Tahşiye Bir Nedir?

16 Aralık 2014 Salı

 Şu lanet olası Cumhuriyet rejimiyle birlikte, köklerimden nasıl vahşice koparılmışsam, düne kadar tahşiye kelimesinin anlamı ne, onu bile bilmiyordum.
Ülkede basın yoluyla devleti yıkmaya çalışan koca bir suç örgütü harıl harıl çalışıyor, tahşiyeler yapıyor, ben hâlâ sözlük karıştırıyorum; tahşiye diye bir kelime arıyorum.
Bildiğiniz kepazelik.
Türk Dil Kurumu sözlüğünde kelime yok bile.
E normal, Türkçe değil Osmanlıca.
İnterneti biraz karıştırıyorum; güvenilir bir kaynak çarpmıyor gözüme.
Evdeki eski Osmanlıca sözlüğe sarılıyorum. Nihayet kelime karşımda.
Mustafa Nihat Özön’ün hazırladığı sözlükte tahşiyenin anlamı, haşiye yazmak.
Peki ama haşiye ne!
Heyecanla h harfine bakıyorum; o da sayfa kenarı, demekmiş.
Biraz düşününce çözüyorum; bildiğimiz dipnot bu meret.
İşte Cumhurbaşkanı’nın dedikleri bir bir çıkıyor.
İstesek de istemesek de, muhaliflerin suç merakları ve iktidarın hukuki atakları sayesinde hepimiz Osmanlıcayı ite ite öğreniyoruz.
Tam, muhtemelen dedelerimin mezar taşlarını süsleyen kelimelerden biriyle geç de olsa tanıştım diye sevinecekken aklım tashih kelimesine takılıyor.
Yıllardır gazetecilikte kullanılan tashih de sandığım kadar masum bir kelime olmayabilir diye şüpheye düşüyorum.
Dünyanın bin bir hali var, insan bazen bilmeden de kendini bir suç örgütünün içinde bulabilir.
İnternete güvenim yok; Osmanlıca sözlüğü yine açıyorum.
Tashih, sıhhat kelimesinden geliyormuş; anlamı iyi etme, yanlışı doğrulama...
İçime bir kurt düşüyor.
Kelime fazla devrimci gibi.
Bir de şu sıhhat kelimesine bakayım diyorum.
Korktuğum başıma geliyor!
Meğer sıhhat, Osmanlıcada gerçeklik, sağlamlık, doğruluk demekmiş.
Doksan yıldır anlamını bilip bilmeden kullandığımız kelimelerin içindeki tehlikelerden ne kadar bihaber yaşamışız meğer.
Düzeltme yerine tashih kelimesini kullanmakta ısrar eden o muhabirler, o sayfa sekreterleri, o editörler, o yazı işleri müdürleri bir lafın arkasına saklanıp kim bilir ne dolaplar çevirdiler de, ben anlamadım.
İnsanın köklerinden koparılması, atalarının dilini bilmemesi başa bela.
İktidar, sadece ve sadece dil bildiği, Osmanlıcaya kıymet verdiği için, kendisiyle aynı dili konuşan düşmanlarını şıp diye teşhis edebildi.
Tahşiyeyi gördü, saptadı, yakaladı.
Biz hâlâ sözlük karıştıralım!
Ergenekon olsun, Balyoz olsun kolay anlaşılır kelimelerdi, ama artık zaman değişti.
Tehlikeler bundan böyle Cumhuriyet sonrasına ait, köksüz, züppe, laik ve çağdaş bir dilden değil, köklerimizden, derinlerden ve eskilerden, bilmediğimiz, anlamadığımız o dilden gelecek.
O yüzden hiç direnmeyelim, bırakalım çocuklara okullarda Osmanlıcayı tane tane öğretsinler.
İnsanın celladını sevmesi gerekmez, ama onu tanısa iyi olur.
 


Yazarın Son Yazıları

Fetih ve işgal 7 Ekim 2020
Anarko Kemalist 16 Eylül 2020