‘Askıda aşı’ ve 65 yaş üstü için öneriler

19 Ocak 2021 Salı

Sevgili okurlarım, COVID-19 aşısının Çin’den de olsa getirilmiş ve ücretsiz olarak herkese yapılmaya başlanmış olması, çok gecikmiş olmakla birlikte olumlu bir adımdır.

Fakat ilk parti olarak getirilen 3 milyon doz, iki kez yapılacağı için 1.5 milyon kişiye yetecek kadardır.

Yani sayıları bir milyonu aşkın olan sağlık personeline ancak yetebilir.

Onlardan arta kalan olursa da çok yaşlı ve kronik hastalığı olan, yaşlı bakımevlerinde toplu halde yaşayan vatandaşlarımızın bir kısmına yapılacaktır.

Çin aşısının arkasının ne zaman geleceği de belli değildir; çünkü bu kullanılan parti bile ilan edilenden neredeyse bir ay sonra getirilebildi.

Ne yazık ki iktidar aşı bağlantılarını, maliyetlerini, yapılan anlaşmaların koşullarını şeffaf olarak halkla paylaşmamaktadır.

Aşı konusundaki önemli sorunlardan biri de üretimin, yani arzın sınırlı olması ve kullanım izni verilmiş olan bütün aşıların satış bağlantılarının şimdiden yapılmış olmasıdır. Ne yazık ki iktidar, zamanında bu bağlantıları yapma fırsatını kullanamamıştır.

Sonuç olarak, halkımızın çoğunluğuna devletin ücretsiz olarak aşı sağlayabilmesi planı şu anda belirsizliklerle doludur.

Hem elde aşı yoktur, hem aşıların zamanında temini kuşkuludur hem de sadece Çin aşısına, yani tek kaynağa olan bağımlılık ülkenin manevra kabiliyetini sınırlamaktadır.

Üstelik maske dağıtımında yaşanan olumsuzluklar da iktidarın aşı temini ve dağıtımı becerisi hakkında kuşkular yaratmıştır.

Bu nedenle benim önerim, aynen maske olayındaki nihai çözüm gibi, devletin ücretsiz aşı programına ek olarak, uluslararası kullanım izni almış olan aşıların ithalat ve satışının da serbest bırakılmasıdır.

Serbest piyasa koşullarına göre yapılacak ithalat ve satış için, aynen maske olayında olduğu gibi azami fiyat belirlemeleri yapılabilir.

Gelir ve servet eşitsizliklerinden doğacak olan adaletsizlikler de bu konuda yapılacak bağışlara izin verilmesi ve “askıda ekmek”, “askıda fatura” uygulamaları gibi “askıda aşı” uygulamasının da teşvik edilmesiyle aşılabilir.

***

Sevgili okurlarım, COVID-19 salgını sırasındaki yaşanan en önemli sorunlardan biri de 65 yaş ve üstü nüfusa getirilen sınırlama ve kısıtlamalardır.

Bu nüfusun korunması için yaşlı insanlarımızın, sadece günde üç saat dışarı çıkma izni verilerek ev hapsine alınması ve toplu taşıma araçlarından yararlanmalarının engellenmesi, tam bir işkenceye dönüşmüş durumdadır.

Oysa yaşlılarımızı korumak onları eve hapsederek olmaz. Çünkü ev hapsi onların hem sağlıklarını hem de genel olarak yaşamlarını olumsuz olarak etkilemektedir.

Bu nüfusun korunması yasaklarla değil, özel imtiyazlarla sağlanabilir. Örneğin ABD’de bazı yerlerde süpermarketler sabahları 7-9 arasında sadece yaşlı nüfusa tahsis edilmiş, onların dışındakilere kapatılmıştır.

Bu konuda bir başka sorun, devletin bütün sağlık hizmetlerinin, internet üzerinden, e-devlet ve cep telefonları aracılığıyla yapılmasıdır.

Oysa bu konuda Hacettepe Üniversitesi elemanlarınca yapılan bir araştırma, 65 yaş ve üstü nüfus arasında akıllı telefona sahip olan katılımcıların oranının sadece yüzde 51.4 olduğunu göstermiştir.

Daha vahim bir sonuca göre, 65 Yaş ve Üstü Bireylerin yüzde 56’sının internet bağlantısı bulunmadığı saptanmıştır.

Araştırmaya göre katılımcıların yüzde 65’i son üç ayda internet kullanmadığını belirtmiştir.

Yani nüfusun yaklaşık yarısı internet ve akıllı telefon kullanmamaktadır.

Bu sonuçlardan da anlaşıldığına göre, akıllı telefonlar aracılığıyla internet üzerinden, gerek e-devlet şifresi gerek HES kodu gibi uygulamaların kullanılması gerekse aşı önceliği haberlerinin alınması, 65 yaş ve üstü nüfus tarafından hiç de kolay ve yaygın değildir.

Bu nedenle 65 yaş ve üstüne ilişkin önlemlerin, sınırlama ve kısıtlama olarak değil, özel olanaklar tanınarak uygulanmaları ve internet ya da akıllı telefonlardan daha başka yöntemler kullanılarak bu nüfusa iletilmeleri gerekmektedir.


Yazarın Son Yazıları