Meriç Velidedeoğlu

‘14 Temmuz’

14 Temmuz 2017 Cuma

Bugün, Fransız halkının “14 Temmuz Ulusal Bayramı.” Bugün aynı zamanda, “1789 Fransız Devrimi”nin, “228. yılı. Demek ki Paris halkının ünlü Bastille” zindanını yerle bir edişinin üzerinden “228 yıl” geçmiş.
Tarihteki ünlü hapishaneler olarak, çoğu kez, “Londra Kulesi” ve “Bastille”den söz edilir; bazen bunlara “Yedikule Zindanı”da eklenir. Bunlar, dönemlerinin “ceza ve infaz kurumları”dır; bir bakıma günümüzün, “Silivri Ceza ve İnfaz Kurumu” gibi...
Peki, buralarda işkence gören, yaşam boyu, ya da yıllarca tutularak özgürlükleri ellerinden alınan bu insanların suçları neydi? Genelde, ülkelerindeki iktidarlara karşı çıkmak, icraatlarını eleştirmek, yolsuzluklarını açığa çıkarmak, adaletsiz tutumlarını ortaya dökmek, bir bakıma hesap sormak...
Dolayısiyle iktidar tarafından -o günlerin moda deyimiyle- “Coup d’Etat; yani darbe yapmak isteyenler, kısacası “darbeciler” olarak görülüyorlardı.
1789”un “14 Temmuz”unda da Fransa’nın başında olan “Kral 16. Louis” tüm erkleri kendinde toplamıştı, “Kanun benim diyerek!; her ne denli bir “Meclis”in varlığından söz edilse de.
Ne var ki bu tutum, var olan “adalet” kırıntısının da büsbütün yok olmasına neden olmuştu. En küçük eleştirinin bile “yargısız” infazlarla susturulduğu düzeni sürdürmeye kararlıydı “16. Lui”.
İşte böyle bir “infaz” sonunda, ünlü düşünür “Voltaire”in de yolu düşer “Bastille” zindanına. Aylar geçtiği halde ne bir sorgulama ne de yargılama vardır; bekler durur...
Bu durumun ülkemizde yıllardır sürdüğünü duysa ne derdi acaba?
Voltaire, on bir ay sonra salıverilir, suçsuz bulunmuştur; iyi de, Bastille’de geçen “on bir ay” ne olacaktır?
Voltaire, yaşamından çalınan bu “süre”nin acısını unutamaz. Bu adaletsizliği, “Bir suçsuzu mahkûm etmek, bir suçluyu salıvermiş olmaktan daha ağırdır!” diyerek ortaya koyar.
Ve sonunda, “14 Temmuz” günü, “Bastille”in bulunduğu “Aziz Antoine Mahallesi” halkının başını çektiği Parisliler, saray muhafızlarından sağladıkları beş topla Bastille’in önüne gelirler.
Halk böylece, “zulme karşı gelme hakkı”nı kullanacaktı. Kullanır.
Bastille yıkılır. Bu “hak”, 45 gün sonra “26 Ağustos 1789”da kabul edilen ünlü “İnsan ve Yurttaş Hakları Sözleşmesi”nin kısaca “Toplumsal Sözleşme”nin ikinci maddesinde yer alacaktır. “17 Madde”den oluşan bildirgenin kimi maddelerine kısaca değinirsek:
Madde 1: “İnsanlar, haklar yönünden özgür ve eşit doğarlar ve yaşarlar” diyerek başlar. Ve bu hakların neler olduğu da şöyle belirtilir:
Madde 2: “... Bu haklar, özgürlük, mülkiyet, güvenlik ve baskıya karşı direnmedir.”
Ardından gelen maddede de, 21. yy’da ülkemizde tüm ağırlığıyla uygulanan “tek adam” yönetimine, “228 yıl” önce karşı çıkılır, şöyle:
Madde 3: “Egemenliğin özü esas olarak ulustadır. Hiçbir kuruluş, hiçbir kimse, açıkça ulustan kaynaklanmayan iktidarı kullanamaz”...
Ve kuşkusuz “eşitlik”, bu bildirgenin temel taşıdır; bu tutum bildirgede açıkça ortaya konur.
Madde 6: “... Tüm yurttaşların, bizzat ya da temsilcileri aracılığı ile yasanın yapılmasına katılma hakları vardır. Yasa ister koruyucu, ister cezalandırıcı olsun herkes için aynıdır. Tüm yurttaşlar yasa önünde eşit’tir.
Peki, ülkemizde nasıldır? İnsan ister istemez, ülkesindeki durumu düşünmeden duramıyor; çünkü taptaze örnekler var; bir savcı bir yurttaşı ifade vermek için çağırmışsa, o kişi çağrıya uymak zorundadır, uymazsa “gözaltı” kararı çıkarılır.
Ne ki, böyle bir çağrıya Başbakan R.T. Erdoğan’ın oğlu “Bilal Erdoğan” uymaz, ifade vermeye de gitmez (2.1.2014), kuşkusuz “gözaltı”na da alınmaz...
Bilmem anımsadınız mı değerli dostlar? Okumayı sürdürürsek, belki Bilal Bey’e uygulanan durumla ilgili bir uyarı bulabiliriz.
Madde 7: “Bir kimse, ancak yasanın belirlediği hallerde, şekillerde yakalanabilir. Keyfi emirler verilmesini isteyenler, keyfi emirler verenler, bunları uygulayanlar, uygulatanlar cezalandırılır”...
Ne dersiniz, “baba”nın tutumuna uygun düşüyor mu? Ayrıca şu iki maddeyi de anımsamazsak olmaz.
Madde 15: “Toplumun, tüm kamu görevlilerinden, görevleriyle ilgili olarak hesap sorma hakkı vardır”.
Madde 16: “Hakların güven altına alınmadığı, kuvvetler ayrılığının yapılmadığı bir toplumda Anayasa yoktur”...
Fransız halkı, “kuvvetlerin bir elde toplanması”na karşı oluşuna “14 Temmuz” günü yanıt verdiğinden, konu “Sözleşme”de böyle belirtilmiştir.
Evet değerli dostlar, Fransız halkının “228 yıl” önce, “Toplumsal Sözleşme” ile kavuştuğu haklar Anayasamızda yer aldığı halde kullanamıyoruz; dolayısiyle “CHP”nin Lideri Sn. K. Kılıçdaroğlu’nun, iki milyon yurttaşla gerçekleştirdiği ‘Adalet Yürüyüşü’nün sonunda (9 Temmuz 2017) yayımladığı, “Yeni Bir Toplumsal Sözleşme” dediği “10 Maddelik Adalet Çağrısı”na var gücümüzle sahip çıkmalıyız. Yeni yürüyüşlerde buluşmak üzere.  


Yazarın Son Yazıları

‘Kıht-ı Rical’ 23 Ekim 2020
‘Quo vadis?’ 16 Ekim 2020
‘Torpil’ 18 Eylül 2020
İlahiyatçı ne diyor? 11 Eylül 2020
Yine mi? 4 Eylül 2020
‘Ağustos’ ayı 28 Ağustos 2020
‘Mecelle’ 14 Ağustos 2020
Lozan’dan Lozan’a! 7 Ağustos 2020