Mikronezya İmaniyet İşleri Reisi
Alyoşa Ersaltz’ın Bitania’yı resmi
ziyaretinde uğradığı araba kazası,
eski gözdesi Azam Varak’ın üstüne
düşmesi ve Beşteber Sisikovski’nin
küplere binmesiyle bitmemişti.
Varakı, muazzam gözdeyi
paylaşamayan iki muktedirin
birbirlerini ısırıp tırnakladıkları
kıskançlık kavgası Bitania Sarayı’nı
karıştırmış, tinsel ziyaret cinsel bir
rezalete dönüşmüştü.
Bir öküz ile bir Bentley’in
telefiyle sonuçlanan kaza, tabii
ki Bentley resmi araç olduğu için
Bitania adliyesine düştü ve elbette
ki ölen öküze ihale edildi.
Ne var ki öküzün sahibi Bitan
köylü, karara itiraz ediyor ve
tazminat istiyordu.
Davayı bir an önce kapatıp olayı
örtbas etmesi emredilen yargıç,
köylüyü hışımla azarladı:
“Behey adam, kazadan sonra
sana ‘Nasılsın’ diye soran şoföre
‘Çok iyiyim, hatta harikayım,
şikâyetçi değilim!’ demişsin. Şimdi
şikâyet ediyor, tazminat istiyorsun,
bu ne iştir?”
Bitan köylü, boynunu
büküp “Efendim, Sarı
Öküz’üm...” diye kekeleliyordu ki
yargıç yine gürledi:
“Bırak şimdi öküzü möküzü,
öldüğünde dövünüp sızlanmadın,
neden şimdi tazminat talep
ediyorsun?”
Köylü derin bir soluk alıp “İzin
verirseniz açıklayacağım Yargıç
Yoldaş” dedi. “Sarı Öküz’ümle yolda
giderken sarayın arabası ona çarptı
ama takla atarken açılan kapısı
da beni çalıların arasında fırlattı.
Müthiş canım yanıyor, yerimden
kıpırdayamıyordum. Yattığım
yerden can çekişen Sarı Öküz’ümün
hırıltılarını duyuyordum. Şoför
bana doğru gelirken hırıltıyı
duyup öküze yöneldi, tabancasını
çıkarıp iki boynuzunun arasından
vurdu. Sonra elinde tabanca,
yanıma geldi ‘Çok acı çekiyordu’
deyip sordu: ‘Peki sen nasılsın?’
Elinizi vicdanınıza koyun:
Yerimde olsaydınız siz ne yanıt
verirdiniz?”