Gülengül Altınsay

Sarman kedi nerede?

22 Mart 2018 Perşembe

Herkes Bayern’le oynanan Şampiyonlar Ligi maçında sahaya giren ve oyunun kesilmesine yol açan sarman kediyi arıyor. Bir günde meşhur oldu kendisi ama ortaya çıkıp keyfini bozmak istemiyor belli ki. Ya da korkmuş olmalı UEFA’nın kendisine vereceği cezadan (!). Durum komik ama komikliği yaratan UEFA’nın kendisi. Sanki kediyi Beşiktaşlılar sahaya kasten salmış gibi soruşturma açmış. Oysa ki Beşiktaşlılar taraftarlık destanı yazdılar o maçta. Hiçbir taşkınlıkları olmadığı gibi takımlarına gösterdikleri destekle ve rakibe gösterdikleri saygıyla herkesin hayranlığını kazandılar. Zaten o maç Beşiktaş’ın futboluyla değil sahaya giren sarman kediyle ve muhteşem taraftarıyla anımsanacak. Bu arada bizim sarman kediyi Sevilla maçına davet etmiş bile Bayern kulübü.
Neyse, o maçta biraz da skorun etkisiyle taraftar on üzerinden yıldızlı on aldı. Ne ki aynı şeyi Beşiktaş’ı yedek kadroyla tüm dünyanın gözleri önünde sahaya süren Şenol Hoca için söyleyemem. Ne oldu; hem Bayern’e karşı seni oralara getiren oyununu oynayamadın, kaliteni gösteremedin, hem de ardından gelen Başakşehir maçında güya dinlendirdiğin oyuncular başları kesik gibi son yılların en berbat futbolunu oynadılar.

Geçmeyen hastalık
Mesele şu: Rakip oyunu kontrol etmeye başladığında sen ne yapacaksın? Aslında sadece bizim teknik direktörlerin değil dünyanın pek çok teknik direktörünün geçmeyen hastalığı şu: ‘Oyuna savunmacı sokarsam savunmayı güçlendiririm, forvet sokarsam gol atarım’ anlayışı. Oyununu oynayamadan, rakibi zor durumda bırakacak toplar yaratamadan nasıl gol atacak senin forvetlerin?
Guardiola diyor ki “İdeal futbol son tahlilde 11 orta saha futbolcusuyla oynanan futboldur”. Sürekli arayışta olan “Bundan sonra futbolda daha ne yapılabilir ki” sorularını rafa kaldıran bir teknik adam Guardiola. Barcelona’da, Bayern’de şimdi Manchester City’de başka bir futbol oynatıyor oyuncularına. Ama hepsinin temelinde topa sahip olma, hücumu mümkünce kaleciden başlatma var.
Tabii ki yukarıda saydığım takımların kadrosuyla Beşiktaş’ın kadrosunu karşılaştıramayız. Ayrıca kulüplerin ekonomik güçlerini, transfer anlayışlarını da karşılaştıramayız.
Sürekli değişen kadroyla Güneş’in Beşiktaş’ta yaptıkları bir mucize aslında. Ama yine de kendi başlattığı, orta alandan hızlı, akışkan, paslı çıkma anlayışını yine kendisinin bozmasını da hoş göremiyorum Şenol Hoca’nın. Başakşehir orta alanı ele geçirmiş, Abdullah Avcı’nın maç başında söylediği gibi Beşiktaş’ı kenarlara itiyor. Ve bu durumda ne yapıyor Güneş? Orta alanı boşaltıp takıma forvet dolduruyor ve topu sürekli havaya kaldıran Caner’den medet umuyor.
Sonuçta oyun Başakşehir için hava topu karşılama antrenmanına döndü bu yüzden. Kadro kurmaya meraklı değilim ama Atiba-Oğuzhan-Tolgay ortada olsa, öndeki üçlü de form durumlarına göre oluşturulsa diyorum kendimce. Başakşehir maçında Lens, Babel ve Talisca çok etkisizdi. Tamam pres sevmeyen oyuncular bunlar fakat takımın pas oyununa girememesi ve basit top kayıpları da etkiliydi dağılmalarında.
Fakat her şeye rağmen Kartal kalan maçlarında Şampiyonlar Ligi’nde grupta oynadığı oyunun yarısını bile oynasa en azından Şampiyonlar Ligi şansını yine elde edebilir. Bu seviyeye geldikten sonra oradan aşağıya inmek yazık olur onca tecrübeye.  


Yazarın Son Yazıları

Bir tek Rıdvan 5 Ekim 2020
Van der Sar ne bilir? 24 Eylül 2020
Puan futbolu 17 Eylül 2020
Kolay başlangıç 14 Eylül 2020
Messi de gelse 11 Eylül 2020
Bile bile Paok 4 Eylül 2020
‘Paradan kıymetli’ 23 Ağustos 2020
Tren kaçıyor mu? 17 Ağustos 2020
Yerli, milli ve yabancılı 10 Ağustos 2020
Başakşehir dersleri 23 Temmuz 2020
Teşvik nedir bilmeyenler 17 Temmuz 2020
Rus ruleti 10 Temmuz 2020
Eski virüs: Transfer 2 Temmuz 2020