‘Survivor’ gazileri

06 Eylül 2020 Pazar

Son yılların en çok izlenen yarışması Survivor’dan çok önce Survivor’a katılan binlerce Türk genci var. Onlardan birinin hikâyesi, aslında binlercesinin hikâyesidir. Kısaca anlatayım.

Yıl 1991. Survivor’a katılacak adayların üstünkörü sağlık muayenesi yapılıyor. Bir akciğer röntgeni isteniyor, bir de gözle görülür bir sakatlığı olup olmadığına bakılıyor. Sorun yoksa, bir yıl sonra Survivor’a katılmaya hak kazanıyor.

Yıl 1992. Survivor adayına, yarışmacı olduğunun resmi belgesi gönderiliyor. Ailesini, işini gücünü bırakıp Survivor’a gidiyor. Ön eleme için Manisa Kırkağaç, oradan da Çanakkale’ye.

80 gün boyunca nasıl hayatta kalacağına dair teorik eğitim alıyor. Ve Survivor sahnesi, Diyarbakır’a gönderiliyor. Burada, gerçekten hayatta kalmaya çalışırken en ufak bir hata ya da dikkatsizliğin yaşamına mal olacağı kafasına kazınıyor.

Survivor yarışması için ona ve tüm yarışmacılara silah, mühimmat dağıtılıyor. İki kişilik ekiplere ayrılıyorlar. Yarışmacımız, ekip arkadaşıyla birlikte, verilen malzemelerle bir çadır inşa ediyor. Uyumak için “kampet” adı verilen, metal çubuklarla yükseltilmiş iki sedye kullanıyorlar.

Tuvalet yok. Yarışmacılar, ortak kullanım için bir buçuk, iki metre derinliğinde bir çukur kazıp, etrafını brandayla çeviriyorlar.

Çukur dolunca, üstüne toprak atılıp çevresi kireçleniyor. Başka çukur açılıyor.

Banyo da yok. Survivor bölgesinde bir gölet var. Beden temizliği gölette yapılıyor. Tabii otomatik silahlı, nöbetçi hakemler eşliğinde.

Mutfak, içinde mutfak malzemeleri bulunan bir çadır. Yemekhane, diz boyuna kadar toprağa kazılmış bir mevzi çukuru. Yemek vakti yarışmacılar tayınlarını alıp çukura ayaklarını sallandırıyor, oturdukları toprak yüksekliğini sandalye, karşılarındaki yüksekliği de masa olarak kullanıyorlar.

Taze ekmek asla yok. Küflenmiş ekmek gelirse, şanslı bir gün sayılıyor. Yemeklik malzeme ulaşımı tehlikeli olduğu dönemler, çevre köylerden 30- 40 koyun alınıyor, otlatılıyor ve iki günde bir 2-3 koyun kesiliyor. İşkembeler, sabah çorbası yapmaya yarıyor. Geri kalan etler eğer kurtlanmamışsa yemeklere katılıyor, kurtlanmışsa fazladan protein sayılıyor.

Tam elenenler ve yarım kalanlar

Hayatta kalmak için gece gündüz uyanık kalmakta yarar var. Zaman zaman düşman takıma karşı operasyonlara gidiliyor. Bazı operasyonlar şiddetli geçiyor ve ne yazık ki Survivor’dan elenen yarışmacılar da oluyor.

Acı ama gerçek, elenen yarışmacılardan bazıları, gencecik yaşlarında hayattan da eleniyor. Aileleri, evlat diye adının yazılı olduğu soğuk mermerlere sarılmak zorunda.

Biraz daha şanslı olan bazı elenenler ise kalan hayatlarına eksilmiş gövdeleriyle devam ediyorlar. Kimisi ömür boyu yatağa bağımlı, kimisi kollarını, bacaklarını ya da başka uzuvlarını Survivor yarışmasında bırakarak eve dönüyor.

Yarışmacı kurulu, Survivor’dan tümüyle elenenlerin ailesine maaş bağlıyor, yarım kalarak elenenlerin bazılarına da bizzat. Kimisine de hiç bağlanmıyor.

Kaybedilen uzuvlar için bazısına tazminat veriliyor, bazısına verilmiyor. Ev almaları için borç veriliyor ama bu borçla ev alınamıyor.

Survivor’a katılanlar her fırsatta övülüyor, lafa gelince yere göğe konulamıyor. Ama maaş zammı gündeme geldi mi, yüzde 4 artı 4 size yeter deniliyor.

Bir işte çalışıp emekli olma hakları var. Ama 2013’te çıkarılan bir yasa, Survivor’a katılıp yarım kalanların, Survivor’a katılmadan önceki sigorta başlangıçlarını, ödenmiş primlerini yok sayıyor!

Yani iş bulmaları zaten zor, artık emekli olmaları da zorlaştırıldı.

Survivor’dan elenip yarım da olsa hayatta kalanların, bakmakla yükümlü oldukları eşleri, çocukları da olabiliyor. Hasta olup doktora gittikleri zaman, Survivor’cu babalardan kesiliyor.

Ülkemizde, gerçek Survivor yarışması, gerçek mermilerle olanca hızıyla devam ediyor. Ama bazı şeyler değişti. Parası olan, istemezse Survivor yarışmasına katılmayabiliyor. Parası olmayan, Survivor’a katılmak zorunda.

Ayırmacı ve kayırmacı devlet

Yukardaki satırların adı bende saklı yazarı, 20 yaşında askere gitti. Önce orta kulak iltihabı geçirmiş, komando olamaz diye Jandarma Alayı’na “refüze” edildi. 80 günlük acemi birlik eğitiminin ardından, orta kulak iltihabı geçmişiyle Diyarbakır Ergani Jandarma Komando Taburu’na gönderildi. 81 mm’lik havan takımına seçildi. Çatışmaya girdiği de oldu, pusuya düştüğü de. Terhisine 50 gün kala, bir uzman çavuşun silahından çıkan kaza kurşunu, belinin sağından girip solundan çıktı. Omuriliği zedelenmiş, kalın bağırsağı delinmişti. Ameliyat edilen bağırsak, beş buçuk ay dışarda kaldıktan sonra ikinci bir ameliyatla içeri alındı. Omurilik zedelenmesinden, sağ ayağında kısmi felç kaldı.

Olay kaza sayıldı, tazminat verilmedi, gazi değil vazife malulü olarak emekli edildi. İlkokulu 3. sınıfta terk etmişti, yasaları bilmediğinden itiraz ve dava süresini geçirdi.

Yıllarca iş bulamadı. Ama bol bol kitap okudu, artık çok güzel yazıyor ve kendisi gibi kaza kurşunu malulü yoldaşlarının, gazilerle aynı yasal haklardan yararlanabilmesi, SGK başlangıç tarih ve ödenmiş primlerinin emeklilik süresine katılması için sosyal medyada sesini duyurmaya çalışıyor.

Gencecik bedenlerini bekasına siper edenlere hiçbir değer vermeyen bu devlet; yoksula bunca ayrımcı, bunca gaddar ve zengine kayırmacı mı olmalıdır?


Yazarın Son Yazıları

Varlık, yokluk, NAVTEX! 20 Eylül 2020
‘Survivor’ gazileri 6 Eylül 2020
Künye 23 Ağustos 2020
Maarem 16 Ağustos 2020
Tavşanlar da ateş eder! 9 Ağustos 2020
Suat Derviş’in romanı 2 Ağustos 2020
Diriliş: Engizisyon 12 Temmuz 2020
Asla vazgeçme, asla! 5 Temmuz 2020