Erdal Sağlam

Biden, Türkiye ekonomisinde büyük dalgalar yaratabilir

21 Ocak 2021 Perşembe

ABD başkanlığına Biden’ın gelişiyle hem dünya hem Türkiye için yeni bir dönem başlıyor. ABD liderliğindeki değişimin siyaset ve ekonomide yaratacağı dalgaların birdenbire değil, aşamalı olarak yaşanacağını söyleyebiliriz.

Biden’ın önceliğinin salgınla mücadele olacağı, bununla birlikte göçmen politikaları, küresel ittifakların yeniden oluşturulması, ırkçılıkla mücadele, vergi politikaları ve Çin’le olan sorunların öncelik taşıyacağı anlaşılıyor.

Bunların çoğu, ABD içi sorunlar olmakla birlikte, küresel ittifaklar ve Çin ilişkileri, Biden’ın dış politikasının ipuçlarını verecek. Bu kapsamda Türkiye ile ilişkilerin de yavaş yavaş şekillenmesi, NATO çatısının yanında “demokrasiyi güçlendirme” stratejisinin Türkiye ilişkilerini etkilemesi bekleniyor.

S-400 meselesinin ABDTürkiye ilişkilerinde kilit olacağı, üzerimizde sürekli bir baskı unsuru olarak kullanılacağı açık. S-400 sorununda Türkiye’den yumuşama sinyalleri duyumları gelse de bu konuda radikal bir çözümün isteneceği anlaşılıyor.

ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Senato’da onaylanırken sarf ettiği, “Türkiye birçok konuda bir müttefikin davranması gerektiği gibi davranmıyor” sözleri dikkat çekti. Türkiye’ye daha fazla yaptırımın değerlendirilmesi gerektiğini belirten Blinken, “Stratejik -ya da sözde stratejik- bir ortağımızın en büyük stratejik rakiplerimizden biri Rusya ile yakın olması kabul edilemez” dedi. Bu sözlerin aynı sertlikte diplomasiye yansıyıp yansımayacağı bilinemiyor ama Türkiye’nin S-400 konusunda radikal bir çözüme zorlanacağı anlaşılıyor. Soruna sadece S-400 olarak bakılmayıp “Türkiye’yi Batı ittifakıyla ilişkisi için bekleyen sınavın önemli bir ayağı” olarak bakılması gerektiğini söyleyen analistler de bulunuyor.

Biden döneminin Türkiye ekonomisinde yaratacağı doğrudan ve dolaylı etkilere gelince... Her şeyden önce Biden döneminde mevcut 1.9 trilyonluk yardım paketine ek paketlerin çıkarılması, pandeminin körüklediği gelir dağılımı bozukluğunu azaltmak için sosyal politikaların geliştirileceği, altyapı yatırımlarına ağırlık verileceği yani genişlemeci politikaların süreceği açık.

Bu beklentinin doların değer kaybına yol açtığını zaten görüyoruz. Bu durumun devam edeceği anlaşılıyor. Yanı sıra ABD’de, dolayısıyla dünyada paranın bol olduğu dönemin bir süre daha devam edeceği sonucunu da çıkarabiliriz. Bunun diğer gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye ekonomisine de etkileri olacak.

Buradan yola çıkarak Türkiye’nin sıcak parayı davet eden politikalarının devam etmesi gerekeceğini söyleyebiliriz. Enflasyon düşürülmedikten sonra faizlerde geri dönüşün zor olacağı, yüzde 2 civarında bir reel faiz uygulanarak sıcak paranın çekilmesine çalışılacağı, bunun sıkı para politikalarının devam etmesi sonucunu doğuracağı, ilk bakışta söylenebilecek parasal politikalar olacak. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son konuşmalarından birinde ettiği “Faizi yüksek tutup yabancı sermaye çekmeyi bırakıp kendi içimizden kaynak yaratmamız lazım” sözlerinin geçerliliğinin olacağını sanmıyoruz.

ÖZEL EKONOMİK DESTEK ZOR

Bununla birlikte Türkiye, eğer doğrudan yabancı sermaye çekmeyi istiyorsa, ABD olsun olmasın, çok daha radikal reformlar yapmak zorunda. ABD ile ilişkiler, AB’nin ABD’yle birlikte davranacağını açıklaması, Türkiye ekonomisi açısından yapılacaklar konusunda, bir havuç olarak görülebilir.

Siyasi olarak mevcut ittifakın da etkisiyle Erdoğan’ın gerekli reformları yapmaması halinde, bir süre sonra artacak riskler nedeniyle sıcak para girişinin de yüksek faize rağmen duracağını söylemek kehanet olmaz.

ABD yönetiminin stratejik ortaklık yeniden tesis edilmeden Türkiye için özel bir ekonomik destek vermeyeceği çok açık. Yani Türkiye ile ticaretini önemli ölçüde artırıp ABD sermayesinin Türkiye’de yatırıma özendirilmesi için çok önemli reformlara girip yerine getirmeye başlaması gerekecek.

ABD’nin AB ile işbirliği içinde yürümesi ise AB ile ilişkiler için de aynı radikal adımları, demokrasi, insan hakları, basın ve ifade özgürlükleri konularında önemli aşamalardan geçme zorunluluğunu ortaya çıkarıyor.

Türkiye’nin 2021 yılı boyunca şekillenmesi beklenen bu süreçte özellikle Rusya ile ilişkilerinin seyri de Batı ile ittifakın yeniden oluşmasında kilit rol oynayacak gibi gözüküyor. Rusya ile yeniden araya mesafe koymayan Türkiye’nin Batı ile ittifak sınavından geçmesinin zorluğu açıkça gözüküyor.

Bununla birlikte Suriye, Mısır, Libya, İsrail, Yunanistan ile ilişkilerin yeniden kurulması, Katar’la Suudi Arabistan’ın yeni ilişkilerini gözeterek, bölgede yeni bir denge oluşturulması da gündemde olacak.

S-400 konusunda çözüm bulunamayıp yaptırımların sertleşmesinin ve Halkbank gibi yeni yaptırımların gündeme çıkarılmasının Türkiye ekonomisinde tahribatı büyük dalgalar yaratacağı biliniyor.

Özetle; AKP iktidarının mevcut ayağı yere basmayan, ekonomik, siyasi ve dış politika kararlarıyla gideceği yol zaten kalmamıştı, Biden dönemi değişim için katalizör olacak.


Yazarın Son Yazıları