Deniz Yıldırım

Geçinemeyenler

28 Ekim 2020 Çarşamba

Soma’da, Ermenek’te ücretlerini alamayan madenciler geçinemiyor. Madenci çocuğu, “Babam benim cebime 5 kuruş para katamıyor, babamın hakkını verin” diyerek sesini duyurmaya çalışıyor.

Manisa’da Kamil Kartal, gece yarısı soğukta yürüyüp sesini duyurmak isteyen emekçinin önü kesilince, emekçinin hakkını vermeyen şirketlere işlemeyen zor gücünün hak arayanlara sergilenmesine isyan ediyor, “Öyle mi alay komutanı?” diyerek. Emekçinin bu süreçte barışçıl ve anayasal haklarını kullanarak hakkına erişmesini, bunun yol olarak görülmesini istemiyorlar çünkü.

Denizli’de vali esnafa soruyor: “Neden maske takmıyorsun?” Yanıtı belli: “Gebermek istiyorum. Piyasanın haline baksana.Geçim derdi, virüs derdinin önünde. Çözebiliyorlar mı? Hayır.

İstanbul Valisi, kendisini eleştiren gazeteci Fatih Altaylı’ya yanıt veriyor: “İstanbullu hasta hasta işe gidiyor. Çünkü COVID’den korkuyor ama işten atılmaktan daha çok korkuyor.Geçinemeyenlerin derdine derman olmayan bir ekonomi modeli işte böyle sağlığı da tehdit ediyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Malatya’da otobüsten konuşuyor. Esnaf, “Eve ekmek götüremiyoruz” diyor; siyasi irade durumun böyle olmadığını söylüyor, üstüne de çay dağıtıyor. Sonrası malum, yazılı metinden “Sözlerim çarpıtıldı, şakalaştık” vesaire, vesaire. Geçinemeyenlerin derdinin kamusal alana taşması, oradaki gündemi belirlemesi istenmiyor çünkü.

Niye oluyor bütün bunlar? Ekonomi kötü, fatura garibana çıkıyor.

Gazeteler, televizyonlar çoğunlukla susmuş. Siyasi partilerse mesaiyle çalışıyor. Halkın elde kalan çaresi, kamu otoritesiyle her karşılaşmada bu geçim derdini gündeme getirmek.

Dışarıda geçinemeyenler

Geçinemeyenler tek grup değil. Ekonomik açıdan geçinemeyen halkın karşısına iktidar ya çözüm koyacak ya da yeni bir geçinememe/geçimsizlik durumu yaratacak. İkincisini yapıyor, dış dünyayla geçimsizliğin dozunu artırmayı seçiyor. Ülke dövize, ithalata bağımlı değilmiş gibi. Her krizin faturasını alım gücü düşen, işsiz milyonlar ödemiyormuş gibi. Ama başka çareleri de kalmadı. ABD’yle gerilim, Fransa’yla gerilim, Almanya’yla gerilim; Körfez ülkeleriyle durum zaten ortada. Rusya’yla Suriye’deki gelişmeler üzerinden gerilim. Her seçim öncesi dış dünyayla nasıl gerilimler yaratıldığını hatırlayalım.

Bir yandan “tüm dünyaya ayar veren, jeopolitik oyun kuran güçlü Türkiye” mesajı işleniyor; diğer yandan bu gerilimlerle “yaptırım, boykot” gibi olgulara gönderme yapılarak dış geçimsizlik halinin ekonomik nitelik kazanması neredeyse arzulanıyor. Niye? Döviz yükseliyor, paramızın değeri düşüyor. Alım gücümüzün azalması, fakirleşme demek bu. Dışarıyla kavganın ekonomik bir nitelik kazanması, içerideki fakirleşmeyi,Bizden kaynaklı değil, bizim hatamız değil. Milli çizgide ve dik durduğumuz için bizi hizaya çekmeye çalışıyorlar” kılıfına sokmaya yarıyor. Bir de bu gerilimlerin sonunda “Biz de doğal kaynaklara erişeceğiz” ümidi pazarlanıyor. Geçenlerde yazdım.

Otoriter rejimlerde yönetenlerin ve çevrelerindeki dar çıkar gruplarının iktidarlarını sıkılaştırmak için dışarıyla kavgaya neredeyse muhtaç olmaları bize özgü bir durum da değil. Yakınlarda yayımlanan bir araştırma var. Göteborg Üniversitesi (İsveç) V-Dem Enstitüsü’nden Sebastian Hellmeier imzasıyla Avrupa Uluslararası İlişkiler Dergisi’nde yayımlandı. Hellmeier, 2003 ile 2015 yılları arasını temel alarak farklı ülkelerdeki otoriter rejimleri incelemiş. Vardığı sonuç şu: Dış baskı, ekonomik müdahale/yaptırım olgularını otoriter rejimler milliyetçi duyguları ayağa kaldırmak ve müdahaleleri, gerilimleri milletin geneline yönelen bir saldırı gibi yansıtmak için de kullanıyor; yani kitle desteğini sıkılaştırmak ve bir yandan da muhalefeti bu alanlarda etkisizleştirip kendi söylemine çekmek için. 

Demek ki otoriter rejimler, içeride ekonomik açıdan geçinemeyen halkın barışçıl ekmek ve adalet arayışlarını görünmez kılmaya, bastırmaya çalışırken diğer yandan da dış dünyadaki geçinememe/geçimsizlik haline dayalı olarak kitle seferberliklerini öne çıkarmaya uğraşıyor. Önce ekonomik geçimsizliği çözeceğine, bunu örtmek için bulduğu geçimsizlik taktiğiyle fakirliği pekiştiriyor. Sıkıştık bu çıkmaza.


Yazarın Son Yazıları

Ahlat Ağacı 5 Aralık 2020
‘Yeni tedbir paketi’ 2 Aralık 2020
‘Beyin göçü’ 25 Kasım 2020
Yeniden yol ayrımı 21 Kasım 2020
Aşı herkesin hakkıdır 18 Kasım 2020
Trump’sız Trumpizm 7 Kasım 2020
Ekmek, çay, çanta 31 Ekim 2020
Geçinemeyenler 28 Ekim 2020