Solda Eleştiri Adabı

10 Temmuz 2016 Pazar

Sol düşmanlığının 12 Eylül faşizmiyle birlikte baskın ideoloji haline geldiği, solun etki alanındaki pek çok kesimi etkilediği bir gerçektir. Antikomünistlerin son zamanlarda iyice şımardıkları, üniversitede tartışmayı yasakladıkları, en önemlisi dinci ideolojiyi siyasetin gücüyle parlatarak bilim dünyasını karikatürleştirmekte, karartmakta mesafe aldıkları da bir gerçektir. Ayakta kalmayı başaran, siyasi olarak örgütlenmekte kararlı, potansiyeli büyük solun antikomünizmi geriletmeyi başardığı, ilerlemeye, bilime, kültüre, sanata hız kazandıran o eski konumlara yaklaştığı söylenemez.

***

Saldırı küreseldi. Nedenlerini araştırırken, “Sovyetler Birliği’nin yıkılışının doğal sonucudur” klişesiyle yetinemeyiz. Yıkılışın öncesinde, sonrasında sosyalizme karşı küresel çapta ideolojik saldırı belki de daha önemliydi. Derin bir moral bozukluğu içindeki solun, araştırmaya, kendini yenilemeye ihtiyaç duymayan, katı ideolojik pozisyonu da etkili oldu. Solun liberalizmin saldırısı karşısında geri çekilmesi, meydanı ekonomide, politikada, kültürde neoliberallere terk etmesi düşünce dünyasını kuruttu.

***

Batı’da liberalizmle sol arasındaki kapışmada özellikle neoliberal ekonominin inkâr edilmez iflası ile birlikte solun kendini toparlamaya başladığının işaretleri var. Bu, partiler değil ama geçmişe, bugüne eleştirel bakmakla birlikte ağır saldırı karşısında bile temel ilkelerde direnen, tarihle bağı korumaya özen gösteren solcu akademisyenler sayesinde oldu. Türkiye’de az sayıda aydının, akademisyenin çabasına rağmen durum pek iç açıcı değildir. Farklılık bir ölçüde liberal zehrin entelektüel dünyada etkisinin sürmesinde, vasat ve geri kadroların üniversiteleri esir almasında aranmalıdır.

***

Darbe sonrasında Özal döneminden başlayarak iktidarı ele geçiren dinci siyasetin liberallerle, hayal kırıklığına kapılmış “solcu”larla ittifakı, antikomünizmin hemen her alanda yerleşik hale gelmesine yol açtı. Kültür dünyasındaki erozyon, antikomünizmin medyada, TV kanallarında, gazetelerde etkin olması solun ayağa kalkmasını zorlaştırıyor. O nedenle de solun bu alanlardaki etkisini artırmak, var olmayı, görünür olmayı başarmak için sıkı bir mücadeleye girişmesinde yarar var.

***

Sağa savrulmanın sosyal demokratları, Kürt siyasi hareketini etkisi altına almış olması, solda ayağa kalkmaya, siyasette etkin olmaya çalışan partilerin, hareketlerin alanlarını daraltıyor. İdeolojik kavganın dıştan çok içe dönük olması ise ayrı bir derttir. Kuşkusuz sorunların tartışılması, çözüm yollarının araştırılması ihmal edilmez görevlerdendir ama tartışmaların birlikte harekete engel olması, olmayan dünyalarda olmayan iktidarların sert kavgasına dönüşmesi anlaşılır bir şey mi?

***

Bu “saldırı kültürü” yalnızca siyaset alanının sorunu değil; en önemli alanlardan birisi olan medya dünyasında da “tam zamanıdır, vur ses getir” usulünce işliyor. Tamam eleştiri, polemik iyidir fikir varsa; peki onun da bir edebi, adabı olmasın mı? Gizli bir sevinç içeren “öldü, bitti, yıkıldı” çığlıkları da neyin nesi; fikir mi oluyor bunlar?
Klavyenin tuşlarına yazık.
Solun muhalif medyada hak ettiği yeri bulmaya çalışmasının zamanıdır, ama onu her türlü kıskançlıklardan kıskançlıkla korumanın da tam zamanı değil mi?  


Yazarın Son Yazıları

Sondan Bir Önceki 7 Eylül 2018
Hava Tükenmeden 31 Ağustos 2018
Burjuvazi Mon Amour! 29 Ağustos 2018
Haftanın Dökümü 27 Ağustos 2018
Hep Biz mi Ödeyeceğiz? 26 Ağustos 2018
Unutma Yarın Cumartesi 24 Ağustos 2018
Geleceği Kurtarmak 22 Ağustos 2018
Gazetecilik ölüyor mu? 17 Ağustos 2018
Kim Kriz İster? 15 Ağustos 2018