Sarı bir çiçek açıyor

12 Şubat 2020 Çarşamba

Sarı bir çiçek açıyor. Sonra sarı çiçekler birbirinin içinden açılıp çoğalıyorlar. Sanki sessizliğin içinden önce tek bir nota, sonra kocaman bir orkestra yükseliyor. Sarı çiçek bir yerde mor oluyor, bir başka yerde kırmızı. İKSV’nin sayfasında İstanbul Festivali’nin bu yılki sunumu böylesine rengârenk ve iç açıcı. Bütün haziran ayı boyunca birbirine seslerle, renklerle el veren etkinlikler var. 

Festival izleyicilerinin eskisi olmak da güzel bir şey. Eski festivallerde biz müzik dünyasının ünlülerini keşfederken onlar da bizi, Türk dinleyicisini tanıyorlardı. İstanbul’daki bu müzik şölenine katılmak aynı zamanda tarihle özleşmek, Doğu-Batı müzik kültürüne tanık olmaktı. İlk festival programlarına bakıyorum: Örneğin Yehudi Menuhin gibi devler gelip çalıyor. Klasik Türk müziği korosu, tiyatro, caz, dans iç içe. Sonra İstanbul Festivali bu demetten kendi çocuklarını doğurdu, her bir sanat dalı, bienal ve film de eklenerek kendi festivalini yarattı. Teknolojinin gelişmesiyle yöneticilerin sanatçılarla irtibat kurması, yükselen sanatçıları yakalaması; izleyicilerin de programlara kolayca ulaşması ve bilet alma işlemleri kolaylaştı. İlk festivallerde AKM gişelerinin önünde sabaha karşı kuyruklar oluşurdu. Şimdi bir tık ile elinizdeki telefondan yer ayırtabiliyorsunuz. Gelecek olan sanatçıyı uzunçalarların arkasındaki bilgiden tanırdık. Şimdi Google’dan bütün bilgiler karşınıza çıkıyor. Festival tanıtım yazısı yazmak için evdeki Gramofon dergilerinde o sanatçıları arar, benzer festivallerin programlarını araştırırdık. 

Her yıl açılış  Nejat Ezcacıbaşı’nın güven veren, kucaklayıcı konuşmasıyla yapılırdı. Konser sonrasındaki resepsiyonlar ise yorumcu, yönetici ve dinleyicinin kaynaştığı ortamlardı. Şimdi merakla bekliyoruz: ellinci yıla yaklaşırken nasıl porgramlar hazırlanıyor, festivale öncü olan kişileri ve bugünlere getirenleri anmak adına nasıl sunumlar yapılacak?

Son yıllarda İstanbul’da yeni mekânlar araştırıldı, her birisi akustik açıdan kusursuz olmasa da değişik yaş gruplarını, değişik müzik türlerini ağırlayan tarihi yerler keşfedildi. Böylece festival bütün İstanbul’a yayılan vazgeçilmez bir etkinlik haline geldi. Şakir Eczacıbaşı’nın deyişiyle festivalin yıllar içindeki en değerli sponsoru da Aya İrini olmuştu. Bu yıl artık festivalimiz ne yazık ki bu ruhani mekândan yoksun. Umarız içinde yapılacak onarım bir an önce biter ve o mekânla özleşen İstanbul Festivali de etkinliklerine devam eder. Aya İrini’de bir a capella koro dinlemeyi çok özleyeceğiz.

48. yılında İstanbul Festivali 

Elginkan Grubu’nun ana sponsorluğunda ve Efruz Çakırkaya’nın yönetimindeki müzik festivalinin bu yılki ana teması “Beethoven’in Aydınlık Dünyası”. Tarihte “Aydınlanma” olarak bilinen 18. yüzyılın ikinci yarısından yola çıkıp bu yıl bütün dünyada 250. doğum yılı kutlanan Beethoven’a uzanan bir program hazırlanmış. Programların kimi solistleri, şefleri ve orkestralarıyla; kimi de hazırladıkları değişik programlarla dikkat çekiyor. Ismarlanan üç yeni eser ile içinde yaşadığımız dönemin sesi yansıyacak: Turgay Erdener’den “Pastoral Alla Turca”; Hasan Uçarsu’dan “Toprak sever insanları..” ve Peteris Vasks’ın 6. Kuvarteti.

Bana göre festivaldeki en önemli etkinlikleri de şöyle sıralayabiliriz: Myung-Whun Chung yönetimindeki Staatskapelle Dresden ve piyanist Emanuel Ax; Elim Chan yönetimindeki Berlin Konzerthaus Orkestrası ve  piyanist Vikingur Olafsson; Borodin Quartet ve piyanist Alexei Volodin; Martin Haselböck yönetimindeki Viener Akademie ve soprano Sophie Karhauser ve açılış konserinde Tekfen’in solisti olan kemancı Stella Chen. İdil Biret ile “Beethoven Yolculuğu” ise bir kocaman maraton.

Yaşam boyu başarı ödülü Türkiye’de müzikseverlerin yakından tanıdığı çellist ve şef Alexander Rudin’e verilecek. Onur Ödülü’nün sahibi de bu yıl yazar Ahmet Say olacak.


Yazarın Son Yazıları

Davuldan Kahveye Kadar 27 Mayıs 2020
Helikopterler ve müzik 20 Mayıs 2020
Sessizlik ve müzik 13 Mayıs 2020
Acılar ve müzik 6 Mayıs 2020
Bitmeyen senfoniler 11 Mart 2020