Mehmet Ali Güller

Biden’ın hedefi ve stratejisi

28 Kasım 2020 Cumartesi

ABD’nin yeni başkanı Joe Biden’ın kabinesini açıkladığı basın toplantısındaki sözleri, bir bakıma onun programı gibiydi. 

Şu üç kısa cümleden oluşan açıklaması, hedefini ve stratejisini basitçe özetliyor: “ABD, Pasifik ve Atlantik’te küresel liderlik rolü üstlenecek. Gereksiz çatışmalarda rol almayacak. Asya-Pasifik bölgesinde ittifakları güçlendirecek” (25.11.2020).

Hedef Çin, strateji müttefiklerle cephe inşası 

Biden’ın bu üç cümlesi şu anlamlara geliyor:

1- ABD’nin “Atlantik ve Pasifik’te liderlik üstlenmesi” demek, pratikte AB ile ilişkileri restore etmek ve birlikte Çin’e karşı mücadeleye yönelmek demektir.

2- ABD’nin “gereksiz çatışmalarda rol almayacağını” belirtmek, Afganistan ve Irak’tan çekilmeyi sürdürmek demektir.

3- ABD’nin “Asya-Pasifik bölgesinde ittifakları güçlendireceğini” söylemek, Çin’e karşı mücadelede Japonya’yı kaybetmemek ama daha önemlisi Hindistan’ı kazanmak demektir. 

‘Büyük strateji’de süreklilik 

ABD başkanlık seçimi süresince ve “Trump mı, Biden mı” tartışmaları boyunca hep şuna dikkat çektik: ABD’nin “büyük stratejileri” başkandan başkana değişmez. Başkanlar bu “büyük stratejinin” alt stratejilerinde ama daha çok taktiklerde değişikliğe giderler. 

Ve somut belirtmiştik: Trump’ın Çin’i “baş rakip” gören çizgisi, Obama döneminin de çizgisiydi. Trump’ın Afganistan ve Irak’tan parça parça çekilmesi, Obama döneminde başlamıştı. 

Bu sürekliliği görmek şu bakımdan önemliydi: Amerikancı çevrelerde genel algı, “Trump’ın beceremediği ama Biden’ın gelip ABD’yi yeninden ‘dünyanın efendisi’ yapacağı” şeklinde... 

Oysa konu Trump’ın beceriksizliğiyle ilgili değil, ABD hegemonyasının zayıflamasıyla ilgili. O hegemonyayı zayıflatan en önemli neden de ABD’nin artık ticarette, üretimde, ekonomide, hatta teknolojinin bazı alanlarında geçilmiş olmasıdır.

Biden’ın elinde bu tabloyu değiştirecek sihirli bir değnek yok. Biden’ın Trump’tan farkı, ABD’nin Çin’i hedef alan “büyük stratejisini” uygulayabilmek için geleneksel müttefikleriyle bozulan ilişkilerini tamir etmeye çalışması olacak. 

ABD yerine kolektif yönetim 

Bu da aslında ABD hegemonyasının zayıflamasıyla ilgili bir ihtiyaç. ABD’nin gücü zirvedeyken müttefik aramaya ihtiyacı yoktu; Irak’ı işgal örneğinde olduğu gibi tek başına karar alıyor ve müttefiklerini o kararın arkasında sürüklüyordu. Ama artık o durum değişti. 

İşte ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in ilk mesajı da bu gerçeğe işaret ediyordu: “Dünyanın tüm sorunlarını tek başımıza çözemeyiz. Diğer ülkelerle birlikte çalışmamız gerek, onların işbirliğine ihtiyacımız var” (25.11.2020).

Bu sözler; birincisi ABD’nin artık “dünyanın efendisi” olmadığının Washington tarafından kabulü anlamına gelmektedir, ikincisi ABD’nin bu gerçeğe göre hareket ederek müttefikleriyle işbirliği arayacağını göstermektedir ama üçüncüsü de önümüzdeki yıllarda dünya düzeni açısından “ABD yerine kolektif bir yönetim” döneminin başlayacağının işaretidir. Ki “yeni bir dünya kuruluyor” derken, bunun adım adım gerçekleştiğini de bu köşede pek çok kez yazdık. 

Türkiye’nin çıkarları ABD tehdidi altında 

Biden yönetiminin geleneksel müttefiklerle ilişkileri restore etme hedefi, Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Nitekim Biden’ın kazandığı kesinleştikten sonra Erdoğan’ın yaptığı şu açıklama, ABD’yle işbirliğine yine açık olduklarının ilanıydı: “ABD ile uzun ve yakın müttefiklik ilişkilerimizi, bölgesel ve küresel tüm meselelerin çözümünde kullanma niyetindeyiz” (21.11.2020).

Kuşkusuz bu “yeniden işbirliği”, Biden ve Erdoğan’ın karşılıklı niyetleri ya da AKP’nin genetik kodlarındaki Amerikancılık üzerinden kotarılabilecek bir durum değil.

Zira Türk-Amerikan ilişkilerindeki sorunlar, aslında hükümetlerden hükümetlere olan sorunlar değil, temel sorunlardır. Türkiye’nin bölgesindeki ulusal çıkarlarıyla ABD’nin çıkarları çatışmaktadır. Ve Türkiye’nin ulusal çıkarlarına yönelik tehditler ABD’den gelmektedir.

Bu değişmeden Türk-Amerikan ilişkileri düzelmez.

Ama elbette iktidarını sürdürebilme kaygısı, AKP’yi -çok sık yaptığı gibi- ulusal çıkarları bir kenara koymaya götürebilir ancak o halde bile “eski türden”, “BOP eşbaşkanlığı” gibi bir işbirliği sürdürebilmeleri mümkün değildir.


Yazarın Son Yazıları

Doğu Akdeniz bilançosu 31 Aralık 2020
Başkanın adamları 24 Aralık 2020