2025
‘Kurucu önderlik’ ve kurucu irade

Küçük niyetler büyük sözlerin arkasına gizlenir.

Devamını Oku
24.11.2025
Yaşamından renkleri çalınan kadın

Koca çınardan nimetini esirgeyen toprak yokluğunu önce çimende gösterir

Devamını Oku
20.11.2025
38 çocuğun duyulmayan çığlığı

Adalet davası uzaktaki bir çığlığı duymakla başlar.

Devamını Oku
17.11.2025
CHP’yi ‘gayrımeşrulaştırma’ operasyonu

Doğa insana kendi sınırlarını çizeceği imkanı sunarken cömerttir.

Devamını Oku
13.11.2025
Eğitimsiz okullar bakanlığı

İnsan ancak eğitilirse özgür olur.

Devamını Oku
10.11.2025
Aman çocuklar duymasın!

Bakmayın gazetecilik yaptığıma.

Devamını Oku
06.11.2025
‘Pardon’ diyen karar

Bir kez olursa hata, iki kez olursa yanlış, tekrar olursa kasıt denir.

Devamını Oku
03.11.2025
Bakanlıktaki ‘koruma kalkanı’

Çoğu zaman sözün çıktığı yere bakarız.

Devamını Oku
30.10.2025
Aranan casus sonunda bulundu!

O kadar çok söz söyleriz ki bazen gerçek kalabalıkta kaybolur.

Devamını Oku
27.10.2025
Boğaziçi’ni nasıl çökerttiler?

Kime söylendiği belirsizse en ağır sözler bile havada kalır. En son Yargıtay başkanı konuştu.

Devamını Oku
23.10.2025
‘PKK yasası’na neden karşıyım

Kapıyı açan anahtar değil, kilidinin bilgisidir.

Devamını Oku
20.10.2025
Öcalan serbest bırakılacak mı

Sözcükler her zaman anlatmak için kullanılmaz.

Devamını Oku
16.10.2025
Apo ve Bahçeli’nin susturduğu asker

Çıkarlar suç ortaklıklarının kaynağıdır.

Devamını Oku
13.10.2025
‘Fatihli Müslümanlar’ rahatsız

“Bizi cehennemle korkutuyorlar ki dünyada onlara boyun eğelim.”

Devamını Oku
09.10.2025
Çocuk tecavüzünde çocuğu yargılayanlar

Çelişki dünyanın kendisinde sanırız, oysa ona sebep olan da insandır.

Devamını Oku
06.10.2025
Tarihin arka duruşması

Eğip bükersin, sarar paketlersin. Her şeye rağmen gerçek olduğu yerde durmaya devam eder.

Devamını Oku
02.10.2025