Erdal Sağlam

Güven oluşmadan piyasalar durulmaz

29 Eylül 2020 Salı

Hükümet, piyasalarda normalleşme adımlarına devam etse de kurlardaki yukarı seyir devam ediyor. Dünkü yüksek kur artışı Azerbaycan-Ermenistan arasında başlayan sıcak çatışma ve Türkiye’nin taraf olmasına bağlandı. Bu olay etkili olabilir ama asıl nedenin piyasalardaki güvensizliğin giderilememesi olduğunu düşünüyorum.

2 puanlık faiz artışı ve swap’lardaki kısıtın yumuşatılması ardından, piyasa aktif rasyosunun da yumuşatılmasını istemişti. Bankaları kredi vermeye zorlayan aktif rasyosu, dün BDDK kararıyla mevduat bankaları için yüzde 90’a, yatırım bankaları için yüzde 70’e indirildi. Bunun normalleşme adına atılan bir adım daha olduğu söylenmesine rağmen, dün piyasalarda özellikle kurlarda önemli artışlar yaşandı. Dün öğleden sonra dolar kuru 7.8 TL’ye, Avro kuru ise 9.1 TL’ye kadar dayanmıştı. Dolarda bir günlük değer artışı yüzde 1.7’ye, küresel piyasalarda değer kazancına bağlı olarak Avro’daki artış neredeyse yüzde 2’ye kadar çıktı. Artışın çok yüksek olduğu, geri dönüş yaşanabileceği kesin ama kesin olan başka bir şey de kurlardaki yönün hâlâ yukarı yönlü olduğu. 

Azerbaycan-Ermenistan arasındaki sıcak çatışma, Türkiye’nin Rusya’nın da karşısında olacağı çatışmaya aktif katılma ihtimalinin jeostratejik riski artırdığı ortada. Ancak bu kadar yüksek oranlı artışların sadece bu çatışma ile açıklanması biraz yetersiz kalıyor. 

2 puanlık faiz artışından sonra dediğimiz gibi, hâlâ Merkez Bankası’nın politika faizi enflasyon oranlarının çok altında ve enflasyondaki yukarı gidiş trendi devam ediyor. Dolayısıyla 2 puanlık faiz artışının yetersiz kaldığı çok açık gözüküyor. Kaldı ki, bu faiz artışı zaten artmış olan bankaların mevduat ve kredi faiz oranlarında önemli bir değişiklik yaratmadı. 

Piyasalarda aktif rasyosunun yumuşatılması genellikle sevinçle karşılandı ve bunun devam edeceği beklentisi oluştu. Piyasa uzmanları, tüm bunları “normalleşmenin devam ettiği” biçiminde yorumladılar. Normal olarak geçici süreç için alınan zorlayıcı tedbirlerden geri dönüş algısının piyasaları olumluya çevirmesi gerekir. Ancak düzenlemeler olumlu karşılanmasına rağmen piyasaların düzeleceği yere bozulmaya başlaması için başka nedenler gerekir.

Bazı piyasa oyuncuları açık pozisyonu olan yabancıların swap’taki TL alımlarına daha kolay erişim sağlandığında, bu açık pozisyonu kapatmak için dövize talebin artmış olabileceğini belirtiyorlar. Zaten hisse senedi ve tahvillerdeki payı çok küçük oranlara inmiş yabancı yatırımcıların bu talebinin tamamlanması ile dövize olan talebin de durabileceği belirtiliyor. Yanı sıra gelinen bu rakamlarla yerleşiklerin yeni döviz talebi olmayacağını, hatta bu rakamlardan dövizini bozacakların da olabileceği kaydediliyor.

‘Artık gereken yapılacak’ denilebilir mi?

 Bütün bunlar gelişmeleri açıklamak için değişik açılardan yapılmaya çalışılan analizler. Ancak kurlardaki artışın altında yatan asıl nedenin şimdiye kadarki hatalar nedeniyle ekonomi yönetimine oluşan büyük güvensizlik olduğu gerçeğini kabul etmek gerekiyor. Yani 2 puanlık faiz artışı yaptı, normalleşme adımları atılıyor diye, “artık ekonomini yönetiminin rasyonel politikalara döndüğü”ne ilişkin piyasalarda oluşmuş bir güven yok.

Daha önce de sıkça örneklerini gördüğümüz gibi, güven kazanmak için büyük çaba sarf etmeniz, uzun süre doğrulardan şaşılmadığını göstermeniz gerekiyor ve bu belli bir süreç alıyor. Ancak güvenin kaybolması için üst üste birkaç yanlış adımın atılması yetebiliyor. Kaldı ki ekonomi yönetimi, bırakın yaptığı çok sayıdaki teknik hataları, bunun üzerine yabancı piyasaları düşman ilan ederek piyasa ekonomisinden ciddi sapma anlamına gelen radikal kararlar aldı ve tüm bunları ideolojik bir kılıfa büründürerek sundu. Şimdi 2 doğru adım atıldı diye, ekonomi yönetimine olan güvenin hemen kazanılması çok zor görünüyor. 

Sadece ekonomide değil, hem içeride hem dışarıda yanlış siyasi kararların alındığı, Türkiye’nin giderek yalnızlaştığı, sürekli küresel bloklar arasında gidiş-gelişler yaşanan bir süreç yaşadığımız da bir gerçek. 

Kısacası, Türkiye’yi idare eden yönetim hem içeride hem dışarıda günlük çıkarlara dönük, birbiriyle sıkça çelişen politikalar uygulamaya daha fazla ağırlık vermeye başladı. Bu da ileriye dönük olarak ister istemez güvenilirliğinin giderek daha fazla sorgulanmasına neden oluyor. Üstüne üstlük yapılan büyük hataların faturası ötelene ötelene artık ödeme dönemine girilmiş olması da önümüzdeki süreci daha zorlaştırıyor. Örneğin Rıza Sarraf olayının Türkiye’ye getireceği faturanın, ABD seçimlerinden sonra nasıl ödeneceğini bilmiyoruz. ABD ve AB ile ilişkilerin bundan sonraki seyrini, hükümetin bundan sonra hangi küresel bloka yanaşacağını, kimden uzaklaşması gerekeceğini, dolayısıyla bunun için hangi çözümlere öncelik vereceğini de bilemiyoruz. 

Bırakın bu biriken büyük siyasi tıkanma aşamasına gelen konuları, ekonomi yönetiminin enflasyonun çok altında kalan Merkez Bankası’nın politika faiz oranlarını, gerekmesine rağmen tekrar artıracağını söyleyebiliyor muyuz? Eğer artıracaksa neden 2 puan yerine 4-5 puanlık indirim yapıp şok faizle piyasaları yumuşatmayı seçmedi? Bu arada ekonomi yönetiminin “Bizi vurmaya çalışıyorlar” diyerek, yeniden swap hatlarını kapatmayacağının garantisi var mı?

Tüm bunlara gönül rahatlığıyla “Tamam artık gereken adımlar atılacak” diyemedikten sonra, piyasalardaki dalgalanmaların sürmesi kaçınılmaz olacaktır. 


Yazarın Son Yazıları