Bir geceye iki konser nasıl sığar?

19 Şubat 2020 Çarşamba

Geçen hafta İstanbul’un klasik müzik dünyasında hareketli bir gece yaşadım. Lütfü Kırdar’daki Borusan Filarmoni konserinin ilkyarısından sonra hemen yanındaki Cemal Reşit Rey Salonu’ndaki konserin ikinci yarısını dinledim. Her iki konseri de merak ediyordum. En güzeli, her ikisi de tıklım tıklım doluydu. 

BİFO’nun bir önceki konserinde şef Sascha Goetzel, Beethoven’ın 5. Senfonisi’ni yönetirken öyle bir kanatlanmıştı ki, bu kez “Bifocaz” başlığını taşıyan bu dinletide herhalde artık uçar diye düşünüyordum. Oysa ilk yarıda dinlediğim Weber’in Klarinet Konçertosu’nda, bestecinin zamanına saygılı ve solistine güzel bir eşlik çıkaran BİFO vardı karşımızda. Klarinet virtüözü Andreas Ottensamer, eğitimine viyolonsel ile başlamış. Ses rengi alto olan kimi şan sanatçısına da viyolonsel çalması, sesini viyolonsel gibi kullanması öğütlenir. Ottensamer’in saksofonu böylesi kadife bir tonla çalabilmesine de mutlaka önce aldığı viyolonsel eğitimi etken olmuştur. Amerika ve Avrupa’nın ünlü orkestralarında çalan bu dünya çapındaki solist getirdiği için BİFO’ya teşekkür ederiz. 

BİFO konserinin ikinci yarısını dinleyemedim. Çünkü aynı gecede, birkaç adım ötedeki Cemal Reşit Rey Salonu’nda yer alan English Chamber Orkestrası konserinin ikinci yarısına yetişmek istiyordum! Artık Cem Mansur’un genel sanat yönetmenliğinde seçilen sanatçılarla CRR, İstanbul’un oda müziği boşluğunu dolduruyor. Dünyanın en çok kayda sahip oda orkestrası olarak ünlenen English Chamber Orchestra şef ve birinci kemancıları Stephanie Gonley yönetiminde çalıyordu. Yılların birikimiyle seslendirdiği olgun ve bilge yorumlarına Schubert’in La Majör Rondosu ve Haydn’ın  43. senfonisiyle tanık olduk. Konser sona erdiğinde, aynı gecede, aynı sokakta İstanbul’un iki büyük müzik merkezindeki etkinliği izleyebilmiş olmanın kıvancını yaşıyorduk. 

Kimdir bu Cemal Reşit Rey?

Yıl 1997. “Cemal Reşit Rey: Müzikten İbaret Bir Dünyada Gezintiler” başlıklı kitabım Yapı Kredi Yayınları’ndan yeni çıkmıştı. Telefonda bir ses soruyor: 

- Siz Cemal Reşit Rey kitabı yazmışsınız? 

- Evet. 

- Kimdir bu adam? Politikacı mı, şair mi, sporcu mu? 

- Nereden arıyorsunuz?

- Ben onun ismini taşıyan Cemal Reşit Rey Güzel Sanatlar Lisesi’nin müdürüyüm. Okulumuza adı konmuş, ama onu tanımıyoruz. 

Ne kadar sevindim, hem bir güzel sanatlar okuluna adının verilmiş olmasına hem de müdürün arayıp, beni bulup bilgi almak istemesine. Hemen Cemal Bey’in büyük bir fotoğrafı, kitaptan birkaç kopya ve Cemal Bey’i tanıtan bir yazı yolladık. 

Bu arada 1989’da kurulan Cemal Reşit Rey Konser Salonu, İstanbul’un en güzel akustiğine sahip, en derli toplu salonu olarak yıllar boyu hizmet veriyordu. Filiz Ali, Aydın Gün gibi çok değerli sanat yönetmenleri sayesinde dünyanın en ünlü sanatçıları yanı başımıza geliyordu. 

Salonun şimdiki sanat yönetmeni orkestra şefimiz Cem Mansur da onların zamanını aratmayacak programlar düzenliyor. Salon, neredeyse haftanın her gecesi doluyor. Bu akşamki Strazburg Filarmoni ve piyanist Kantorow konserine bütün yerler satılmış bile.

Acaba dinleyicilerden kaçı CRR’yi tanıyor? Birkaç konser Cemal Bey’in adına düzenlense? Örneğin orkestra yapıtları, oda müzikleri, solo piyano eserleri, hatta Lüküs Hayat, Üç Saat gibi operaları bile sahnelenebilir. Sadece marşlarıyla bir program çıkabilir. Acaba kaç kişi biliyor dillerden düşmeyen 10. Yıl Marşı’nın ve nice marşın Cemal Bey’e ait olduğunu?


Yazarın Son Yazıları

Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020
Bitmeyen senfoniler 11 Mart 2020