Yanlışların, yeni yanlışlar üretme ‘becerisi’!

25 Mayıs 2021 Salı

İktisat biliminde “dışsallıklar-externalities” kavramı, çok bilinen bir kuramdır. Eskilerde, “dışsal tasarruflar” olarak da anılırdı. Örneğin en uygun (optimal) firma ölçeği otomotiv ya da bisküvi fabrikasında ne olmalıdır sorusuna yanıtlar verilir ve maliyeti düşüren koşullar tanımlanırdı, “artıların etkileşimi” esastır. 

Ancak dışsallıklar yalnız olumlu, pozitif, yararlı öğeler için değil, “olumsuz, negatif ve zararlı öğeler için de” ironik bir biçimde geçerlidir. Bir hata ya da yanlış yeni bir hata ya da yanlışı “üretir”. Bir insanın bir kere hırsızlık yaptıktan sonra ikinci hırsızlığı yapmasının kolaylaştığı bir yalanı söyledikten sonra yeni yalanların “kaçınılmaz hale gelmesinde” olduğu gibi. Köprüleri yakmışsınızdır, artık geri dönecek yol kalmamıştır...

Aynen iç sömürü ya da dış sömürü ile sömürülen toplumlarda (ve ülkelerde), azgelişmişlik kısırdöngüsü tuzağına saplanılması ve bu  “negatif dışsallıkları” ironik bir biçimde üretmeye başlaması gibi. 

Örneğin 1920’lerde ABD’deki büyük ekonomik krizin ülkede mafyaları daha da azgın hale getirmesi, polisin ve siyasilerin mafyanın bir parçası olması gibi.

Ya da bugün Meksika’da ve Kolombiya’da bozuk ekonomik düzenin “uyuşturucu-mafya-siyaset üçgenini oluşturması gibi”. Bir uyuşturucu bağımlılığı gibi toplumlarda bir bağımlılık düzeni (düzensizliği) egemen olur.

Demokrasiden uzaklaşmaya başladığınız zaman da “daha otoriter, daha antidemokratik olmak zorunda kalırsınız”. Kanserli bir insanın hücrelerinin yavaş yavaş yok olmaya başlaması ya da çürük bir tek domatesin bütün sepeti bozması gibi.

Demokrasiden uzaklaşıldığında ülke, ya tek bir otoriter siyasal güce ya tarikat reisine ya da mafya babasına bağımlı hale gelir.

Bozuk toplumsal yapınızdan, Covid-19 da mafya da tarikatlar da yararlanıp daha iyi beslenmeye başlar. Bozuk düzeniniz Covid-19’a karşı çözüm aramanızı bile ortadan kaldırır, çaresizlik içine düşersiniz, ilaç bulamazsınız. 

Tarih boyunca olumsuzluk üreten bu tip düzensizlikleri askeri, parasal ve dini güce sahip olarak “otoriter bir toplum yaratarak iktidar olmak isteyenler” hep kullana geldiler. Dünü bırakın bugün Ortadoğu’ya, Afganistan’dan Sudan’a, Irak’tan Bengaldeş’e İslam ülkelerinin haline bakın: Hiçbirinde demokrasi yok. IŞİD’den uyuşturucu mafyasına ve Müslüman Kardeşler’e demokrasi düşmanı örgütlenmeler, demokratik sivil örgütlenmelerin yerini almışlar. Son 100 yılda, on milyonlarca insan ya ölmüş ya da başka “uygar diyarlara” kaçmak zorunda kalmışlar.

Müslüman ülkeler arasında bu kısırdöngüyü bozan tek ülke biziz, Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti. Kadın-erkek eşitliğinden laikliğe, demokratik toplumsal örgütlenmelerden çağdaş uygarlık değerlerine geçme kapılarını Atatürk devrimleri ve sonrasında 1961 Anayasası açtı.

Bugün Atatürk devrimlerinin ruhuna ve 1961 Anayasası’nın zihniyetine karşı çıkma çabası içinde olan odaklar kimler: Müslüman dünya içinde “tek istisna” olan Türkiye Cumhuriyeti’ni Afganistan’ın, Sudan’ın, Yemen’in, Bengaldeş’in durumuna sokmak isteyen dinci odaklar kol geziyor. 

Ve bu bir “ideoloji” meselesi değildir, bir “iktidar ve güç hesabı” meselesidir. Bölgeyi (ve Türkiye’yi) çok iyi bilen küresel sömürgeciler de bu hesapları en az onlar kadar bildikleri için maşa olarak tepe tepe kullanıyorlar. 

Ülkeyi İngiltere, Fransa ya da Almanya’nın “himayesi” altına sokan padişah ve askerler dini, parayı ve orduyu araç olarak kullanmışlardır. İşte bu nedenle bölgede sınırları ve rejimleri değiştirmek isteyenler, en elverişli ortak olarak “siyasal İslamcıları” seçiyor ve kullanıyorlar. Fethullah Gülen cemaatinde yaşadığımız gibi. 

Dün, İngiliz zırhlısına binip ülkemizden kaçan padişahları övmeye kalkarsanız, bugün Biden’lardan (ve emperyalizmden) medet ummak zorunda kalırsınız hem de sadece iktidarda kalmak uğruna, gerçekten değer mi? Atatürk’ten ve Kurtuluş Savaşımızdan hiçbir şey öğrenemediniz mi?


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları