Hikmet Çetinkaya

Pişmanlık!..

31 Temmuz 2014 Perşembe

Sağır eski bir pişmanlık, anlamsız ayıp gibi boş sözlerin arkasına sığınıyor, kesik çığlıklar sessiz gözlerinde inatçılığın simgesi oluyordu...
Yağmurun güzel ezgisini unutmuş, temmuz sıcağının içinde hayata dair bir şeyler anlatmaya çalışıyorduk...
Sevgiyi unutmuştuk, aşkı, sevdayı, insanlığı...
İkiyüzlüydük, kendi çıkarları için çabalayanların kalleşliğini görüyorduk...
Arkadan vurmalar, yalan dolan!
Sahtekârlık cennetinin zibidileri, işbirlikçileri...
Kimisi dönek, kimisi sözüm ona solcu, yurtsever, dinci, havuzcu!
Hepsi ama hepsi bir çıkar ve iktidar olma peşindeydi...
Bir avuç dürüst aydın, inançlı, solcu, demokrat, yurtsever, sosyalist, komünist, sağcısolcu, Müslüman, Hıristiyan, Türk, Kürt, Ermeni...
Gezi Direnişi’nde ortaya çıkan o fotoğraf!
Nasıl bir araya gelip yumak yumak olmuşlardı!
Ne gaz bombası yıldırmıştı onları ne de tazyikli su...
Ramazan ayında kurulan yeryüzü iftar sofraları!

***

Şöyle gerilere gittim yine...
Eski yıllara, düşünceler ormanına...
Denizyıldızının parladığı bir yerde umuda doğru yolculuğa çıkmak güzel bir şeydi...
Bir Kaş, Kalkan akşamını, Datça’yı anımsadım, Mesudiye’ye, Palamutbükü’ne bir kuşun kanadında uçup gittim.
Odisseus Elitis’in, Octavio Paz’ın kaçak düşlerini yakalamaya çalıştım.
O kuru umutsuzluk ve yalnızlık, zindandaki çocukların buğulu gözlerini yansıttı aynalara!
Bir adım attım ve durdum...
Neredeydim, ne yapıyordum!
Bir şiirin sadece ilk dizesini söyleyebildim:
“Dün gece ikimiz de ağladık!”
Kimin şiiriydi bilmiyordum...
O kuru umutsuzluk ve yalnızlık, dünyaları yıkmaya doğru adım atarken aşk duruluğun gerçek adı oluyordu.
Martıların son çığlıkları, karşımda Meis Adası...
Ve bir çığlık:
“Güzellik bir başka geceye saklar köklerini ve başka günde yeniden doğar!”

***

Sesin geldiği yöne baktık...
Hiç kimse yoktu!
Sağır eski pişmanlık savurup attı bizi, bölüp parçaladı, ayrıştırdı...
İnananlar-inanmayanlar...
Sevenler-sevmeyenler...
Cennete gidecekler, cehennem ateşinde yanacaklar...
Din üzerinden siyaset yapanlar, bayram günü kadınları, erkekleri “zina yapıyorlar” diye damgalayanlar.
Hangi çağda yaşıyoruz?
Ortaçağda mı?
Bunun adı kimilerine göre “ileri demokrasi ve özgürlük” oldu benim güzel ülkemde...
Aydınlanma Devrimi, çağdaşlık, uygarlık bir kıyıya itildi, kadınların çalışması değil, sokağa çıkmayıp evde oturması öğütlendi.
Koskoca siyasetçiler, ülkeyi yönetenler kim?
Molla mı!
Alacakaranlığın içinden geçiyoruz, umudumuzu yok etmiyoruz tüm bunlara karşın...
Karanlığın içinden geçerken aydınlığı görmek için çabalıyoruz...
O kuru umutsuzluğu ve yalnızlığı aşıp geçeceğimize, sevdalarımızı çoğaltacağımıza inancım tam!

***

Bir genç kuşak geliyor gümbür gümbür!
Demokrasiye ve özgürlükleri sahiplenen...
Laik demokratik cumhuriyet için, hukukun üstünlüğü, adalette eşitlik ve dürüslük için dimdik ayakta duran...
Bu coğrafya da ırk, din, dil, mezhep, renk, inanç ayrımcılığı yapmadan kardeşçe yaşayacağız...
Korkmayacağız, yılmayacağız...
Sevdalarımızı kimseye vermeyeceğiz...
Hayat bizim!
Toprağın kokusunu, çiçeğin kokusunu içimize çekeceğiz bir gün mutlaka...
Dipten gelen bir dalgayla irkileceğiz...
Gerçekleri göreceğiz hep birlikte!
Geniş bir zaman dilimi içinde bir haykırış, bir çığlık bizim sevgi ve barış ağacımız olacak.
Özgür bir havayı soluyacağız birlikte...  


Yazarın Son Yazıları Tüm Yazıları

Aşklar ve sevinçler... 9 Eylül 2018
Hoşça kal hüzün... 6 Eylül 2018
Bir garip yolcu... 4 Eylül 2018
Sevda düşleri... 2 Eylül 2018