Erdal Sağlam

Dış kaynağı ‘Ancak şu verirse alırız’ deme lüksü yok

14 Nisan 2020 Salı

Türkiye’nin geldiği noktada, bir yandan salgına karşı daha sert önlem gereği, öte yandan ise dar gelirliye yardımı artırıp yüklü dış kaynak bulma ihtiyacı gün geçtikçe artıyor. Bu gerekliliklere bağlı olarak, kapsamlı ve bütünlüklü bir plan hazırlama aciliyeti de büyüyor.

Salgının ekonomik etkilerini azaltmak için alınan tedbirlerin yetersizliği, salgının uzun süreceği beklentisiyle iyice açığa çıkıyor. Bu nedenle iktisatçılar araştırma notlarını sürekli yenilemeye başladılar. Bir yandan da salgının etkileriyle ekonomik mücadelede yine bütünlüğü olmayan, günü kurtarmaya dönük swap kısıtlaması gibi kararlar alınmaya devam ediliyor. Yabancıların Türkiye’den kaçışını engellemek, dolayısıyla kur artışını frenlemek için alınan, bu tür piyasanın ruhuna aykırı tedbirlerin eninde sonunda daha fazla zarar verdiğini hep gördük. Buna rağmen hükümetin günlük kaygılarla sistemi bozmaya dönük bu tür kararları devam ediyor.

Geçen hafta sonunda Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın bir TV programında soruları yanıtlarken, “Türkiye’nin IMF ile yeni bir anlaşma, yeni bir kredi almak gibi bir durumu gündeminde yok. IMF diye bir gündemimiz yok” deyince, piyasacılar pazartesi günü piyasaların çok kötü açılacağından endişe etmeye başladılar. Çünkü geçen hafta IMF Başkanı, “Türkiye ile de yapıcı görüşmelere devam ediyoruz” deyince piyasalar moral bulmuş, kurlar aşağı gelmişti. Çünkü artık bu sorunun acilleştiğini herkes biliyor.

Bu da yetmedi, pazar günü öğleden sonra BDDK’nin bankaların swap limitlerini özkaynakların yüzde 1’ine kadar kısıtladığı haberi çıktı. Dolayısıyla piyasaların kötü açılacağı beklentileri giderek kuvvetlendi. Peki, dün piyasa beklendiği kadar kötü açıldı mı derseniz; beklentilerden daha az bir kötüleşme yaşandı. Bunda doların uluslararası piyasalarda güç kaybetmesinin etkisi vardı ama yine de paniklendiği kadar kur artışı yaşanmadı. Bundan sonra yaşar mıyız derseniz, işte orası belli değil.

Belli ki IMF ile zaten konuşuluyor

Türkiye’ye uluslararası bakışı görmek açısından geçen haftaki Moody’s raporundan birkaç cümle aktaralım. Türkiye’de salgınla birlikte mali ve parasal politika duruşunun daha fazla gevşetildiği, tedbirlerin görece küçük olduğu ve ekonomi politikasındaki belirsizliğin sürdüğünü ifade eden Moody’s, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin önemli ölçüde küçüldüğüne, dış finansman ihtiyacının yüksek ve maliyetli olduğuna dikkat çekti. Petrol fiyatlarındaki düşüşe rağmen ödemeler dengesi krizi riskinin hâlâ somut olduğu ve sermaye çıkışlarından dolayı arttığını belirten Moody’s, hükümetin ekonomik politikaları açısından endişenin sürdüğünü söyledi.

Tüm iktisatçılar ve piyasa analistleri Türkiye’nin riskinin büyüdüğünü, yüklü bir dış kaynak ihtiyacı bulunduğuna artık daha fazla dikkat çekiyorlar. Çünkü dış ticaret rakamları da, turizm beklentileri de Türkiye’nin yüklü dış borç ödemesinin yanı sıra cari açığın büyüdüğünü gösteriyor. Yani bu dövizi bir yerden bulmak gerekiyor, aksi takdirde bu çarkı çevirmek mümkün olmayacak.

İşte bu nedenle Fed’den swap hattı alamayan Türkiye, özellikle G-20 kapsamında dış kaynak arayışını hızlandırdı. Yakında IMF üzerinden, bağlayıcı anlaşma olmayan, geçici döviz hatları açılması üzerinde durulacağı anlaşılıyor. Dünya ekonomisi ve finans sisteminin Türkiye gibi bir ülkenin ödemeler krizine girmesine tahammül edemeyeceğinden yola çıkılarak, bu konudaki çabaların sonuç vereceği umudunun hâlâ korunduğunu söylememiz gerekiyor. 

Ancak başta İbrahim Kalın ya da geçen hafta uluslararası ajanslara “IMF ile ilişki yok” diye demeç veren AKP’li yöneticiler olmak üzere, kimsenin “ondan dış kaynak alırız ama bundan almayız” deme lüksü olmadığını görmek gerekiyor. Türkiye, kimden olursa olsun, bulduğu dış kaynağı mutlaka almak zorunda. Bu imkânı IMF verecekse, başka kaynak yoksa, oradan da bu kaynak alınmak zorunda. Kaldı ki duyduğumuz kadarıyla IMF kanalıyla kaynak kullandırmayı planlayan G-20’ye resmi kurumlarımız kanalıyla müracaatlar çoktan gitmiş, bu konuda G-20  ile de, IMF ve Dünya Bankası ile de görüşmelerimiz sürüyormuş.

Özetle, aldığınız kurumun önemi yok; adı ne olursa olsun bu kaynağı verecek olan belli ve biz bu kaynağı bu zor süreçte kullanmak zorundayız. Piyasada su akacaksa yolunu bulur; swap’la yabancı sermaye kaçışını yavaşlatır ama önleyemezsiniz. Önemli olan kaynağı bulmak; kaynak bulununca zaten bu kaçış da olmaz.


Yazarın Son Yazıları