Gülengül Altınsay

Bile bile Paok

04 Eylül 2020 Cuma

Highbury’de Selanikli arkadaşım Yorgo ile Arsenal-PAOK maçını izliyorum. Yıl 1997, aylardan eylül. UEFA Kupası’nda ilk maçı PAOK 1-0 kazanmış. Ve Arsenal de kendi evinde 1-0 öne geçiyor hemen, sürekli de 2. golü arıyor. Dakikalar ilerliyor ve nihayet son on dakikaya giriliyor. Ben artık bildiğim tüm duaları -Selanikli Atatürk’ümüzü de içine katarak tabii- sıralamaya başlıyorum. Ne olduysa oluyor ve bitişe az kala PAOK bir penaltı kazanıyor. Durumu 1-1 yapıyor ve kendine göre çok daha güçlü olan Arsenal’ı Londra’da eliyor. Hep tatlı bir anı olarak kalacak bu maç benim için.

Ne var ki on gün önce oynanan Beşiktaş-PAOK maçını hiç de tatlı hatırlayamayacağım kesin. Çünkü Şampiyonlar Ligi ön eleme maçında PAOK’a elenerek çok büyük bir fırsatı kaçırdı Beşiktaş. Şampiyonlar Ligi yolunda erken havlu atmanın hem maddi hem manevi tahribatı büyük. Kayıp Avro cinsinden ve milyonlar çerçevesinde. Ayrıca takıma ne katacağı baştan şüpheli yeni transferlerin düşük performansları da düşündürücü.

Bahaneler çok

Şimdi bahaneler üretiliyor. Ve Sergen Yalçın çok erken girdi bu polemiklere. Belli ki sıkıntı var. Tabii ki haklı tarafları var açıklamalarının. Transferler tamamlanmamış, takım birlikte çalışamamış falan. Ama PAOK maçı sürecinin çok acemice yürütüldüğü de açık. Mesela yüksek rakımlı bir yerde kamp yapılabilir, kondisyon meselesi çözülebilirdi. PAOK’a benzer takımlarla, mesela 3’lü savunma yapan takımlarla hazırlık maçları yapılabilirdi. PAOK’un özellikleri incelenebilirdi. Fakat bunlar öngörü isteyen işler.

Yanlış anlayış

Bir de sanki 2 ayaklı maç oynanacakmış gibi defansif orta saha ile çıkıldı. Atiba-Necip ikilisinin verimsiz olduğu bilinirken. Zaten tartışmalı 3 yeni transfer de böylesi önemli maça kurtarıcı gibi sürüldü. Oysa birbirini tanıyan eski futbolcularla sahaya çıkılabilir, Umut 2. santrafor olabilirdi. Nitekim Oğuzhan, Dorukhan ve Umut girdikten sonra Beşiktaş hareketlendi. Kartal yaşlı oyuncuları tercih ederken PAOK’un 2 golünü atan ve 3. golün de asistini yapan 18 yaşındaki oyuncusunun altyapıdan olması manidardı. Ve tabii Beşiktaş’ın en iyisinin de altyapıdan 19 yaşındaki Ersin olması da. Yönetim zorluklardan, zamansızlıktan yakınabilir, bir yere kadar haklı da olabilir fakat yönetimler zaten zorlukları çözmek için varlar. Şampiyonlar Ligi’ne girebilmek her şeyin önünde olmalıydı. Ayrıca Trabzon’un durumu ve UEFA maç tarihleri çok önceden belliydi.

Transfer oyunları

Beşiktaş’ın transfer politikasına gelince. Anlayışlarda değişen bir şey yok ne yazık ki. Yine yaşlı ve ne oldukları belli kiralık oyuncuların peşindeler. Yine yeniden yapılanma konusunda çalışmalar olduğu halde bildik köhnemiş yolları tercih ediyorlar. Kadro yapılanması bir kenara itilmiş durumda. İsimlere takılıp kalınıyor. Ve yine sezona çok eksik bir kadro ile giriliyor. Özellikle Gökhan ve Burak’ın yeri hâlâ boş. Oysa önce buralara çoktan çözüm getirilmeliydi. Sonra da korkarım olmayan paralar harcanarak akşam pazarından birileri alınacak. Ne diyelim; şu PAOK maçı da ders olmadıysa söyleyecek bir şey yok...


Yazarın Son Yazıları

Van der Sar ne bilir? 24 Eylül 2020
Puan futbolu 17 Eylül 2020
Kolay başlangıç 14 Eylül 2020
Messi de gelse 11 Eylül 2020
Bile bile Paok 4 Eylül 2020
‘Paradan kıymetli’ 23 Ağustos 2020
Tren kaçıyor mu? 17 Ağustos 2020
Yerli, milli ve yabancılı 10 Ağustos 2020
Başakşehir dersleri 23 Temmuz 2020
Teşvik nedir bilmeyenler 17 Temmuz 2020
Rus ruleti 10 Temmuz 2020
Eski virüs: Transfer 2 Temmuz 2020
Burak’la kolay 27 Haziran 2020
Ağlayan çocuklar 26 Haziran 2020