Enver Aysever

Acaba o günleri anımsar mı Süleyman Soylu?

27 Aralık 2018 Perşembe

Skytürk’te programcıydım o zamanlar. Yine bir seçim öncesiydi. Bugün gibi değilse de, iktidar her yandan baskı yapmaktaydı. Selahattin Demirtaş, Kemal Kılıçdaroğlu, Numan Kurtulmuş konuklarımdan bazısı. Hiçbiri bugün bulundukları yerde değillerdi.
Demirtaş parlak genç siyasetçi o zaman, sonradan Kürt hareketi lideri ve cumhurbaşkanı adayı oldu. Şimdi hapiste. Kılıçdaroğlu CHP grup başkanvekiliydi, yolsuzluk dosyaları açıklıyordu o günlerde. Ardından İstanbul belediye başkan adayı oldu, şimdi CHP genel başkanı. Kurtulmuş, Saadet Partisi genel başkanıydı yayına geldiği zaman. Peşi sıra HAS Parti genel başkanı, sonra da AKP’ye geçip akla gelen her şeyi oldu.
Bir halkla ilişkiler şirketi ısrarla arıyor beni. Telefondaki kişi, “DP genel başkanı Süleyman Soylu sizinle tanışmak, yayına çıkmak istiyor” diyor. Doğrusu kimsenin tanımadığı, seçimde pek şansı olmayan birine yer vermek yayıncılık açısından başarı sayılmaz. Seçimlerin adil olması için herkesin sesini duyurması gerektiğine inandığımdan davet ettim Soylu’yu.ÖDP’lilere, TKP’lilere ve pek çok siyasi partiye ses veriyorum programda.
Yayın günü geldi. Yanında bir iki kişiyle Süleyman Soylu göründü kapıda. Güler yüzlü, minnettar bir dille: “Kimseler bize yer vermiyor, bu yayın bizim için çok önemli, demokrasiye katkınız için teşekkür ederim” dedi. Çay söyledim.
Bir makyaj çantası çıkardı, saçları dökük olduğundan fondötenle boyamaya başladı boşlukları. Hayret ettiğimi görünce, anlatmaya koyuldu: “Sesimizi duyurmak için tüm Anadolu’yu karış karış dolaşıyoruz. Yerel kanallarda ancak yer buluyoruz. Orada da sağlıklı ışık olmadığı için, amatör makyöz oldum, kendi sorunumu kendim çözüyorum” dedi.
Yayında ifade özgürlüğünden söz etti sıkça Soylu. İktidarın adil yarışma koşulu yaratmadığına vurgu yaptı ve RTE’yi tek adam olmakla suçladı. “Menderesin devamı biziz” dedi. RTE’nin başka siyasal çizgiden geldiğini vurguladı ve siyasal hırsızlık yaptığını ekledi. Yayın bitti.
Süleyman Soylu ayrılmadan yayıncılık konusundaki ilkesel tavrımdan etkilendiğinin altını çizdi defalarca. Benim sosyalist olduğumu bildiğini, aynı dünya görüşüne sahip olmasak bile, konuşabilmenin öneminden söz etti. Bir süre sonra AKP’ye geçince, o zaman CNN Türk’e geldi ve dedi ki: “Size borcum var. Doğan Grubu’na öfkeliyim ama siz farklısınız. Demokrasi inancınızdan, adil tavrınızdan dolayı size konuk oluyorum.” Bir daha da görüşmedik. Görüşmem gerekir miydi? Evet...
Soylu’nun yıldızı parladıkça parladı ve RTE’nin birinci çemberine girmeyi başardı.Ülkenin güvenliği Soylu’ya emanet edildi. Ben kamu adına görev yapan biri olarak Soylu’ya soru sorabilmeliydim. Ardı ardına kanallardan kovuldum gerçi, birçok gazeteci gibi. Zorlukla da olsa olanak bulduğum yayın organları adına mikrofon uzatabilmeliydim.
O günlerde şikâyetçiydi Soylu, acaba şimdi ne düşünür? Hemen tüm yayın organları AKP denetimi altında. Gazeteleri dağıtan tek bir şirket var, yani tekel. Anadolu Ajansı ve TRT iktidarın borazanı! Zaten başka ajans olma ihtimali de yok artık. Diyeceğim, Soylu’yu yayına çıkardığım günlerden çok daha ağır şartlar. Onun demesiyle adil yarış imkânı kalmadı.
Gazetecilerin zindanları doldurduğu bir ülkenin İçişleri Bakanı olarak ne düşünür acaba Soylu?
Konuşacak tek bir radyo, televizyon, gazete bulamadığı günleri anımsar mı acaba Soylu?
Bugün ona soru sormama izin verir mi mesela, yandaş olmayan ortamda yüz yüze, halkın önünde konuşur mu benimle acaba Soylu?
Aklıma takıldı kaç gündür bu sorular.


Yazarın Son Yazıları

Tuz koktuktan sonra! 31 Aralık 2020
Değişim hamaseti! 24 Aralık 2020
Kullar ve yurttaşlar! 21 Aralık 2020
Modern gericilik! 14 Aralık 2020
Paranın dini imanı 3 Aralık 2020
Cin, cemaat, cehalet! 26 Kasım 2020