Gerçeği saptıran algı oyunları ölümcüldür!

Gerçeği saptıran algı oyunları ölümcüldür!

24.03.2022 05:00
Güncellenme:
Takip Et:

Köprü geçişi için vatandaşların ödediği 200 lira, “İkiyüz liracık”!

İktidar sahibi ailelerin sahip oldukları şilepler tankerler de “Gemicik”! 

***

İnsanlar genellikle, inançları ve kimlikleri bağlamında, yaşadıkları gerçeklere aykırı algılamalar ve yorumlamalar yapabilirler.

Dolayısıyla, Demokratik olmayan, Demagojik yöntemler kullanan politikacılar, yaşanan olumsuz gerçekleri, seçmenlerin kimlikleri ve inançları üzerinden saptırmaya çalışırlar.

Örneğin, ülkenin bütün servetini ve milli gelirini kendisine ve yandaşlarına aktaran bir iktidar, toplumu ekonomik iflasa sürükleyip vergiler, devalüasyon ve enflasyon yoluyla seçmeni açlığa mahkûm ettiğinde üç kademeli bir “algı operasyonu” yapar:

Birinci olarak, “fiyat artışlarını” inkâr eder:

Terimlerle oynayarak, seçmeni açlığa mahkûm eden fiyat artışlarını “Zam” yerine “Fiyat ayarlaması” terimiyle örtbas etmeye çalışır.

İkinci olarak, terimler aracılığıyla yaptığı algı operasyonu, geçim sıkıntısı çeken seçmenin yaşadığı gerçeklerle uyuşmayınca, bu kez fiyat artışlarının sorumluluğunu başkasının üzerine atar:

Sırasıyla üreticiyi, toptancıyı, marketleri, istifçilikle, karaborsacılıkla suçlar. Onlara cezalar uygular.

Üçüncü olarak, başkasını suçlamak da işe yaramayınca, kimlikler ve inançlar üzerinden, ırkçı/faşist milliyetçi ve/veya dinci/mezhepçi yönlendirmelere başvurur:

Çekilen zorlukları, sahip olunan kimlikler üzerinden kutsal terimler/kavramlar aracılığıyla yorumlama aşamasını başlatır.

Seçmenlerin çoğunluğu Müslüman olan bir ülkeden örnek vermek gerekirse, bütün eleştirilere karşı, ya “Ezan susmaz, bayrak inmez vatan bölünmez” diyerek yanıt verir...

Ya da Allah’ın insanları yoksulluk ve açlıkla sınadığını veya bu sorunların insanların işledikleri günahlardan dolayı ceza olarak başlarına geldiğini söyler.

***

Yukarıda, seçmenlerin doğrudan yaşadıkları gerçeklere en aykırı durum olduğu için, örneği, geçim derdinden seçtim.

Oysa örneğin dış politika gibi, geçim derdi kadar doğrudan yaşanmayan gerçeklere ilişkin konularda iktidarların yaptıkları “algı yönetimleri” hem doğrudan algıyı hem de yorumları çok daha kolay etkileyebilir.

Üstelik, örneğin dış politikada hem dinsel/mezhepsel hem de ırkçı/faşist milliyetçi kimlikler ve inançlar sadece algılarda değil, yorumlarda da çok etkili olur.

***

Ne yazık ki, bizdeki iktidar da Demokratik değil, Demagojik yöntemler kullanıyor.

Üstelik de yanlış politikalarından dolayı seçmendeki desteğini yitirdikçe gerçekleri saptırma çabasını daha da şiddetlendiriyor

Hatta özellikle habercilere, yorumculara yönelik olarak, polis ve yargı aracılığıyla bazı terimleri ve kavramları kullananları cezalandırıyor, bazı terim ve kavramları kullananları ise ödüllendiriyor.

Sanki bunlar yetmiyormuş gibi, üstüne üstlük, geçmişi de yeniden yazmaya çalışıyor!

***

Peki, gerçeklere aykırı olan, onları saptıran algı yönetimi neden ölümcüldür?

Bunun üç nedeni var:

Birinci neden, iktidarın gerçeklere aykırı mesajlar vermek için kullandığı devlet aygıtlarına güven sıfırlanır. İlan edilen sayılara, oranlara, verilen bilgilere kimse inanmaz. Böylece hem bu yolla yaptığı algı operasyonu çöker hem de gücünü kullandığı devlet işe yaramaz hale gelir.

İkinci neden, iktidar borazanı olan medyaya güven sıfırlanır. Bu yolla yapılan algı yönetimi de etkisizleşir.

Üçüncü neden ise asıl ölümcül olandır:

Ya, algı ve yorum oyunlarının asıl kaynağı olan kimlik ve inanç sistemi çöker...

Veya seçmen, iktidarı, kendisini aldatmak için kullandığı inançtan ya da kimlikten dışarı atar!

İşte genel politikasını sürekli olarak gerçekleri saptırmak üzerine kurmuş olan liderlerin/partilerin siyasal ölümünün gerçekleştiği aşama, iktidarın, halkı aldatmak için kullandığı mukaddes değerlerden ve kimlikten dışarı atıldığı tam da bu noktada başlar.

Yazarın Son Yazıları

Meşruiyetini kaybeden iktidara direnmek anayasal görevdir (4)

Bu iktidar hem 16 Nisan 2017 tarihinde rejimi değiştiren halkoylamasında oyların yasalara aykırı bir biçimde sayılması dolayısıyla hem de Anayasa’ya aykırı olan başka eylem ve söylemlerine ilave olarak, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayarak, “meşruiyetinin iki kaynağı açısından da” sorun yaşamaktadır.

Devamını Oku
23.06.2026
Seçimi yapmadan önce kazanmak (3)

Perşembe ve Cuma günleri bu sütunda, İktidarın önümüzdeki seçime nasıl baktığını sorgulayan iki yazı yazdım.

Devamını Oku
21.06.2026
İktidar seçimi saptıracak mı? (2)

Demokratik bir iktidarın meşruiyetinin birinci koşulu, gerçek seçeneklerin iktidarla muhalefet arasındaki eşit yarışma koşullarında sunulduğu, şeffaf, adil ve periyodik seçimlerdir.

Devamını Oku
19.06.2026
İktidar seçim yapmayacak mı? (1)

Anayasal haklarını kullanan ve yasal gösteri yapmak isteyen işçilere, öğretmenlere, avukatlara, emeklilere, öğrencilere uygulanan orantısız şiddet, İktidarın, toplumdan ve Demokrasi’den hem korktuğunun hem de uzaklaştığının göstergesi.

Devamını Oku
18.06.2026
‘Yüzsüzlüğe’ övgü (!)

Cumhuriyet köşe yazarı Nilgün Cerrahoğlu, 14 Haziran 2026 tarihinde “Yüzsüzlüğün elli tonu” başlıklı bir makale yayımladı. “Alçaklığa Övgü”, “Aptallığa Övgü”, “Gönüllü Köleliğe Övgü” ve “Hainliğe Övgü”ye ilave olarak, onun bu yazısından bir “Övgü” makalesi daha çıkardım!

Devamını Oku
16.06.2026
Hanımlar beyler, kıymayın bu Cumhuriyete!

Hanımlar Beyler...

Devamını Oku
14.06.2026