Akbelen, Tisan, Belgrad Ormanı: Tarafınızı seçin
Murat Ağırel
Son Köşe Yazıları

Akbelen, Tisan, Belgrad Ormanı: Tarafınızı seçin

07.04.2026 04:00
Güncellenme:
Takip Et:

Ülkedeki gündem her dakika değişiyor.

Değişen gündeme kayıtsız kalmak ise mümkün değil. Cennet gibi koyların betonlaştığı, kamu kurumlarının birbirine girdiği, muhalefetin iş yapmaması için kamu gücünün kullanılarak iş yapamaz hale getirilmeye çalışıldığı, toprağına sahip çıkan, anayasal hakkını kullanan kişilerin tutuklandığı haberler...

Nasıl sessiz kalacaksın? Nasıl yazmayacaksın?

Ta Karadeniz’deki HES’lere karşı dururken de karşı çıktık. Üçüncü köprü yapılırken de yok edilen ağaçları hepimiz gördük. Sadece ağaç mı? Köprü bittikten sonra nasıl bir yapılaşma yaşandığını yaşayarak anlıyoruz. Sırf rant yaratıp birkaç kişiyi zengin etmek için Kanal İstanbul arazisindeki felaketi görüyorsunuz. Erzincan İliç’te defalarca uyardık. Bizzat gidip hem şirketle hem köylülerle konuştum. Defalarca anlattım “Burada bir felaket yaşanıyor” diye. O felaketi dokuz işçinin canıyla ödedik.

Şimdi adres dünyanın 13’üncü, Türkiye’nin ise en güzel koyu seçilen Tisan Adası...

Mersin’in Silifke ilçesine bağlı, sırt sırta vermiş iki koydan oluşur Tisan Adası. Mitolojideki adı Aphrodisias antik kentidir.

Depremler ve savaşlarla yıkılmadan önce Romalılara ve Bizanslılara ev sahipliği yapan bu antik kent, Aphrodite’e (Afrodit) adanmıştır. Afrodit yurdu olarak bilinen bölgede çok fazla tarihi eser bulunuyor. Ortaya çıkarılan kalp desenli mozaikleri, antik kentin konumu burada bir tarih yattığını anlatıyor zaten.

Bu eşsiz cennet artık turkuaz suları veya tarihi dokusuyla değil, ucube villalarıyla anılıyor. Bakmaya kıyılamayan sahil betona gömülmüş durumda.

Kim nasıl, neden böyle bir yapılaşmaya izin verdi akıl alır gibi değil.

İtiraz eden de tutuklanıyor.

Bakın, sadece Mersin’in Tisan Adası’nda olmuyor.

Türkiye’nin cennet gibi güzellikleri bir rant anlayışının kurbanı oluyor. Tisan’ı yazarken Akbelen’de köylüler direniyor. Kaz Dağları yok olurken Beykoz’daki ormanlıklar imara açılıyor. Trakya İğneada’da planlanan nükleer santral, Mersin Akkuyu’daki nükleer proje ve Sinop’ta gündeme gelen nükleer santral planlarını söylemiyorum bile. Daha geçen ocak ayında Bursa Yenişehir Kirazlıyayla’daki maden atık havuzunun çökmesini duymadınız bile.

27 Şubat’ta verilen kararla 21 ilde 4.8 milyon metrekarelik ormanın statü dışına çıkarılması normal mi geliyor size?

“Muhafaza ormanı statüsünü” duydunuz mu hiç?

Türkiye’de toplam 23 milyon hektarlık orman alanının yaklaşık 251 bin 400 hektarı muhafaza ormanı statüsünde. Su kaynaklarını, toprağı, yaban hayatını ve insan sağlığını korumak için ayrılan en yüksek koruma statüsüne sahip alanlar bunlar. İşte İstanbul’un canı ciğeri, suyu, doğası Belgrad Ormanı’nın muhafaza ormanı statüsünün değiştirilmek istendiği konuşuluyor.

Fakat konuşan yanıyor!

Akbelen’de yaşadığı köyün arazileri için acele kamulaştırma kararı verilmesine karşı çıkan Esra Işık, geçen hafta tutuklandı.

Esra Işık, “Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var. Sizin ‘100, 200, 500 tane’ diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik, ömür” demişti.

Bilenler bilir, zeytin ağaçları gerçekten de ömürlük bir emek ister.

Esra Işık, İkizköy Muhtarı Nejla Işık’ın kızı. Ne için söylemişti bu sözleri?

Hatırlarsanız Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresinde yer alan 679 parsellik tarım arazisi için acele kamulaştırma kararı verilmişti.

Bunun, İçtaş ve Limak’ın ortağı olduğu YK Enerji şirketinin kömür sahalarını genişletmesi amacıyla yapıldığını savunan bölge sakinleri kararı mahkemeye taşımıştı.

Açılan dava kapsamında mahkeme bilirkişi heyeti, jandarma eşliğinde 30 Mart’ta bölgede inceleme işlemlerine başladı. 31 Mart Salı günü keşif sırasında Esra Işık, tam da oldubittiye karşı sesini yükseltti ve itiraz etti.

“Vay sen misin itiraz eden?” dercesine gece saatlerinde gözaltına alındı ve aynı gün tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Aslında bu bir gözdağı. Çünkü Akbelen’de yurttaşlar, topraklarının maden şirketi tarafından yağmalanmasına, ömürlerini adadıkları zeytinliklerin yok edilmesine karşı direniyorlar.

İnsanın aklı almıyor. Bakmaya kıyamadığımız koylar, medeniyetlere tanıklık eden zeytin ağaçları, kamu gücünü arkasına alanlar tarafından yok ediliyor.

Muğla Belediye Başkanı Ahmet Aras sosyal medyada paylaşınca gördük. Yine cennet köşesi bir koyda, insanın dahi yürümekte zorlandığı sahile iş makineleri girmiş, hızlı hızlı çalışıyor.

Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı Göcek’teki Osmanağa Koyu’nda planlanan turizm tesisi projesi için yıkım başladı. Koruma statüsündeki koya iş makineleri girdi, inşaat süreci başlatıldı.

Neymiş efendim, turizm tesisi olacakmış. Yere batsın artık.

Sadece doğa mı?

İzmir’deki Meslek Fabrikası’nın tahliyesi için bina polis ablukasına alındı. Belediye tarafından restore edilen ve meslek fabrikası olarak hizmet veren binanın, 1926 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün imzaladığı kararnameyle İzmir Büyükşehir Belediyesi mülkiyetine geçtiğini gösteren resmi belgelere ait görseller, tarihi yapının duvarlarına asılmıştı. Ancak bina Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi. Büyükşehir belediyesi devrin durdurulması için mahkemeye başvurdu. Durdurma kararı verildi.

Yasal süreç devam ederken Vakıflar Genel Müdürlüğü, Meslek Fabrikası’nın tahliyesi için verilen iki haftalık sürenin dolduğu gerekçesiyle sabah şafakta polis eşliğinde binayı ablukaya aldı ve el koydu. Tepki veren vatandaşların polis bariyerlerini yıkması üzerine polis, kalabalığa biber gazıyla müdahale etti.

Ne yazık ki her gün böyle.

Ne doğa tanınıyor ne hukuk. “Ben istedim oldu, ben yaptım oldu” mantığıyla süreçler devam ediyor. Doğal güzellikler beton yığınlarına dönüyor.

Bu bir zihniyet savaşı. Doğa ile kapitalin savaşı. Tarafınızı seçmek zorundasınız.