Erdal Sağlam

Kaynak kalmayınca salgının yükü bankalara

21 Nisan 2020 Salı

Hükümet istediği kadar kredi vermediği için suçladığı bankalara “aktif rasyosu” getirip mevzuat yoluyla bu konuda zorlamaya çalışıyor. Bu uygulama, korona salgınının büyüyen ekonomik yükünü karşılayacak kaynak bulunamayınca, finansman yükünün bankalara yıkma girişimi olarak yorumlanıyor. 

Konuştuğumuz bankacılıkla ilgili bir akademisyen, hükümetin tüm derdinin “mümkün olduğunca düşük faizle, çok sayıda zor durumda olan küçük işletmeye finansman sağlayıp batışlarını önlemek, bu nedenle doğacak siyasi faturayı en aza indirmek” olduğunu söyledi. Bu amaca ulaşmak için devletin imkânlarının sınırlı olduğunun artık iyice anlaşıldığını kaydeden aynı iktisatçı, bunun üzerine çarenin banka kaynaklarının kullanılması olarak görüldüğünü kaydetti.

BDDK tarafından uygulamaya konan “aktif rasyosu”nun birçok açıdan sıkıntılı olduğu görülüyor. Her şeyden önce bağımsız bir kurum olması ve bankaların mali yapısını düşünmesi gereken BDDK’nin böyle bir siyasi karar almış olması tartışmalı. Ancak bankacıların çoğu, zaten bu tür ilkelerin çiğnendiğini belirterek daha çok uygulamada çıkacak sıkıntılar üzerinde duruyorlar.

Bütçe imkânlarının sınırlı, döviz rezervlerinin yetersiz olduğunu, dışarıdan döviz kaynağının henüz bulunamadığını hatırlatan bir bankacı, bu nedenle hükümetin yine gözünü kendilerine çevirdiğini söyledi. Zaten sıkıntıda olan çok sayıdaki işletmenin korona salgını etkisiyle iyice zora düştüğünü hatırlatan bankacı, bankaların da kredi verip büyümek isteyeceklerini ama bunu rasyonel ölçüde yapmak zorunda olduklarını politikacıların anlaması gerektiğinin altını çizdi.

Kamu bankalarının kaynaklarının kredilere aktığını, bu nedenle daha fazla kredi kullandırmaları için sermayelerinin büyütülmesinin tartışıldığını kaydeden başka bir bankacı ise “Bu krizden çıkışta sağlam kalan bir bankacılık sistemine bu ülkenin ve siyasilerin ihtiyacı var. Bunu görerek bankaları zayıflatacak adımlardan kaçınmaları beklenmeli” şeklinde konuştu.

İçinde yaşanan sıkıntının makro dengelerin bozulmasından kaynaklandığını artık hükümetin kabul etmesi gerektiğini kaydeden başka bir iktisatçı ise “bankaların mali yapılarını bozabilecek piyasa dışı zorlayıcı kurallar yerine, güven verecek kapsamlı ekonomik tedbirlere ihtiyaç bulunduğu”nu söyledi. Salgınla mücadele ve çıkışta izlenecek yol konusunda kapsayıcı, bütünlüklü bir plana ihtiyaç olduğunu kaydeden iktisatçı, hükümetin tüm çabasını bir an önce dış kaynak bulmaya vermesi gerektiğini belirtti. Bu kadar acil konularda bile hamasi söylem ve ikircikli duruşların ekonomiye güveni azalttığını söyledi.

Tasarrufçu kaybedecek

Bankacılar açıkça söylemeseler de, kredileri artırmak için getirilen bu rasyoya uyulacağı ama bunun için kredileri artırmak yerine başka çareler aranacağı izlenimini ediniyoruz. Bir bankacı, bu uygulama ile hükümetin kredilerin artırılmasından çok “Hazine’nin daha rahat borçlanmasını sağlayabileceğini” söyledi. Hazine’nin iç borçlanmayı artıracağının anlaşıldığını kaydeden bankacı, bu rasyo ile bankaların batığa gideceğini bildikleri kredileri artırmak yerine Hazine kâğıdı almayı tercih edeceğini ifade etti.

Bu noktada hükümetin odaklandığı konunun “düşük faiz” olduğunun ortaya çıktığını kaydeden başka bir bankacı ise aktif rasyosu ile hem mevduattaki hem de Hazine borçlanmasında faizlerin düşmesinin beklendiğini söyledi. Bankaların artık TL mevduatta faiz yarışına girmeyeceklerini çünkü fazla mevduatın rasyo nedeniyle sıkıntı görüleceğini kaydeden bankacı, bu nedenle faizlerin inebileceğini söyledi. Piyasaların bu hafta Merkez Bankası faiz oranlarında yarım puan indirim beklediğini kaydeden bankacı, bunun da faiz inişinde etkili olacağını söyledi.

Bu nedenle riskli olsa bile kredi faiz oranlarını artıramayacaklarını kaydeden bankacı, düşük de olsa Hazine kâğıtlarına yatırarak bankaların rasyoyu tutturmaya çalışacaklarını kaydetti. Bankaların rasyoya uymak için sendikasyon kredilerindeki çevirme oranını mümkün olduğunca yükseltmeye çalışacakları, yurtdışındaki bankalarla yaptıkları swap işlemlerinin bir bölümünü Merkez Bankası’ndaki swap işlemlerine kaydırabilecekleri de belirtildi.

Özetle, hükümet zorlayıcı kurallar oluştursa da özel bankalar riskli gördükleri için mümkün olduğunca kredileri artırmaktan çekinmeye devam edecekler. Ama hükümet bu rasyo ile en azından daha rahat borçlanmayı sağlayabilecek.

Peki, bunun faturası kime çıkacak derseniz; tasarrufu olanlara çıkacak diyebiliriz. Mevduat sahibi TL tasarrufuna daha düşük faiz almak zorunda kalacak. Hazine tahvili alan tasarrufçunun da getiri oranı düşecek. 

Önemli olan hususlardan biri de döviz mevduatını tercih eden yatırımcının vereceği karar olacak. Döviz mevduatı hacminde, tasarrufçunun faiz beklentisi olmadığı için, önemli bir gerileme beklenmiyor. Ancak bu tür piyasayı zorlayıcı uygulamaların devam etmesi halinde güven sorununun büyüyeceğini, bunun da döviz mevduatlarında sıkıntı yaratabileceğini unutmamak gerekiyor. 


Yazarın Son Yazıları