Olmayan darbeye ceza

01 Ağustos 2021 Pazar

28 Şubat 1997’de yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonunda, Sovyetler’in resmen dağıldığı 1991 Moskova Antlaşması’ndan altı yıl sonra nihayet görülmüş ve “Komünizm”, “Milli Tehdit” olmaktan çıkarılıp yerine “İrtica” konmuştu.

12 Eylül 1980 askeri darbesinin Türkiye’ye savurduğu ve Erbakan’ın gösterişli bir biçimde Başbakanlıkta sergilediği dinci siyasetin sonucu olarak da görülebilecek olan TSK’nin “İrtica” tepkisi, Genelkurmay Başkanı Karadayı ve Cumhurbaşkanı Demirel sayesinde, 28 Şubat’tan sonra, Meclis’te, Parlamenter Demokrasi’nin kuralları çerçevesindeki bir hükümet değişikliği ile halledilmişti.

28 Şubat, aslında sonuç olarak, Amerikan karşıtı Refah Partisi’nin önünü kapatarak onun yerine, ABD ile uzlaşan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kuruluşunun ve iktidara gelişinin yolunu açmıştı:

28 Şubat’tan sonra ABD karşıtı siyasal İslamın önünün kesildiğini gören Erdoğan, Gül, Arınç ve Şener, Refah Partisi’nden istifa ederek AKP’yi kurmuşlar ve çok kısa bir süre sonra da (ABD’nin Ortadoğu’yu “Ilımlı İslam” -Arap Baharı- projesi adıyla yeniden düzenlemesi bağlamında) iktidara gelmişlerdi.

***

28 Şubat davası ile ilgili pek çok ilginç nokta vardır ama ben burada dikkatimi çeken sadece beş nokta üzerinde durmak istiyorum.

1) İlginç olan en önemli nokta, AKP’nin kendisini var eden ve iktidara taşıyan bu süreci bir “Darbe” olarak niteleyip sorumlu gördüklerini yargılamaya başlamasıydı.

Sanıyorum, bunda, 28 Şubat’ta “İrtica”nın “Komünizm” yerine “Milli tehdit” olarak kabulü ve AKP’nin Anayasa Mahkemesi tarafından oybirliği ile “İrticai eylemlerin odağı” olarak nitelenmesi önemli bir rol oynamıştı.

2) 28 Şubat davasının ikinci bir ilginç noktası davayı açan Savcı Mustafa Bilgili’nin FETÖ üyeliğinden...

Savcılığa bilgi ve belge gönderen Albay Muharrem Köse’nin de FETÖ üyeliği ve 15 Temmuz Darbe girişiminden dolayı... Yargılanarak mahkûm olmuş bulunmalarıdır.

3) Üçüncü bir ilginç nokta, davanın ana delili olan CD5 içerisinde yer alan 1997 yılına ait belgelerde evrak güvenlik numarası bulunması, ancak evrak güvenlik numarasının 5 Kasım 2002 yılında uygulanmaya başlanmış olmasıdır.

4) Dördüncü bir ilginç nokta, mahkemece atanan bilirkişiler tarafından sahteliği saptanmış olan CD5’in, CD’yi teslim ettiği öne sürülen, TSK’den Fethullah Gülen cemaatiyle ilişkisi nedeniyle ihraç edilen Tamer Tatar tarafından teslim edilmediği, Tamer Tatar’ın CD teslim ettiğini hatırlamadığı ve CD5’in ilk kez FETÖ’den dolayı mahkûm olan davanın Savcısı Mustafa Bilgili’nin tutanağında ortaya çıktığı iddiasıdır.

***

Wikipedia’daki bilgilere göre sanıklar, davanın Yargıtay aşamasında “Çatı Savunma” adı altında 1734 sayfalık savunma dilekçesi vermiş ve 28 Şubat davasının, Balyoz ve Ergenekon davaları gibi bir kumpas davası olduğunu delilleriyle açıklamışlardır.

9 Temmuz 2021 tarihinde Yargıtay, sanıklar Ahmet Çörekçi, Aydan Erol, Cevat Temel Özkaynak, Çetin Doğan, Çetin Saner, Çevik Bir, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Hakkı Kılınç, İdris Koralp, İlhan Kılıç, Kenan Deniz, Vural Avar ve Yıldırım Türker hakkındaki müebbet hapis cezalarını onamıştır.

Erdoğan Öznal, Kemal Gürüz, Hayri Bülent Alpkaya ve Muhittin Erdal Şenel’in müebbet hapis cezaları bozulmuş; İbrahim Selman Yazıcı, İzzettin İyigün, Altaç Atılan, Ersin Yılmaz, Kamuran Orhon, Köksal Karabay, Metin Yaşar Yükselen, Orhan Yöney, Refik Zeytinci, Şevket Turan, Şükrü Sarıışık ve Yücel Özsır’ın davalarının zamanaşımı sebebiyle düşmesi üzerine dosyalarının da düşürülmesi kararlaştırılmıştır.

***

Olmayan bir darbe için verilen müebbet hapis cezalarının Yargıtay tarafından onandığı bu davadaki ilginçlikler elbette yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir.

O dönemde YÖK Başkanı olan Prof. Kemal Gürüz de bu davanın tek sivil sanığı olarak yargılanmış ve mahkûm olmuştu.

Yargıtay Gürüz’ün de kararını bozmuş ama Gürüz’ü beraat ettirmeyip yeniden yargılanmasını istemiştir.

Aslında Gürüz’ün yargılanmasının gerçek nedeni, üniversitelerdeki dinci/cemaatçi kadrolaşmayı önleyen bilimsel kriterler, katsayı düzenlemeleri, yurtdışına yollanan doktora öğrencilerinin denetlenmesi ve akademik jürilerin nesnel kriterlere göre oluşturulması gibi, bilimsel tedbirleri öne çıkarmasıydı.

5) Bu davada gözüme çarpan beşinci ilginçlik Gürüz’ün bana yolladığı bir mektupta anlatılıyordu:

Yargıtay, sahteliği mahkemenin atadığı bilirkişi heyeti tarafından saptanmış olan CD5’teki bir belgenin altındaki bir nota göre Gürüz’ün yeniden yargılanması istenmiş:

Belgenin adı “BATI ÇALIŞ- MA MASASI GRUBU KRİZ MASASI KURULU”.

Belgede bu kurulda bulunan askerlerin isimleri ve listenin altında dört tane de not var.

Bu notların dördüncüsü şöyle: “4. YÖK.Bşk.lığına gönderilecek evraklar elden kurye ile (… E. Korg. Erdoğan ÖNAL YÖK üyesi) gönderilecek.”

Gürüz’ün mektubunda anlattığına göreYargıtay sahteliği bilirkişi tarafından kanıtlanmış olan CD5’teki bu nota dayanarak özetle diyor ki, ‘Erdoğan Önal, Kemal Gürüz ile ‘korrelasyon’ kurarak bu belgeleri ona iletmiş ve Kemal Gürüz de buna göre hareket ederek darbe girişimine yardımcı olmuş olabilir.’

***

Olmayan darbe için açılan bu dava da hukuk tarihine geçti.

İleride mutlaka bu da evrensel ceza hukuku açısından irdelenecektir.

Doğrusu ben bu davanın, kumpas oldukları kanıtlanan Ergenekon ve Balyoz davalarından farkını pek anlayamadım...

Herhalde hukuk bilgimin yetersizliğinden olsa gerek!


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları