Cendere’de boğulmak

06 Aralık 2020 Pazar

4 Haziran 2007 günü ABD İstanbul Başkonsolosu Deborah K. Jones’un gönderdiği kripto, “Zeynel Erdem, Gülenci okulları ele alıyor” başlığını taşıyor ve karşısında oturan adamın kendisine söylediklerini Washington’daki makamlara aktarıyordu. 

Karşısında oturan adam hem Türk-Amerikan İşadamları Derneği Onursal Başkanı hem Fransız İş Konseyi Başkan Yardımcısı, aynı zamanda Dünya İş Konseyi Yönetim Kurulu Üyesi ve tam zamanlı GENPA Holding Yönetim Kurulu Başkanı Zeynel Abidin Erdem’den başkası değildi. Ama Amerikan Başkonsolosu Deborah K. Jones, kriptoda onu üstlerine “kendisini ABD’nin avukatı olarak tanımlayan biri” diye tanıtmakla yetinip Washington’a verdiği mesajları iletiyordu. 

Zeynel Abidin Erdem, Başkonsolos Jones’a Pensilvanya’da Fethullah Gülen’i şahsen ziyaret ettiğini, Türkiye’de 5 milyon Fethullahçının yaşadığını, “hizmet”e yardım edenlerin bunun birkaç katı olduğunu, bizzat kendisinin on binlerce dolarlık yardım yaptığını, Fethullahçıların ABD’ye ne kadar “iyi niyetle” yaklaştığını, Gülen’in sınır dışı edilmesinin ters etki yaratacağını uzun uzun anlatmış; Washington’daki üstlerinden Fethullah Gülen’in ABD’deki ikamet vizesi sorununu çözmelerini talep ediyordu. 

Başkonsolos Jones, aynı kriptoda Zeynel Abidin Erdem’in birkaç yıl önce Recep Tayyip Erdoğan ile Fethullah Gülen’in arasını bulmak çabasını da Washington’a, “İkili arasında bir telefon görüşmesine aracılık etmeye yeltenmiş, ancak Gülen tarafından terslenmiş” tümcesiyle bildiriyordu. 

Yerli Amerikancı, milli Fethullahçı

Can kardeşlerim Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın sonuncu müthiş araştırması, Cendere* kitabından alıntıladığım yukarıdaki satırlar, Türkiye’de çok yaygın “her devrin adamı” türüne tiksintimi artırıyor, değerli okurlarım.

Onursuzların istilasına uğrayan Türk medyasında, artık parmakla sayılan dürüst gazetecilerden iki Barış’ın WikiLeaks belgelerinden edindikleri bu bilgiye göre, iş insanı Zeynel Abidin Erdem için Amerikancı ve Fethullahçı denebilir, değil mi? 

Zaten kendisi de 2017’de Mardin’de yaptığı bir konuşmada ABD ile olan istihbarat yakınlığını, “NATO Başkomutanlığı davetinde yerim değiştiriliyorsa, eğer Clinton gibi bir adama ‘Gel benim derneğimde konuş’ dediğimde gelip konuşuyor ve benim iki gün misafirim oluyorsa bu, altyapıda kendilerine giden istihbarattandır” sözleriyle bizzat övmektedir. 

Fethullahçılığına gelince... Cendere*den okuyalım:

28 Şubat 2015 tarihinde savcılığa Erdem Holding hakkında gelen bir ihbarla başlayan soruşturma, 2019’da bir davaya dönüşür. Neden dört yıl beklenir? Çünkü süreç, FETÖ borsası iddialarının ayyuka çıktığı zamana denk gelmiştir. Zengin bir işadamını FETÖ’den sorgulamak kolay değildir. Erdem, sonuçta bir savcının karşısına oturur. Kendisine ByLock dahil, birçok FETÖ suçlaması yapılır.

Ekim 2018 MASAK raporuna göre Zeynel Abidin Erdem’in patronu olduğu Erdem Holding’e ait şirketler, Fethullah Gülen’in talimatı doğrultusunda Bank Asya’da milyonlarca dolarlık hesaplar açmıştır. Raporda, bunlardan sadece GENPA’nın 2013-2014 arası Bank Asya’ya 12 milyon 100 bin dolar ve 5 milyon TL yatırdığı görülmektedir.

Gazete ilanıyla biat 

17 Aralık 2018’de tutuklanan Zeynel Abidin Erdem’in iddianamesi, göz yaşartıcı bir sürat rekoruyla 24 saatte yazılıp mahkemeye sunulur. Sekiz buçuk sayfadan ibarettir. Erdem, etkin pişmanlıktan yararlanır. Zaten asıl suçlu da bulunmuştur: Zeynel Abidin’in kullandığı ByLock, yeğeni Fatih Erdem adınadır. 

Herkesten saklanan dava, 5 Şubat 2019’da Hürriyet’te dört satırlık bir haberle duyulur. Ertesi gün Sabah, Yeni Şafak, Akit ve Takvim’de tam sayfa bir ilan çıkar. GENPA’nın sahibi Zeynel Abidin Erdem, “Bizi asla bölemeyeceksiniz!” başlığını, kendi fotoğrafı ve imzasını taşıyan ilanda “AK Parti’den asla ve asla vazgeçmeyelim. Değerli halkımız Erdoğan’a desteğimizi esirgemeyelim!” demektedir. 

Erdem’in “Padişahım çok yaşa” ilanlarındaki sübliminal mesaj, “Taraf değiştirdim, beni yargılamayın” yakarışından ibarettir.

Yumurta ikizi ve iş ortağı Mehmet Nezih’in aksine siyasal sahne ışıklarında parlamayı pek seven Zeynel Abidin Erdem, 12 Eylül darbecilerinin MDP’sinde il başkanlığı yaptı, Ülkü Ocakları’nda ve Adalet Partisi’nde çalıştı. Turgut Özal, Tansu Çiller, Süleyman Demirel ile yakınlık kurdu, Fethullahçı oldu. Şimdi Erdoğancı.

Yeğeni FETÖ’den ceza aldı, kendisi kurtuldu. Çünkü zengindi. Hâlâ da zengin. Oysa Bank Asya’ya, bazıları kime ait olduğunu bile bilmeden üç kuruş para yatırdı diye kovuşturulan garibanlar, hâlâ mağdur ve daha da gariban. 

Suçlular cellat oldu, masumlar idamlık

İspanya’da idam cezaları, 1974 yılına kadar “cendere”de infaz edilirdi. Antikçağlardan beri insan öldürmeye yarayan cenderenin en gelişmiş hali, demirden bir boyun kelepçesidir. Kelepçenin ortasında bir delik vardır. İdam mahkûmu, cenderenin monte edildiği iskemleye oturtulur. Cendere boynuna geçirilir ve arkadaki delikten kalın bir burgu sokularak yavaş yavaş çevrilir. Burgu cendereden içeri girdikçe mahkûmun ensesindeki iki omuru kırar. Cellatın maharetine bağlı olarak uzun süren, omurların çatırdayıp kırılmasının duyulduğu bir ölümdür. 

Barış’lar, Cendere*nin çatırtısını yazdı. Türkiye’nin omurları kırılıyor. Bizim boynumuz. Üstelik masumuz.  

* Kırmızı Kedi Yayınevi, 2020   


Yazarın Son Yazıları

Adı Salih, yönü Güney 21 Şubat 2021
Bin vefa, bir veda 7 Şubat 2021
Bir annenin çığlığı 27 Aralık 2020
Mahalle temiz. Ya biz? 13 Aralık 2020
Cendere’de boğulmak 6 Aralık 2020