Sokağın Şiiri

31 Aralık 2014 Çarşamba

Geçen zamanı bölmek, dilimlemek, kendimize göre parçalara ayırmak bizim marifetimizdir. Yoksa biz zamanı nasıl kendi parçamız haline getirirdik ki! Durduramadıksa da işte böldük; aylara, yıllara, günlere, saat ve dakikalara, saniyelere, saliselere, atom altı parçacıklara ve başa dönüyoruz sonra. Zaman uzayın içinde yitip gidiyor; mikro kozmos ve kozmosun derinliklerinde geziniyoruz; aydınlığın ve karanlığın iç içe geçmiş evreninde insanoğlunun çaresiz gururu ile doluyor aklımızın küçük hücreleri. Ve biz de ölümsüzlüğün ışığını gördüğümüz yerde sonsuzluğun parıltısıyla yaşayıp gidiyoruz. Budur insanın şiiri.

***

Kuşkunun devleştirdiği âlimlerin önümüze koyduğu kırıntıların devasa birikimiyle, üstesinden gelinmez bir kibirle şu garip dünyaya bakıyoruz. Baktığımız yerde gördüğümüz kendi kirimizdir. Ne kadar tuhafız gerçekten de; doğa dediğimiz bizi de sarıp sarmalayan şu dışımızdaki “dünya” sanki bizim kolunu bacağını hoyratça kırdığımız bir oyuncaktır. Ağaçları sonsuz bir aşağılamayla kesip biçerken, denizi çer çöple doldururken, bizi hiçbir şey durduramıyor. O doğanın dengesi içinde gereksiz tek bir avın peşinde koşmayan hayvanın bilimden haberi yok. Biz biliyoruz. Bildikçe derinlere iner ve yükseklere tırmanırken; öfkemiz, nobranlığımız, harfin, kelimenin, cümlenin içinde sanki itiraf gibidir. Bu da insanın şiiridir işte.

***

Büyük Hadron’da protonların çarpışmasını seyrederken, milyonlarca yıldır bizi yerden yere çalan “afyonu nihayet bulduk” diyen harfin kölesi herif, yani kara efendi, yani Herr, yani o erkek olan, doğumu nasıl da karaladığını bilmiyor; zamanın ulaşabildiğimiz en küçük parçası kadar bile farkında değil. Hadron çarpıştırıcısı hızın sonsuz karesinde hızlanır ve işte Higgs bozonu bir görünüp bir kaybolurken, harfin yani hurafenin, yani hurufatın kölesi hiç anlamadığı işleri en kara yerinden üfürüyor ilk mektep çocuğunun kulağına. Ama çocuğun gözünde yine de yıldızların ışığı parlıyor, sorular birikiyor gözkapaklarının altında. İşte bu da şiiridir insanın.

***

Kedi kutunun içinde ölümü bekliyor. Bilmiyor ama bekliyor. Schrödinger’in kedisidir o. Sonra kedi yok oluyor, kutu kayboluyor, madde dalga boyunda bir başka enerjiye, gerçeğe devrilirken, ölümle yaşam arasındaki ince çizginin şarkısı çalıyor o eski gramofonda. Bildiğin hesabın başka bir hesaba dönüştüğünü anlatıyor o şarkı. Nâzım olup biteni sessizce kâğıda yazıyor: “Önce kedi gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra ben gideceğim, kaybolacak suda suretim. Sonra çınar gidecek, kaybolacak suda sureti. Sonra su gidecek, güneş kalacak; sonra o da gidecek...” “Büyük İnsanlık” diye sessizce gözlerimizin içine bakıyor Nâzım. “Kendi kendimizle yarıştayız, gülüm” diyor kederli bir sesle: “Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, ya dünyamıza inecek ölüm.Duydun mu; işte odur şiiri insanın.

***

Sokağa çık, bak kar yağmaya başladı. Her yer bembeyaz olacak birazdan. Kir pas silinecek. Sahte bir sevinç her yeri saracak. Aldatıcıdır ama olsun; halının altına süpürmüş gibi olsan da pislik bir an için gözden kaybolur. Umutsuzluk öfkeye dönüşmeden, çaresizlik intihar kapısını çalmadan gözlerimizde umudun ışığı parlar. İnsanız ve insan bütün o birikmiş mağmanın ateşiyle yoğurdu yüreğini. “Bak işte aylardan haziran ve bundan sonra bütün ayların haziran olacak” diyor sessizce ölüme savrulmuş çocuk. Fotoğrafı artık büyük bir afiştir duvarda. Kalın kara kaşlarıyla hepimize oradan bakıyor ve artık hiç üşümüyor. Haziran sıcağında gitti çünkü. “O teröristti, ekmek almaya da gitmemişti” diye bağırıp durana ise duvar sağır bundan böyle. O anlamsız sesler haziran sıcağında eriyip gidiyor. “Şiir duvarda, şiir sokakta, şiir insanda” diye bağırıyor sokağın delisi, sokağın kendisi.

***

Karma karışık bir hayatın içinden yazdım bu satırları sana ey okur. Sokağı kirletme, çöp dökme, ağaç kesme, nükleer santral hayali kuranın hayalini kâbusa çevir. O sokakta, orada, ötekilerle birlikte çoğala çoğala yürü. Çünkü sen yürüdükçe sokak sana bakacak, değişecektir. Baktığın nesnenin de, kıyıdaki insanın da seninle birlikte değişme olasılığı sandığından daha yüksektir. Yeni yılın kutlu olsun ey okur, o kara kalın kaşlı çocuğu da sakın unutma, çünkü odur şiir...  


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018