Hikmet Altınkaynak

Hepimiz Boğaziçi’nin balıklarıyız!

11 Şubat 2021 Perşembe

Dünyaya aynı pencereden bakmak kadar, aynı adı taşımak, aynı okulda okumak, aynı mesleği yapmak da çok değerlidir. İnsanları birbirine yaklaştırır. Kendiliğinden ortak bir duygu dünyası oluşur ki, insana enerji katar! Bunu yaşamayan anlayamaz!

Boğaziçililer neden okullarına sahip çıkıyorlar; işte bunun için... Boğaziçilileri, Boğaziçili olmayanlar neden destekliyorlar; o da bunun için. Bu çok değerli kurum bozulmasın, yozlaştırılmasın diye... Buna karşı olanların amacı ne? Ülkenin gözbebeği bir kurumu yıkmak mı?

Yeni yayımlanan Mimar Doğan’lar (Kırmızı Kedi Yayınları) adlı kitabı okurken, bunları düşündüm. Mimarisi, güzelliği yok edilen İstanbul’u...

MİMAR DOĞAN’LAR

Mimar Doğan’lar... Üç Doğan: Doğan Kuban, Doğan Tekeli, Doğan Hasol adlı Ceren Çıplak Drillat’ın hazırladığı bu kitap, öğrenim ve iş yaşamı nedeniyle bir araya gelen, ilk adları Doğan olan, dünyaca ünlü üç mimarın deneyim ve görüşlerinden kesitler sunuyor. Mimarlık çevresi onlara Mimar Doğan’lar diyor.

Ortak ad koyma konusunda Mimar Doğan’lar adı tek değil. Bu alanın belki de ilki Tekirdağ’daki Üç Kemal’ler Parkı. Yolları değişik tarihlerde Tekirdağ’a düşen Mustafa Kemal, Namık Kemal, Yahya Kemal için heykelleri de konarak bir parka ad olmuşlar, Üç Kemal’ler Parkı’nda halkı selamlıyorlar. Ne güzel!

Doğan Hasol, birbirleriyle nasıl tanıştıklarını anlatırken doğum yılları farklı olsa da aynı okulda okuduklarını, aynı hocaların öğrencileri olduklarını, aynı dergide çalıştıklarını, aynı ödülleri aldıklarını, aynı şehirde yaşadıklarını ve İstanbul’un mimarları olduklarını söylüyor; “Tekeli’ye gelince, biz hepimiz aynı denizin balıklarıyız” diyor. Doğan Kuban da “Boğaziçi’nin balıklarıyız...” diye bu duyguyu bir ince sözle pekiştiriyor.

İSTANBUL’UN MİMARİSİ

Ülkemizin onur duyduğu bu mimarlarla gazeteci Ceren Çıplak Drillat, 2010 ve 2015’te birer söyleşi yapıyor, o dönemde çalıştığı gazetemizde yayımlıyor. Bunlar büyük ilgi görünce, 2019’da bir araya gelip üçüncü uzun söyleşiyi gerçekleştiriyorlar ve bu kitap oluşuyor.

Kitapta “Üç Doğan” adını ilk kez kimin kullandığı, nasıl benimsendiği de anlatılıyor. Aynı soruları üç mimar da yanıtlıyor. Kiminde yanıtlar örtüşüyor, kiminde farklılaşıyor. Ortaya üç mimarın mimarlık anlayışı, en beğendikleri yapılar, İstanbul’un Türkiye’nin mimarlık sorunları, yönetimlerin mimarlık politikaları ortaya çıkıyor.

İSTANBUL GÜZELKEN, GELİŞİGÜZEL OLUYOR!

Konu İstanbul ve mimarisi, güzelliği olunca, söylenecek çok şey var kuşkusuz. Onlar “Hepimiz Boğaziçi’nin balıklarıyız” deseler de İstanbul üzerine farklı yaklaşımları oluyor. “Bir zamanlar İstanbul güzeldi, ama sonra gelişigüzel oldu!” deseler de “İstanbul, hâlâ güzel” yargısında buluşuyorlar.

Doğan Hasol’a göre İstanbul, bir kenti güzel yapan, “1. Doğal güzellik ve topoğrafya, 2. Tarihsel birikim, 3. Mimarlık” ölçütlerine uygun. Doğan Tekeli’ye göre İstanbul, “binlerce yıllık hazine”, korunmalı, kurtarılmalı. Doğan Kuban’a göre ise “İstanbul’u kurtarmak hayal, Suriçi kurtarılabilir.”

İşte size İstanbul!

İstanbul’un eski güzelliğine kavuşması için kentin yeni yöneticisi Ekrem İmamoğlu ve ekibine çok iş düşüyor. Mimar Doğan’lar kitabı ise buna ışık tutuyor.

***

Öte yandan bugün 11 Şubat: Dünya Bilimde Kadın ve Kız Çocukları Günü. BM Genel Kurulu, bunu 2015’te duyurdu. Özellikle toplumsal cinsiyet eşitliğinin güçlendirilmesi amaçlandı. Bu nedenle mademki gündemde Boğaziçi Üniversitesi var. O zaman ben de örnek alınacak, başarılı bir bilim insanı olan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Buğra’nın ve onun kişiliğinde tüm bilimle uğraşan kadınlarımızın, kızlarımızın bu günü kutlu olsun diyorum.


Yazarın Son Yazıları

İnatçı Keraban 25 Şubat 2021
Edwin Morgan... 21 Ocak 2021
En uzun yıl biterken 31 Aralık 2020
Tevfik Fikret olmasaydı... 24 Aralık 2020