Erdal Sağlam

Artan polis baskısı ve enflasyonla mücadele

04 Şubat 2021 Perşembe

Son dönemde her alanda polis baskısının arttığı gözlenirken, bunun aynı zamanda ekonomik istikrarın önünde engel oluşturdu gözden kaçırılıyor. Boğaziçi olayları nedeniyle arttığı gözlenen “devlet zoru”yla enflasyonla kalıcı mücadele yapılması da istikrarlı büyümenin sağlanması da giderek zorlaşıyor.

Dün açıklanan ocak ayı enflasyonu, doğru para politikalarına dönseniz bile, enflasyonun kolay düşürülemediğini bir kez daha ortaya koydu. Yüzde 15’e çıkan yıllık enflasyonun nisanda 17’lere çıkıp ondan sonra düşmeye başlayacağı tahmin ediliyor. Sadece piyasa oyuncuları değil, Merkez Bankası da aynı görüşte. Yıl sonunda ancak yüzde 11’e ineceği bekleniyor. Bunun işlerin normal gitmesi halinde böyle tahmin edildiğinin altını çizelim.

Başlığa “Polisiye tedbirler” diyecektim ama bunun sadece gıdadaki polisiye tedbirleri anımsatacağını düşünüp değiştirdim. Elbette polisiye tedbirlerle enflasyonun düşürülemeyeceği görüşündeyim ama sadece piyasa dışı ekonomik baskıları değil, toplumsal olaylara polisin çok sert biçimde müdahale etmesini de aynı kapsamda ele almak gerekiyor.

Son olayların ekonomiye etkisi çok yönlü. Toplumsal çatışmaların artması, kolluk kuvvetlerinin olaylara müdahalede farklı uygulamalara girmesi, devletin yanlı davrandığını ortaya koyuyor. Hem kalabalık oluşumuna yasak koyarken, hem oluşan kalabalıklara müdahale ederken polis farklı davranıyorsa, devletin adaletli olma şartı, vatandaşın devletine olan güveni bilinçli olarak zedeleniyor demektir. Anayasada yazılı özgürlüğün kullanımını korumak görevi varken…

Polisin, üniversite olaylarında çok daha hassas davranması gerekiyor çünkü bunlar genç insanlar. Gençlerin topluma ve devlete olan güveni zedelendiği zaman, toplumun geleceğini de tehlikeye atıyorsunuz. Sadece üniversite gençliği ya da yetkinliği bilinen Boğaziçi-ODTÜ gibi üniversitelerde değil, tüm gençliğe polisin daha anlayışlı davranması gerekiyor. Polisin gençliğe “Kafanızı kaldırmayın, yere bakın” değil, “Başınızı dik tutun, farklı düşünmeniz ve bunu dile getirmeniz bu toplumun yararınadır” anlayışında olması lazım. Tabii ki her şeyden önce polisin başındakilerin…

Gençliğe polis dayak atarken, ağlayıp isyan eden yaşlı insanları gördünüz değil mi? “Bunlar bu toplumun geleceği, hepsini dışarıya kaçıracaksınız” diye isyan ediyordu bir kadın, kendi çocuğu olmamasına rağmen, milliyetçi geçinenlere.

Sebep olduğunuz bu görüntüler içerideki siyasi tansiyonu daha da artırıyor; zaten var olan kızgınlığı büyütüyor. Olaylara karşı çıkarken sorumlu davranma adına itidal tavsiye eden muhalefet, yeterince sert tavır almadığı için tepki çekiyor.

Böyle bir ortamda iç siyasi barışı da yönetime olan güveni de dolayısıyla ekonomik istikrarı da kurmanız mümkün değil.

VATANDAŞIN TUTTUĞU DÖVİZE BAKIN

İktidar sahipleri acaba hiç düşündü mü; faizler arttığı için dışarıdan sıcak para geliyor ama yeni ekonomi yönetimi geleli neredeyse üç ay olmasına rağmen vatandaş tasarrufunu hâlâ niye dövizde tutuyor? Teknik ismi dolarizasyon olan bu durum tersine çevrilmeden, enflasyonla mücadelenin ve ekonomik istikrarın başarılamayacağının herkes farkında. İşte verdiğiniz sert polis baskısı görüntüleri, kesinlikle, vatandaşın dolarını bozması için gereken güvenin kazanılmasında en büyük engellerden birini oluşturuyor. Polisin tavırları vatandaştaki “bu anlayışla ekonomi yönetimindeki hataların düzeltilemeyeceği” yönünde zaten var olan algıyı pekiştiriyor. Bu da çok haklı bir vatandaş tepkisi…

Merkez Bankası neden enflasyon hedefine ulaşamadığını hükümete açıklarken, açıkça “Sadece benim attığım adımlarla olmaz, yapısal tedbiri uygulamanız, hukuk ve mali alanda reformlara girmeniz, şeffaflığı artırmanız lazım” dedi. Ancak bu şekilde doğrudan yabancı sermaye yatırımıyla dış kaynak ihtiyacı karşılanır ve ancak bu takdirde istikrarlı büyümeye ulaşırız diyor.

Şimdi hükümetin açıklayacağı hukuk ve mali alandaki reformlar bekleniyor. AB ve ABD ile önümüzdeki birkaç ay içinde bunların müzakere edilmesi, Türkiye’nin yeniden Batı değerlerine döndüğünü göstermesi açısından kritik bir süreçteyiz. Bu süreçte Batı medyasında polisin aşırı güç kullanması, bunu Türkiye ekonomisinin geleceği olan en nitelikli üniversitelerden birinde yaptığının görüntüleri yer alıyor, yorumları çıkıyor. Bu görüntülere bakıp AB ve ABD yöneticilerinin Türkiye’den “Sadece kâğıt üzerine yazılı olanları değiştirmeniz yetmez, artık uygulamada açık açık gösterin” demelerinden doğal bir şey olabilir mi?

Yılın ikinci yarısında enflasyon, ekonomide rasyonel kararlar devam ederse düşmeye başlar, daha sonrasında yeniden ekonomik istikrarı konuşabiliriz. Ancak adalet, insan hakları, ifade ve basın özgürlüğü konularında gelişme olmaz, polisin aşırı güç kullanımı sürerse, ekonomide ikinci yarıya ilişkin umutlar, şimdiden suya düşer.


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları